logo

Türkiye’nin AB macerası

ömer mazi

Türkiye’nin AB ile flörtü tam 55 yıl oldu.

Daha ben doğmamıştım.

Hatta anamla babam bir birini tanımıyordu bile.

Babam 4 yaşındaydı.

Bugün ben 44 yaşındayım.

Benden 11 yıl öncesine dayanıyor.

Yani yarım asrı geçen bir süreç.

 

8 yıl kadar önce Antalya Sanayici İş Adamları ANSİAD’ın aylık düzenlediği toplantısı var.

Her toplantıya bir konu belirlenin ve o konuya uygun bir konuk davet edilir.

Konu Türkiye ve AB ilişkileri.

Konuşmacı eski Dış İşleri Bakanı ve eski Başbakan Mesut Yılmaz.

Ben 20 yıldır AB konusunda birçok toplantıya katıldım.

Ama Mesut Yılmaz’ın o gün anlattığı kadar yalın ve net bir AB süreci dinlememiştim.

Orada aldığım notlarla 6 yıl önce Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Bahar Şenliklerinde Toplum ve Medya konulu konferansa konuşmacı olarak davet edildim.

 

Bir hafta bu konuda geniş bir araştırma yaptıktan sonra Türkiye’nin AB macerasını anlatmıştım.

AB yolculuğuna çıkalı tam 55 yıl oldu.

Bakın AB nasıl kuruldu?

Bizim yolumuz AB ile nasıl kesişti?

İlk teklifi kim yaptı?

Biz neden iki kez kayıtsız şartsız teklifi geri çevirdik?

AB Modeli aslında ilk nerede uygulandı?

Hepsi ve daha fazlası bu yazıda.

 

Türkiye ile Avrupa Birliği’nin ilişkileri 31 Temmuz 1959’da o zamanki adı Avrupa Ekonomik Topluluğu AET’ye yaptığı ortaklık başvurusu ile başlar.

 

AET Bakanlar Konseyi’nin başvuruyu kabul eder ve 12 Eylül 1963 tarihinde Ankara anlaşması imzalanır.

Ankara Anlaşması ortaklık yaratan bir anlaşmadır.

Bunu 1970 yılında imzalanan Karma Protokol izlemektedir.

O zaman AET sadece 6 kurucu ülke olan ALMANYA, FRANSA, HOLLANDA, BELÇİKA, İTALYA VE LÜKSEMBURG var.

Yani bugün üye sayısı 28 olan AB’ye giren 22 devletten önce biz vardık.

17 Aralık 2004 tarihli Avrupa Konseyi Sonuç Bildirgesi sonrasında halen devam etmekte.

 

AB NASIL KURULDU

AB değil Farasalmanya

Dünyanın en kanlı savaşları Avrupa’da yaşandı.

Fransa ve Almanya arasında.

Savaşların çıkış noktasında genellikle iki ülke sınırlarında yer alan kömür ve çelik madenleri.

Savaştan yorulan ve büyük kayıp ve zararlar gören iki ülke bu madenleri birlikte işletmeye karar verir.

II. Dünya Savaşından sonra 3. dünya savaşını kaldıracak güçleri kalmamıştı.

 

II dünya savaşı sonrasında sanayi bakımından özellikle önemli iki temel hammadde olan kömür ve çelik sektörünü güçlendirmek ve bunları uluslar üstü bir otorite ile kontrol ederek barışı sürdürmek amacıyla 1951‘de kurulan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu oluşturmaktadır.

 

Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu, 18 Nisan 1951’de Belçika, Almanya, Fransa, Hollanda, Lüksemburg ve İtalya arasında imzalanan Paris Antlaşması ile kurulur.

Yine bu ülkelerin imzaladığı 25 Mart 1957 tarihli Roma Antlaşması ile bir başka topluluk daha, Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (Euratom) eklendi ve bu anlaşmayla, aynı tarihte Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) kurulmuş oldu.

 

1958’de Roma Antlaşması üye ülkeler arasında malların serbest dolaşımı başladı.

Roma Antlaşması’nda asıl amacı sadece ekonomik değil ortak tarım, ulaştırma, ortak politikalar, ekonomik ve parasal birlik kurulması, ortak bir dış politika ve güvenlik politikası oluşturmaktı.

 

1951 yılında kurulan KÖMÜR VE ÇELİK TOPLULUĞU 1957’de AVRUPA EKONOMİK TOPLULUĞU AET misyonunu TAMAMLAYARAK 1992 yılında AVRUPA BİRLİĞİ’nin kuruluş anlaşması imzalandı.

 

1999 ve 2003 anlaşmaları ile Avrupa Birliği, bazı üyeler dışında parasal birliğe girmiş (Avro), Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikasını benimsemiş, Adalet ve İçişlerinde, suça ilişkin konularda Polis ve Hukuk işbirliğine karar vermiştir.

 

Hedef AVRUPA BİRLEŞİK DEVLETLERİ aslında bütün bu yolculuğun amacı FRANSA ve ALMANYA’nın çıkarları için başladı.

Bugün de bu iki ülkenin istekleri doğrultusunda ilerliyor.

Avrupa Birliği kendisine ABD’yi örnek aldı.
İkinci Dünya Savaşı’nın küllerinden doğan barış projesi, Avrupa’nın baskıcı rejimlerle mücadele veren halkları için de umut kapısı oluyor ve İspanya, Portekiz, Yunanistan’ın üyeliğiyle 12’ye; Berlin Duvarı’nın çöküşü ardından Avrupa’da değişen dengelerle 10 yeni ülkenin katılımı sonrası 28’e yükseliyor üye sayısı…

Birde biz varız 1951’den beri.

 

ABD

Amerika’nın 1492’de keşfinden sonra İspanyollar, Portekizliler, Fransızlar ve İngilizler, bu kıtada toprak sahibi oldular.

İngilizler, Amerika’daki topraklarını genişlettikten sonra İngiltere başta olmak üzere çeşitli ülkelerden göçmenler yerleştirerek koloniler kurdu.
Amerika’da yaşayan bu koloniler, İngiliz Kralı’nın tayin ettiği bir vali tarafından yönetiliyor ve bir de meclisleri bulunuyordu.

1756-1763 yılları arasında İngiltere’nin Avusturya, Fransa ve Rusya ittifakıyla yaptığı savaşlar 7 yıl sürdü.

Bu savaş İngiltere’nin maliyesinin bozulmasına neden olur.

İngiltere mali durumunu iyileştirmek için bizim hükümetlerinde yaptıkları gibi yeni vergiler koydu. 

Amerika’daki koloniler bu vergilere karşı çıktılar ve 1774’te toplanan 1. Filedelfiya Kongresi’nde İngiltere ile savaşa karar verildi.

2. Filedelfiya Kongresi’nde (1776) 13 sömürge, bağımsızlıklarını ilan ettiler.

Bu kongrede İnsan Hakları Bildirisi kabul edilerek onaylandı.

 

Fransa, İspanya ve Hollanda’dan yardım alan koloniler, İngilizleri yendiler.

İngilizler, barış istemek zorunda kaldı.

1783 Bu antlaşmaya göre, İngilizler, 13 sömürgenin bağımsızlığını tanıdılar.

Bağımsızlıklarını ilan eden eyaletler içişlerinde serbest olmak şartıyla bir araya gelerek Amerika Birleşik Devletleri’ni kurdular 1787.

ABD’nin Kuruluşunun Sonuçları İnsan Hakları Beyannamesi ilan edilerek demokratik bir rejim kurulmuş ve Avrupa’ya örnek olmuştur.

Avrupa’ya karşı denge unsuru olmuştur.

Avrupa kültür ve medeniyeti yeni bir yayılma alanı bulmuştur.

Göçler sonucunda Avrupa’da işsizlik azalmış, siyasi ve dini kavgalar önemini kaybetmiştir. ABD bugün 227 yaşında.

 

Peki bu Amerika Birleşik Devletleri 227 yıl önce demokratik rejim, serbest dolaşım, ortak para fikrini nereden almıştır?.

Acaba kendiler mi icat ettiler?.

 

Bunun dünyada başka bir örneği var mı?.

Elbette var.

Bugün imrenerek baktığımız ABD ve 55 yılı aşkın bir zamandır kapısında beklediğimiz Avrupa Birliği’ne esin kaynağı olan birlik modeli Türkiye’den Anadolu topraklarından Afyon’a sadece 350 kilo metre mesafede bulunan Antalya’dan alındı.

Likya Birliği dünyanın en modern, çağdaş, demokratik birliğinin merkezi Likya ABD ve AB’ye esin kaynağı ve ışık olmuştur.

 

LİKYA BİRLİĞİ

Likya Birliği, her biri özerk olan, büyüklü küçüklü tüm kentlerin bir araya gelerek oluşan bir sistem.

Birlik başkenti Patara’da bulunan mecliste her kent, nüfus oranına göre kademeli olarak temsil edilmiş.

Kentlerin özerkliği dışında, bir tür bizde uygulanan “demokratik cumhuriyet” gibi.

Başkan bir yıllığına ve her seferinde bir başka kentten seçilir.

Kadınların bile başkan olabildiği bir sistem.

Oysa daha düne kadar Avrupa’da kadına seçme ve seçilme hakkı bile verilmiyordu.

Örneğin Atinalı özgür erkeklerin katıldığı, başkanın asker kökenli olduğu ve ölene kadar görevde kaldığı “Atina Demokrasisi”nin aksine Likya demokrasi dünyaya örnek olmuştur.

 

Bu nedenle ünlü Fransız aydınlanmacı Montesque 1748 yılında Likya Birliği’ni “antik dünyanın en mükemmel demokrasisi” olarak övmüştür.

ABD ise 1787’de eyalet sistemini, bu birlik yasalarından yararlanarak uyarlamaya özen göstermiştir.

Yani, çağdaş Batı demokrasisinin yaratıcıları aslında kapısında el pençe beklediğimiz Avrupalılar değil bizim, Likyalılar’dır.

 

İşin acı bir yanı ise bütün bu gelişmeleri biz 10-12 yıl önce Patara’ya yerleşen bir Amerikalı parlamenterden öğrenmiş olmamız.

Aslında Dünya’nın medemiyetler beşiği olan Anadolu topraklarında yaşıyoruz.

Ancak kendi topraklarımızdan bi haber yaşıyoruz.

Dünyanın örnek aldığı model Anadolu’dan çıkmasına rağmen bugün hala anayasa tartışmaları yaşıyoruz.

 

Gelelim bizim AB ile yolculuğumuzun az bilinen kısmına.

AB’ye girmek için bizim bir müracaatımız olmuyor.

O zaman sadece kurucu 6 ülke varken Yunanistan oluşumda yer almak istiyor.

Yunanistan’ın şımarık yapısı ve bunlarla başa çıkamayız.

Yunanlıları ancak Türkler durdurur diye bize davet mektubu gönderiliyor.

Bizde istemeyerek, ama Yunanistan varsa bizde olalım bari diye bir müsteşar görevlendiriyoruz.

 

Yunanistan 1981 yılında AB denilen zenginler kulübüne giren ilk fakir ülke oluyor.

AB Yunanistan ile birlikte Türkiye’ye kayıtsız şartsız AB üyeliği teklif etti.

Belki de AB’ye giren 8. ülke Türkiye olacaktı.

Necmettin Erbakan’ın tarihe mal olan “AB Hıristiyan Kulübü ne işimiz var orada” diye red etti.

Aslında Süleyman Demirel girmekten yanaydı.

 

Aradan bir süre zaman geçtikten sonra AB bir kez daha Türkiye’ye kayıtsız şartsız üyelik teklifinde bulundu.

Bu kez Bülent Ecevit Hükümeti var.

Ecevit, “Onlar bizi Pazar olarak görüyorlar girmeyelim” dedi.

Ondan sonraki tüm hükümetler girmek istese de bu kez şartlar ağırlaştı.

Kapıda beklemeye başladık.

Zaten zaman içinde temel hak ve özgürlükler, demokrasi dışında AB’nin fazla bir cazip yanı da kalmadı.

 

İşte kısaca Türkiye’nin AB macerası böyle.

Bakalım daha ne kadar sürecek bu yolculuk.

 

Share
#

SENDE YORUM YAZ