logo

Üç Maymun Hikayesini bilir misiniz?

 ömer mazi

Neredeyse Türk atasözü gibi, Türk deyimleri gibi hemen her gün kullanılan, “Üç maymun” deyimi.

Bende yazılarımda sık sık kullanırım.

Peki nereden çıkmıştır bu üç maymun hikayesi?

 

Biri gözlerini, biri kulaklarını, diğeri de ağzını elleriyle kapamış üç maymun figürü ile birçok yerde karşılaşmışınızdır.

Üç maymunu oynamak” deyimi kişinin olaylara karışmak istememesi anlamına gelir.

Japonya kökenli bu figürdeki maymunların isimleri, Mizaru, Kikazaru ve Iwazaru’dur.

Aslında Japonca’da sırasıyla şeytanı görmemek, işitmemek ve konuşmamak anlamına gelir.

Her ne kadar görmeyen, duymayan, konuşmayan maymunlar ilk defa Japonya’da doğmuş olsalar da bu felsefenin sekizinci yüzyılda Hindistan’da ortaya çıktığı, Budist rahipler vasıtasıyla önce Çin’e sonra da Japonya’ya geçtiği yazılır.

Hindistan’daki kökeninin ise “görmezsek, işitmezsek, konuşmazsak, şeytan da bize dokunmaz, işimize karışmaz” şeklinde özetlenebilecek Vadjra düşüncesine dayandığı söyleniyor.

Vadjra aslında üç gözü ve birçok eli olan mavi yüzlü, dehşetli ve korkunç bir Tanrı.

Elleri ile sürekli gözlerini, kulaklarını ve ağzını kapatıyor.

Üç maymun figürünü bu kadar ünlü yapan da zaten yazı ile zor anlatılacak bir mesajı etkileyici, göz alıcı ve akılda kalıcı bir biçimde insanlara doğrudan iletmesi yani görsel anlatımının kuvvetli olması.

Japonya, Nikku’da üç maymun figürünün bulunduğu yeri gezdiren rehberler ise tapınaklardaki rahiplerin bir başka hikayeleri olduğunu söylüyorlar.

Doğrusu bu hikaye üç maymun figürüne ve bizim aramızdaki Üç Maymun’lara daha iyi uyuyor.

Çok eski zamanlarda bir dağın bir yamacında iyi ve akıllı bir maymun kral, diğer yamacında da şeytan yaşarmış.

Kralın çok yaşlı ama çok da akıllı üç danışman maymunu varmış.

İnançlarına göre öbür yamaçta yaşayan şeytanı gören ve sesini duyanlar sonsuza kadar lanetlenip taş kesilir, maymun krallığı da felakete uğrarmış.

Bu üç danışman maymun bir gün kralları için tepede nadide çiçekler ararlarken çalıların arasında bir hışırtı duymuşlar.

Merakla çalıları aralayıp baktıklarında şeytanla yüz yüze gelmişler.

Şeytan çirkin sesiyle çığlıklar atmaya başlamış.

Maymunlardan birincisi görmemek için gözlerini kapamış ama şeytanın sesini duymuş.

İkincisi kulaklarını kapamış ama o da şeytanı görmüş.

Üçüncüsü ise hiçbir şey yapamamış, şeytanı hem görmüş hem de sesini işitmiş, bu ölümcül sırdan kimseye bahsetmemek için hemen ağzını kapamış.

Kalplerinin taşlaşacağını bilerek ormanda dalları yere değen bir söğüt ağacının altına gizlenmişler.

Orada korkudan titreyerek saatlerce hareketsiz kalmışlar.

Gece yarısı bu sırrı kimseye söylemeyeceklerine, krallarını ve halklarını tehlikeye atmamak için ellerini kapattıkları yerlerden çekmeyeceklerine dair birbirlerine söz vermişler.

O günden sonra insanlar ne zaman gözlerini, kulaklarını ve ağzını kapatmış üç maymun görseler anlamışlar ki onlar şeytanı görmüş ve duymuşlardır ama toplumun çıkarları uğruna bunu bir sır olarak saklamaktadırlar.

 

Yalnız bizim ülkemizde ve Afyon’da Üç Maymun’un Japon Efsanesiyle arasında fark var. Bizim Üç Maymun, işlerine gelmediği zaman gözlerini, kulaklarını ve ağızlarını aynı anda, hep beraber kapıyorlar.

İşlerine geldiği anda hep beraber görüyor, duyuyor ve konuşuyorlar.

Egoları tatmin etmek zamanı geldiğinde içlerinde biri öne çıkıyor ve bayağı kendinden, çevresinden, yaptıklarından bahsederek, herkesi esir ediyor.

İşte bu ego tatmin zamanı neresini tutuyor, efsane de bu yok ona da siz karar verin.

Ne diyelim Allah bizim Üç Maymun’a zeval vermesin, yandaşlarının başından eksik etmesin.

 

Bazen bende kendi kendime benden üç maymun olur mu? Diye soruyorum.

Öyle ya etrafımda bu kadar çok üç maymun varken ben neden olaylara ayak uydurmuyorum.

Görmüyorum.

Duymuyorum.

Bilmiyorum.

 

Ben bir üç maymunum. 

Share
#

SENDE YORUM YAZ