logo

SUS-Özgür-Basın-SUS

ömer mazi

AK Parti.

Hizmet Hareketi.

Etle tırnak gibi.

Bir elmanın iki yarası.

Tahinle pekmez.

Kaymakla ekmek kadayıfı.

Zeki Metin.

Uğur böcekleri.

Baba oğul.

Kaşla göz.

Leyla ile mecnun.

Ferhat ile Şirin.

Ama her güzel şeyin bir sonu var.

Balayı bitti.

Aşk bitti.

Kirli çamaşırlar ortalığa saçıldı.

 

Oysa 12 yıl aynı yolu birlikte yürümüşlerdi.

12 yıl boyunca siyasete.

Askeriyeye.

Polise.

Yargıya.

Basına.

Halka.

Eğitime.

Birlikte ayar çekmişlerdi.

 

Özgür’lük sadece bir erkek ismi olarak kaldı.

Türküm, Doğruyum, Çalışkanım deme özgürlüğümüz elimizden alındı.

Andımızı okuma özgürlüğü yok edildi.

T.C’ler söküldü.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım demeye korkar olduk.

Kendilerinde bunlar yok etme özgürlüğünü görenler karşı çıkanları bir bir içeri tıktı.

Paşaları.

Polisleri.

Gazetecileri.

Politikacıları.

İş adamlarını.

 

O zaman bu işlemleri yapan polisler ve savcılar kahraman ilan ediliyordu.

AK Parti ve Cemaat gazeteleri manşetler atıyordu.

Yeni Türkiye.

İleri demokrasi.

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.

 

Bazı basın, kuruluşları baskı altına alınıyor.

TMSF ve maliye sesi fazla çıkan gazetelere baskı yaparak ele geçiriyor.

Sonra yandaş birilerine devir yapılıyordu.

Aykırı yazarlar için, “Maşını sen veriyorsan SUSU’tur”  talimatları verildi.

Birçokları çalıştıkları gazetelerden kovuldu.

 

Bütün bunlar olup biterken Zaman Gazetesi manşetten demokrasiyi, adaleti savunup gazetecileri karalama kampanyaları yapıyordu.

Öküz öldü ortaklık bittikten sonra daha önce başkalarının başına gelenler şimdi Zaman gazetesinin başına gelmeye başladı.

Tıpkı daha önceki gazete ve gazeteciler gibi şimdi Zaman çalışanları, “Özgür basın susturulamaz” diye çığlık atıyor.

 

Elbette bir gazeteci olarak bu yapılanları şiddetle kınıyorum.

Asla kabul etmiyorum.

Ama dün başkasına yapılana kına yakanlar bugün aynı duruma düşünce bana inandırıcı gelmiyor.

Bana bir günde 11 tane dava açan hizmet gurubu mensubu bir savcıydı.

Ben bir gazeteciyim.

3 yılda 50’ye yakın dava açılırken Adalete güvenerek Mahkemeye gidip geldim.

Hala gidip geliyorum.

Ama bu güne kadar ne meslektaşlarım.

Ne basın meslek örgütleri.

Ne siyasi partiler.

Ne de okuyucular duruşmalarıma katılıp destek olanı görmedim.

Ne de ben “Özgür basın susturulamaz” diye yaygara kopardım.

 

Koparmadım.

Çünkü bu ülkede özgür basın diye bir şey kalmadı.

Sus’mayan gazeteci kalmadı.

Direnenler’in de burnu boktan çıkmıyor.

Adliye koridorlarında tur atıyor.

 

Keşke bugün “Özgür Basın Susturulamaz” diyenler daha önce aynı duruma maruz kalan gazeteler ve gazeteciler içinde aynı sözleri söyleye bilseydi.

Cem Uzan ve ailesi linç edilirken.

Gazetelerine ve diğer şirketlerine el konulurken.

Sabah gazetesine el konulup yandaşa verilirken.

Uğur Dündar.

Emin Çölaşan.

Yılmaz Özdil.

Ve diğerleri işten kovulurken de “özgün basın susturulamaz” diye bilseydiniz.

İşte o zaman bugün yanınızda binlerce aynı kaderi paylaşmış meslektaşlarınızı bulurdunuz.

Yapa yalnız kalmazdınız.

 

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyenler bugün aynı kaderi kendileri yaşıyor.

Yazık bir kez daha dünya’ya madara olduk.

Bir kez daha basın sansüre maruz kaldı.

Baskıya boyun eğdi.

Bir kez daha “Özgür-Basın-Sus’tu

Susturuldu.

Hem de kendi beslediği hükümet tarafından.

 

Bu işin zamanlaması çok manidar.

Bir yıl önce yaşananların öç alma hamlesi.

Unutturma operasyonu.

Ne diyelim.

Yeni Türkiye’de oluyor böyle şeyler.

Share
#

SENDE YORUM YAZ