logo

Yeşilçiftlik’in kaderini Akcan değiştirdi.

pazar kahvaltıları zekeriya ölmez

Hayatının en acı ve en sevinçli olduğu zamanın Sultandağı depremi olduğunu belirten Yeşilçiftlik Belediye Başkanı Zekeriya Ölmez, bir felaketi nasıl fırsata çevirdiğini, Türkiye’de ilk defa CHP’li bir Belediye Başkanının MHP’li bir bakanın adını caddeye niçin verdiğini ODAK Yazarları Mehmet Emin Güzbey, Ertuğrul Sevim ve Ömer Mazi’ye anlattı.

2 Şubat 2002 depremi Yeşilçiftlik ile bölgede birçok yeri yerle bir etti. Siz orada yaşayan bir bireysiniz, babasınız, ama aynı zamanda bir belediye başkanısınız. Bir felaket olmuş, bir şok yaşanmış, acılar var. Ama sizin Belediye Başkanı olarak sızlanacak, acınızı yaşayacak lüksünüz de yok. Çünkü siz halka umut vermek zorundasınız. Depremde Zekeriya Ölmez ne yaptı?  

Z.Ölmez, Bir daha inşallah böyle bir acı tekrar yaşamayız. Benim hayatımın en üzücü olayı o depremin olduğu sabahtı. Oğlum kendini dışarı attı, ben de kızımı kucağıma alıp kendimi dışarı attım. Sonuçta ben de insanım, benim de duygularım var. Herkes gibi ben de depremin şoku ile çaresizce kızım kucağımda etrafımda insanların koşuşturmalarını izliyorum. Her evden çığlık sesleri yükseliyor. Ne kadar olduğum yerde kaldığımı bilmiyorum. Oğlum yanıma gelerek bacağıma sarıldığında kendime geldim. Bir bacağımdan tutunan oğlum, kollarımda kızım ağlıyorlar. Ayağımı hissedemiyorum. Ayak yalın dışarı çıktığımızda yerde biriken su buz tutmuş ve ben o buzlu suyun içindeyim. Kendime geldim ve eşimi bulup çocukları ona teslim ettikten sonra bir kenara çekilip ‘ben ne yapabilirim?, bu enkaz nasıl kalkacak?’ diye düşünmeye başladım. Hayatım boyunca hiç bu kadar çaresiz kalmamıştım.

 

Öyle bir durumda ne olursanız olun insan çaresiz kalıyor. Ama insanlar böyle zamanlarda bir lider, bir umut bekler…

Z.Ölmez, İlk birkaç gün yapacak fazla bir şey yok. Ama ben 10. gün Ankara’ya gittim. Benim teknik bir kişi olmamdan dolayı mesleki becerimden ilk iş Yeşilçiftlik’i yeniden imar etmek oldu. Büyük bir müşavir firma ile anlaşma yaptım. Bu kasaba yıkıldı. 400 konut, 400 ahır, samanlık yıkıldı. Altyapı üstyapı hepsi gitti. Kasabanın yeniden imar planını kanalizasyonunu, içme suyunu, yağmur suyunu, yollarını her şeyini yeniden yapmak için bir çalışma başlattım. Tam 7 klasörlük bir çalışma oldu. Deprem benim en üzüldüğüm zaman olmuştu ama yine benim en sevinçli olduğum zaman da depremde oldu. Benim en büyük şanslarımdan biri Afyon Milletvekili Abdülkadir Akcan’ın o zaman Bayındırlık ve İskan Bakanı olması. Çay’da bir okulda toplantı yaptı. ‘33 belediye bu depremde zarar gördü. Şartları zorlayarak Afet Fonunda şu kadar para çıkardık’ dedi. ‘Lüften projelerinizi bakanlığa getirin’ dedi. İçimde öyle bir sevinç oldu ki anlatamam. Bir proje hazırlatmak 30 gün sürer. Oysa bizim projeler hazır. 7 meclis üyesi ile herkesin kucağında bir klasör proje dosyası ile bakanlığa vardık.

 

Akcan, “Bu projelerin hepsi uygulanacak” emri verdi

Siz CHP’li bir Belediye Başkanısınız, Bakan da MHP’li nasıl bir karşılama bekliyorsunuz?

Z.Ölmez, İnanın içimde en ufak bir şüphe yok. Bizim yöremizin insanından siz başka partilisiniz gibi bir yaklaşım olacağını sanmıyorum. İsmimizi duyar duymaz bizi içeri aldı. ‘Nedir bunlar başkan’ dedi. Tek tek projelerimizi anlattık. Bir bana baktı bir projelere baktı hiç bir şey söylemeden telefonu eline aldı tüm müdürlerini odasına topladı. “Arkadaşlar, siyaset hizmet için yapılır. Herkes temsil ettiği kesimlere hizmet etmek için vardır. Ben bu başkanın temsil ettiği kesime hizmet etmeye çalıştığını görüyorum” dedi. “Hiçbir parti ayrımı yapılmadan bu projelerin hepsi uygulanacak” dedi. Bana dönerek ‘takibi de sana düşüyor başkan’. 7 trilyon ödenek çıktıktan sonra benim en mutlu günüm oldu. Bu işin artık yapılacağına inandım. Herkes daha ah vah çekerken Yeşilçiftlik şantiyeye döndü. İnanın hala bu işlerini bitiremeyen belediyeler var.

 

Tüm projeler uygulandı mı?

Z.Ölmez, Evet uygulandı. Çok hızlı bir şekilde ihale yapıldı ve ihaleyi alan su projesi yapmaya, kanalizasyon yapmaya, yağmur suyu projesini yapmaya, bina yapmaya geliyor. Bırakın Türkiye’yi dünyada depremin olduğu yılın içinde deprem hasarının onarıldığı tek bölgeyiz. Yeşilçiftlik’te bir yıl içinde herkes yeni evlerine girdi, kanalizasyon, yağmur suyu, içme suyu, yollar, parklar her şeyiyle hazırdık. Bu da bizim işi bilmemizden ve proje adamı olmamızdan kaynaklanıyor. İnanın bizim dışımızda Abdülkadir Akcan’ın Afet Fonundan çıkardığı parayı kullanan olmadı. Hala o paradan kullanılmayan bölüm var. Allah razı olsun Bakan Abdülkadir Akcan’dan.

 

Siz krizi fırsata çevirmeyi bilmişsiniz. Bu da sizin özel sektörden gelmeniz, soğukkanlı olmanız ve proje kabiliyetinizden kaynaklanıyor.

Z.Ölmez, Ben şunu biliyorum Bakan Akcan yalvardı ne olur proje getirin diye. Ama birçok arkadaşımız korktu. Yapamazsak, altından kalkamazsak koltuğumuzu kaybederiz diye korktular. Ben düğün salonuna herkesi topladım. Ben bir daha seçim kazanamayacağımı dahi bilsem bu projeler buraya uygulanacak dedim. Bizde çarpık yapılaşma da vardı. Aslında en sıkıntılı olması gereken bendim. Biz yaptık diğerleri yapamadı.

 

İki kişinin adını caddeye verdim

Abdülkadir Akcan’ın yaptıklarından sonra bir yere adını verdiniz mi?

Z.Ölmez, Evet verdik ve bu kadar kısa zamanda bize yaptığı o iyiliği karşılıksız bırakmak insafsızlık olurdu. Belki de Türkiye’de ilk ve tek CHP’li bir Belediye Başkanı, MHP’li birinin, bir Bakanın adını bir caddeye veriyor. Bunun kesinlikle bir benzeri yoktur. Biz iki kişinin adını caddeye verdik. Biri Abdülkadir Akcan, diğeri Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer’in adını verdik. Geri kalan yerlere eskiden verilen isimleri yeniden verdik.

 

Siz İl Başkanlığı, Merkez İlçe Yönetimi, 15 yıllık Belediye Başkanlığı ve İnşaat işlerinden anlayan biri olarak bu güne kadar partiden ya da CHP’li belediyelerden sizin bilginizden faydalanmak isteyen oldu mu?

Z.Ölmez, Maalesef olmadı. Çok uzağa gitmeye gerek yok. CHP İl Başkanlığı seçim süreci oldu. Ben tüm ilçelerde yapılan kongrelere katıldım. Burada belediyecilik ve yerel yönetimlere yönelik istedikleri her türlü bilgiyi vermeye hazırım dedim. Ama bu güne kadar bir karşılık bulamadım. 2009 seçimlerinden sonra Afyon’da CHP’nin belediye kazandığı ilçe ve belde belediye başkanlarını davet ettim ve bir yemek verdim. ‘Sizlerin başarısı CHP’nin başarısı, ben istediğiniz ne varsa vermeye bilgim ve birikimim ölçüsünde hazırım’ dediğim halde bu güne kadar hiçbir arkadaşımdan geri dönüş olmadı. Ama işin garip yanı AK Partili Belediye Başkanlarının birçoğu her ay gelip biz şöyle bir karar alacağız yanlış bir şey yapmayalım diye alacakları kararı getiriyorlar, birlikte inceliyoruz. Ama kendi partimin başkanlarından böyle bir talep yok. Bu duruma üzülüyorum.

 

Mustafa Sarıgül’ün adı bile yetti

Yerel yönetimlerden, tecrübe ve bilgi birikiminden bahsetmişken Mustafa Sarıgül gibi bir belediye başkanı var, CHP’nin İstanbul Belediye Başkan Adayı olması bekleniyor ve hatta gözü Genel Başkanlıkta olan bir isim. Sarıgül’e nasıl bakıyorsunuz? CHP’de bir fark yaratır mı?

Z.Ölmez, Sarıgül’ün adı gündeme geldiğinden beri CHP’de zaten bir farklılık yarattığı gerçeği ortada. Sizin bir hedefiniz varsa, Belediyeyi kazanmak, iktidarı kazanmaksa bazı düşüncelerinizden taviz vermek zorundasınız. Vermezseniz zaten başarıya ulaşamazsınız. CHP İstanbul’u almak istiyorsa, böyle bir niyeti varsa, İstanbul’u ben yöneteceğim diyorsa, bunu Mustafa Sarıgül’den başkası ile sağlayamaz. Uzun vadede Sarıgül kazanır, başarılı olur ve ileride Genel Başkan düzeyinde siyaset yapmak isterse bu da onun en doğal hakkı. Başarının temelinde yerel yönetimler yatıyor. Bu arada Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’na kimse kötü diyemez. Mutlaka o birikimi var ki o noktada.

 

Yerel Yönetimler bir parti için ne kadar önemli?

Z.Ölmez, Yerel yönetimler partiler için çok önemli. Genel siyasetin yolu başarılı yerel yönetimlerden geçiyor. Yerel yönetimler insanı vezir de eder rezil de eder. Ben etrafımda batmış durumda olan onlarca belediye görüyorum. Personelinin maaşını veremiyor, kurumlara borcu var. Benim belediyemin hiçbir kuruma tek kuruş borcu yok. Olmadığı gibi birçok kurumdan teşekkür belgesi alıyoruz. Yerel Yönetimlerin başarısı partilere iktidar yolu açan önemli bir ayak. 14 yılı geride bıraktım bu güne kadar hiçbir meclis üyesinin şerh koyduğu bir tek karar yoktur. Kendi meclis üyelerim ve muhalefet meclis üyelerinin tamamının imzası ile alınır kararlarımız. Ben yaptım oldu değil, yapılacak olan bir kararı onların da bilgisine başvurarak ortak kararla alıyoruz. Hangi partili olursak olalım hepimizin amacı Yeşilçiftlik’e hizmet etmek. O zaman niye birbirimizle çekişme içinde olalım ki? Ben beldem için yapacağım bir projeyi kendi meclis üyeme kabul ettiremiyorsam benim orada oturmamam lazım. Onlar da benim gibi seçilmiş insanlar. Muhalefet Meclis üyelerinin desteği olmadan da her kararı alacak çoğunluğum var. Ama bizim siyaset anlayışımızda hiçbir zaman bizden olmayanı ötekileştirmek gibi bir yaklaşım yok. Bu tür görevlere talip olan insanlar önce kendini bir tartmalı. Ben bu göreve layık mıyım?, ben bu işin altından kalkabilir miyim? İnsan önce kendini bilmeli.

 

Mafya karşımıza dikildi “Burası dağ başı mı?”

Siyasete girdik ve hiçbir devlet kurumu işi yapmayacağım dedikten sonra biz krize girdik. Belçika’da yaşayan Emirdağlı bir dostumuz var. ‘Benim İstanbul’da tekstil fabrikası ruhsatlı bir yerim var. Burada bir şeyler yapmak istiyorum ama hemşerilerimle yapmak isterim’ diyerek bana bir teklifte bulundu. İstanbul’a gittik ve şantiyeye başladık. Bir hafta sonra üç beş kişi geldi. ‘Hayrola’ dediler. ‘İnşaat yapacağız’. Dediler ‘burası dağ başımı buranın bir raconu var. Bir sorumlusu var’. Dedik ki ‘bizim tüm evraklarımız tamam, bir eksiğimiz yok ki’. ‘Olsun senin yine de bir icazet alman gerek’ dediler. Biz ‘kim buranın belediye başkanı’ dedik. ‘Gürbüz Çapan’ dediler. Vardım kendimi tanıttım ‘Afyon eski İl Başkanıyım. Burası dağ başı değilmiş’ dedik. ‘Git başkan işine bak’ dedi. ‘Burada mafya var ama benden büyük mafya yok’ dedi. Çıktık belediyeden, ‘burası dağ başı mı’ diyenler ‘nasıl yardımcı olabiliriz’ demeye başladı.

 

Evi satarak krizden kurtulduk

Anadan babadan bir birikim yok. Ne eşimin ailesinden ne de benim ailemden bize kalan bir şey yok. Afyon’da eşimle benim gelirimizle aldığımız bir evimiz var. Bizim işler iyi gitmeyince borca girdik. Bir gün eşime ‘Ayşe Hanım gel bakalım biraz konuşalım’ dedim. ‘Bu evi bize kim aldı. Hiç kimse almadı’ dedi. ‘Babanın katkısı vat mı?’ dedim, ‘yok’ dedi. ‘Benim babamın katkısı var mı?’ dedim, ‘yok’ dedi. ‘Biz çalıştık çabaladık yaptık’ dedi. ‘Bugün bu evi satarsak düzlükteyiz. Ama yarın satarsak bu ev de kurtarmaz, arabayı da satarız’ dedim. Hiç düşünmeden ‘canın sağ olsun’ dedi ve el ele gidip o gün evi sattık ve her şeyi sıfırladık. Siyasete girip de kriz yaşayan her halde benden başka kimse olmamıştır. Herkes İl Başkanı olduktan sonra işini büyütür biz evimizi satmak zorunda kaldık. Ama ne eşim ne de ben bir gün olsun yaşadıklarımızdan pişmanlık duymadık.

 

% 40 kırımla ihale aldım

Afyon’da benim ayarımda 5-6 müteahhit var. Bir gün Bolvadin Özburun Alabalık Tesisleri yapım ihalesi var. Daha önce ben Sultandağı Alabalık Tesislerini yaptığım için işi de biliyorum. İhaleye gittik. Kamil var, Emin var, Özburun var. Arkadaşlara dedim ki ‘Bakın benim durumu biliyorsunuz. Benim bu işe ihtiyacım var. Bu işi ben alayım’ dedim. İhale de açık eksiltme ile yapılacak. Dışarıda anlaştık peki dediler. İhaleye girdik herkes eksiltmeye devam ediyor. Dedim ‘bizim anlaşma yalanmış’. Kalktım % 40 dedim, herkes sustu. Kulakları çınlasın Ahmet Özyurt, “Ya başkan bu şekilde nasıl yapacaksın? Şimdi sen 100 liralık demiri 60 liraya mı alacaksın?, çimentoyu ucuza mı alacaksın? Ne yapıyorsun? Nasıl para kazanacaksın?” dedi. Ben de ‘efendim ben bu güne kadar şu kadar kamu kurumu işi yaptım, özel sektöre iş yaptım. Bu güne kadar yapamadığım ya da eksik bıraktığım bir iş olmadı. Ben bu işi yaparım’ dedim. Ben o kırımı tepki olsun diye meslektaşlarıma karşı yaptım. Daha sonra Çevik Kuvvet Hizmet Binasını aldık. İhalesi var, orada insafa gelen arkadaşlar % 4 kırım ile o işi benim almamı sağladılar. Bu iki işi bitirdikten sonra Müteahhitlik işine son verdim.

ODAK Gazetesi

Share
#

SENDE YORUM YAZ