logo

Yağcı, ayakkabı boyadım simit sattım

alper yağcı1

MHP Merkez İlçe Başkanı Alper Yağcı’ın gün yüzüne çıkmamış hayat hikayesi ilk kez ve sadece ODAK Pazar Kahvaltılarında ortaya çıktı. Alper Yağcı ODAK Yazarları Mehmet Emin Güzbey, Ertuğrul Sevim ve Ömer Mazi’ye hayatı ve siyasette gelecek planlarını anlattı. Bir binden çarpıcı açıklamalarla Alper Yağcı’nın bilinmeyenlerini merak edenler bu bu söyleşiyi soluksuz bir şekilde okuyacaklar.

 

Alper Yağcı kimdir, nerede dünyaya geldi, nasıl bir çocukluk hayatı oldu?

1 Mayıs 1981 yılında Almanya’da gurbetçi bir ailem 4 çocuğundan sonuncusu olarak dünyaya geldim. İşçi bir ailenin çocuğu olarak işçi bayramında dünyaya gelmek başka bir olay benim için. Birde gurbet bizim için iki kere gurbette. Birincisi memleketten uzakta olmak, ikincisi kardeşlerimizden uzak olmak. Babam bizi Almanya’da diğer Türk çocukları gibi bir yozlaşmaya maruz kalmamamız için okul çağına gelen kardeşlerimi Türkiye’ye, daha doğrusu Afyon’a gönderiyordu. Bu nedenle biz ailece gurbet acısını iki kere yaşamak zorunda kalıyorduk.

 

Nasıl yani?, Kaç yaşında gönderiyordu?

Babam her zaman Dinine ve ülkesine bağlı büyük bir milliyetçidir. Benden önce bir ablam iki de abim var. Onlar 5 yaşına geldiklerinde Türkiye’ye gönderiliyor ve eğitimlerini bura da almaları sağlanıyor. Benden önceki ağabeylerim ve ablamda böyle oluyor. Sıra bana gelmeden aile yeter artık bu böyle olmayacak diyor ve kesin dönüş kararı alıyor. O zaman ben 3 yaşındayken Türkiye’ye kesin dönüş yapıyoruz. Ben dünyaya geldiğimde kardeşlerim Türkiye’deydi ve ben onlarla birlikte büyüme imkanım olmadı. Hepimiz Almanya’da doğmamıza rağmen hiç orada okula giden olmadı. Okul çağı gelen Afyon’a geldi.

 

Ne kadar Almanya’da kaldı aileniz?

Babam 14 yıl Almanya’da kalıyor. Bunun 7 yılı çalışma hayatıyla geçiyor geri kalan 7 yılında ise siyasi çalışmalar yürütüyor. 1984 yılında ben 3 yaşında iken babam yeter artık bu gurbetlik diye Afyon’a dönme kadarı alıyor ve taşınıyoruz. Benden önceki kardeşlerimin özlemini yaşayan aile aynı artılık acısını bende de yaşamamak için dönüyor. Gelmemizdeki asıl sebep babam çocuklarının eğitimlerini burada tamamlanmasını istediği için. Almanya’da eğitim görev ve yozlaşan çocukları ve gençleri gördüğü için bizim Türkiye’de eğitim almamızı istiyor. Almanya’da doğmamıza rağmen kardeşlerim 5 yaşından sonra Afyon’da yaşadılar.

 

Babam Ülkü Ocakları Başkanı oldu

Afyon’a geldiniz, babanız ne yapmaya başladı? Siyasete devam etti mi?       

Babam zaten Almanya’da da siyasetle ilgileniyordu. Babam MHP’li olduğu için Afyon’a döndüğümüzde kaldığı yerden devam etti. O zamanki adı Bilim Ocakları olan Ülkü Ocakları Başkanı oldu. Kadınana ilkokulunda, Şemsettin Karahisari Ortaokulu ve Afyon Lisesinde okudum. Babam MHP Merkez İlçe ve İl Yönetimlerinde bulundu. Bu nedenle biz çocukluğumuzda ve gençliğimizde yaşıtlarımız gibi kafe, bilardo salonları gibi yerlere gitmemiz mümkün olmadı. Herkes tarafından göz önünde olan ve bilinen insanlardık. Lise’den itibaren bende bazı faaliyetlerde bulunmaya başladım. Benim siyasetteki ilk resmi görevim Ülkü Ocakları Başkanlığında Orta öğretimler masasına bağlı olarak Afyon Lisesi Okul Başkanı olarak çalışmaya başladım. O zaman Afyon lisesinde 2 binden fazla öğrenci var.

 

Okul Başkanlığından sonra başka göreviniz oldu mu?

Afyon Lisesi Bittikten sonra Merkeze Bağlı Sülün Kasabası Kurucu Ülkü Ocağı Başkanı olarak görev yaptım. Bu arada üniversite sınavlarına girdim ve Ağrı’ya Atatürk Üniversitesi Sınıf Öğretmenli bölümünde okumak için bir yıl orada kaldım. Ama sınıf öğretmenliğinin benim işim olmadığını düşünerek bir yılın sonunda bırakarak geri geldim. 2001 yılında Göktuğ Hizmetler Gurubu diye bir firma kurarak ticaret hayatına başladık. Bu arada Afyon Kocatepe Üniversitesi Mahalli İdareler Bölümü Yüksekokulunu bitirdim. Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü 4 yıllık lisans eğitimini bitirdim. Hala Afyon Kocatepe Üniversitesinde İktisat Bölümünde Yüksek lisans bölümünde eğitim devam ediyor.

 

Almanya’dan döndünüz nerede yaşamaya başladınız, babanız ne iş yapıyor?

Almanya’dan döndükten sonra babam zaten emekli olmuştu. Ama Almanya emeklisi değil Türkiye’den emekliydi. O zaman oradan para gönderip buradan emekli oluna biliyordu. Ama işin garip yanı babam hala emekliler arasında en düşük maaşı alır. Buna rağmen bizim Almanya’da hala akrabalarımız var ve onların sıkıntılı olduklarını görüyoruz. Biz Türkiye’ye dönmekle isabetli bir karar vermişiz. Büyük abim üniversitede doçent, küçük abim Afyon Lisesinde beden eğitimi öğretmeni ablam öğretmen.

Almanya’dan geldikten sonra bir ev bulduk. Babam biraz gelenekçi olduğu için ilk girdiğimiz evden hiç çıkmadan yıllarca oturduk. Dumlupınar Mahallesinde Şemsettin Karahisari okulunun orada. Babam kardeşlerimizin üniversite hayatı bitip görevlerine başladıktan sonra köy özlemi çektiği için Sülün’e dönüyor. Almanya öncesi babam bir sürede İstanbul’da kalıyor. O nedenle köy ortamını özlediği için Sülün’e yerleşiyor.

 

Siyaset babadan miras kaldı

Size siyasete ne zaman başladınız diye bir soru sormak her halde abest bir durum olur. Ama yinede sormuş bulunayım?

Benim siyasete başlamam daha doğmadan başlıyor. Babam Almanya’da Siyaset yapıyordu. Buraya geldiğimizde yine siyasetin içindeydim. Daha okuma yazmayı bilmeden bozkurt işareti yapan MHP yazıp okuyan bir çocuktum. Yani Aklım erdiğinden beri siyasetin içindeyim. Bu aslında bir miras gibi bir olay. Babamdan bize geçen ve bizim devam ettirdiğimiz bir vazife.

 

İlkokul’u Kadınana İlkokulunda okumaya başlıyorsunuz. Nasıl bir öğrencilik hayatınız oldu?

O yıllarda Afyon’da ilkokul denildi mi ilk akla gelen Kadınana İlkokulu gelirdi. Şehrin tüm önemli isimleri bu okuldan çıkmıştır. Buradan sonra ise ortaokullar arasında ise Şemsettin Karahisari gelirdi. Ben her ikisini de eğitim gören şanslı bir öğrenciydim. Arkasından tabi ki Afyon Lisesi. Ben aslında uysal ve iyi bir öğrenciydim. Oradaki iyi eğitimlerin sonrasında belki de buralardayım. Bizim Afyon Lisesi Müdürü Güler Yardım’dı. Efsane okul müdürleri arasındaydı. Onun üzerine disiplinli biri müdürü olmadı. Öğrencileri tuttu mu duvara yapıştırırdı. Çok soruşturma geçirdi ama asla disiplinden taviz vermezdi.

 

Almanya’dan geldiniz burada oradan kalan bir birikim var mıydı? Yoksa emekli maaşı ile geçinen bir aile miydiniz? Aynı anda 4 çocuk okutan bir baba çok kolay olmasa gerek?  

Evet tabiî ki Almanya’dan döndükten sonra bir miktar birikim vardı. Ama onlarda babamın ortak girdiği bazı işlerde yok olup gitti. Birlikte bir koyun işine girildi. Sermaye ortak ama işin başında diğer kişi duruyor. Bizim koyunlar nedense hep öldü, diğer adamın koyunları hep artarak devam etti. Öyle varlık içinde yaşamadık. Ama babam yinede her şeye rağmen hepimizin okuması için ne gerekiyorsa yaptı. Ama babamın ekonomik durumu hala aynı. Emekli maaşı ile geçinen bir insan. Babam bir emekli maaşı ile 3 üniversite bir de beni liseye kadar okutmak zorunda kaldı.

 

Polislerden çok para kazandım

Aile bu kadar sıkıntılı bir dönemden geçerken siz hiç çıraklık yaptınız mı? Bir iş yapmadınız mı?

Ben bir yerde çıraklık yapmadım ama ayakkabı boyacılığı ve tarcılılık işi yaptım. Ben çalışmayı çok seviyorum. İlkokul’dan itibaren Kadınana ilkokulu önünde ayakkabı boyacılığı yaptım. Boya sandığını taşıyamazdım. Babam okulun önüne kadar getirirdi. Bende orada boyacılık yapardım. Sabahtan öğleye kadar boyacılık yapardım, öğleden sonra da okula giderdim. Bir gün okul müdürü ya Ahmet bey Almanya’dan geldiniz durumunuzda fena değil, hayırdır diyor. Babamda çocuk böyle istiyor durdurmuyor bizi dedi. Ülkü Ocakları binası vardı onun altıda çay bahçesi. Ben o bahçenin önünde çok ayakkabı boyadım. Hele Cumartesi Pazar polis okulu öğrencileri çok gelirdi. Ben polis öğrencilerinden çok para kazandım. Hem boya yapıyorum hem de tartı işi yapıyorum. O zaman kimse de tartı yok. Biz Almanya’dan polis öğrencileri tartılmak için sıraya girerlerdi. Boya ve tartının yanı sıra simitte satmaya başladım.

 

Tartı, Ayakkabı boyası ve simit sattınız. Bunlar ne kadar sürdü?

İlkokul sonuna kadar tam 5 yıl boyunca Ayakkabı boyacılığı, tartı ve simit satma işi devam ettim. Ama ben gerçekten severek yapardım ve çok iyi bir ayakkabı boyacısıydım. Bende birinin emri altında çalışmak yok gibi bir yapı yok. Bağımsız ve kendi işini yapan adam olmak çocukluğumdan beri var. Birde ben gerçekten çok iyi bir ayakkabı boyacısıydım. Herkes cilayı bir bezle sürerdi ben parmaklarımla sürerdim. Öyle daha iyi boyanır. Hatta annemin kadife kıyafetlerini yırtar ciladan sonra ayakkabıları annemin kadife kıyafetlerinden yırttığım bezlerle parlatırdım. Hafta Polis okulu öğrencileri sıraya girerdi. Boya boya bitmezdi. Tartıda çok iyi para bırakıyordu.

 

Sattığım resimlerin parasını babam veriyormuş

Olmazdı. Bir kere o zaman Afyon halkı şimdiki gibi değil. İnsanlar daha samimi ve bir tek yüzleri var. Ayrıca çalışmanın nesi kötü. Ben çalışmaktan zevk alan bir çocuktum. Ayakkabısını boyadığım, simit sattığım insanlar aynı yüzler. Baba İstanbul’da çalışırken teknik ressamlık yapmış Almanya’ya gitmeden önce. Babam resim yapardı ben aynı zamanda köylere dolmuşlar kalkardı. Orada babamın yaptığı resimleri satıyorum. Çok iyide müşterim vardı. Babamın yaptığı her resmi aynı gün satıyorum. Sonradan öğrendim ki benim sattığım resimlerin parasını adamlara babam veriyormuş. O çocuktan resimleri alın diye. Benim ticarete ve alış verişe alışmam için yapıyormuş. Benim ticaretle olan öz güvenim ilkokul yıllarından geliyor.

 

Babama hiç kızmadım

Babamın böyle bir şey yaptığını çok sonra öğrendim. Bu işleri bıraktıktan çok uzun bir zaman sonra. Babamın yaptığı bu oyunu belki o zamanlar öğrensem biraz ters tepebilirdi ama çok sonra öğrendiğim için bunun benim iyiliğim için yapıldığını idrak edecek yaştaydım. O zaman sadece gülümsedim. Başka yapacak bir şey yoktu. Ama babana asla kızmadım bu olaydan dolayı. Belki benim ticarete olan yatkınlığımın yolunu açan bir davranış oldu. Ben her zaman yaptığım işi en iyi şekilde yapmak için uğraştım. Sevmediğim, keyif almadığım hiçbir işin içinde yer almadım. Onun için başarılı olmaya çalışıyorum.

kazandığım parayla tatlı alırdım

Kazandığımda öyle büyük paralar değil tabi ki. Kazandığımla eve giderken tatlı alır giderdim. Kazandığımı evin ihtiyaçlarına harcardım. Benim diğerleri gibi bir yere memur olayım diye bir kaygım yoktu. Sınıf Öğretmenliğini de o yüzden bıraktım. Hatta bir gün tüm aileyi topladım. Ben üniversiteye giderek okumak istemiyorum. Ben iş yapmak istiyorum. Siz okula gitmeden 4 yıl önceki ortamı bula biliyor musunuz diye sordum. Hiç kimse buluyoruz diyemedi. Onun için ben üniversiteye gidip 4 yıl okumak istemiyorum. Ben eğitimimi açık öğretimden yapmak istiyorum. Üniversite diploması alacağım ama dışarıdan okuyarak dedim. Babam ve ağabeylerim diploma almam kaydı ile peki dediler. Bende ticaret yapmak istediğimi söyledim. Onlarda mantıklı buldular ve tamam dediler. 2000 Haziran ayında Ağrı’daki eğitimi bitirerek AKÜ’de dışarıdan eğitim görmeye başladım.  ODAK Pazar Kahvaltıları.

Share
#

SENDE YORUM YAZ