logo

20 Ocak 2014

Suçlamalara karşı gerçekler

ilker başbuğ

Ergenekon Davası’ndan tutuklu olan eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un “Suçlamalara Karşı Gerçekler” isimli kitabı büyük ilgi görüyor. Başbuğ yankı uyandıran kitabında, cezaevi sürecini ve yaşadıklarını ve şiirle tanışmasını anlatıyor

 

“Suçlamalara karşı gerçekler” ismiyle okurlarla buluşan İlker Başbuğ kitabında cezaevindeki ilk gününü de anlattı. Yedi küçük odası bulunan, iki katlı cezaevinin bir koğuşunda tek başına uyuduğunu, havanın soğuk olduğunu belirten Başbuğ, cezaevindeki ilk sabahı şöyle anlattı:

“Getirdiğim eşyalar arasında bulunan kalın giysilerden seçtiklerimi giydim. Aşağı kata indim. Büyük bomboş bir salon, iki masa bir de eski bir televizyon vardı. Yüzümü yıkadım. Televizyonu açtım. Haber kanalları büyük ölçüde benim tutukluluk haberimi veriyordu. Televizyonun sesi boş odada gürültü şeklinde yankılanıyordu.

 

 

‘Türkiye Cumhuriyeti’nin 26. Genelkurmay Başkanı, terör örgütü kurmak ve yönetmek suçlamasıyla tutuklandı. Takdir Yüce Türk Milletine aittir.’

Kenarda, bir tepsi üzerinde kurabiye kutuları, su ve meyve suları vardı. Herhalde, cezaevi idaresi tarafından ilk ihtiyaçların karşılanması için konulmuştu. Oradan bir iki şey alıp yedim. Koğuşa, gelen gidenler oluyordu. Dikkat ettim, tek kişi gelmiyordu. Gelenler birden fazla idi. Durumumu merak ediyorlardı. Bir isteğim olup olmadığını soruyorlardı. Gelenlerden biri, akşamüstü başka bir koğuşa geçeceğimi söyledi. Orası, üst katta üç odalı bir koğuşmuş. Gelenlere, iyi olduğumu ancak yeni geçeceğim koğuşta tek başına kalmak istemediğimi, yanıma birilerinin verilmesinin iyi olacağını söyledim. Sorun olmadığını ifade ettiler”

 

Başbuğ’un ilk günkü ziyaretçileri kimlerdi

İlker Başbuğ, öğleden sonra Başsavcı, İnfaz Savcısı ve Cezaevi Müdürü ile görüştüğünü belirterek “Tanıştık ve oturduk. Bazı genel konuları konuştuk. Başsavcıya da yalnız kalmak istemediğimi söyledim. ‘Düşünüp değerlendireceğiz’ dedi. İnfaz savcısı ise, bu sürenin biraz zaman alacağını, belki birkaç ay filan süreceğini söyledi. Ben de onu duyunca içimden, demek ki burada epeyi kalacağız diye geçirdim. Tutuklanma sürpriz olmamıştı. Bunu bekliyordum. Ama burada ne kadar kalacağımı pek tayin edemiyordum” dedi.

 

“İlk gün ziyaret hakkı varmış”

Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, o gün kızı Feride ve oğlu Murat’ın kendisini ziyarete geldiğinde yaşadığı olayı da şöyle anlattı:

“Odaya birileri girdi. Kızım Feride ve oğlum Murat’ın beni ziyaret için geldiklerini söyledi. Günlerden Cuma idi. Yani cezaevindeki ilk günüm, 6 Ocak 2012… Feride ve Murat’ın ziyaretini beklemiyordum. Biraz sürpriz oldu. İnfaz Savcısı, Başsavcı’ya bakıp biraz gülümseyerek: ‘Ziyaret için izin verelim mi?’ diye sordu. Başsavcı ‘Olur’ diye yanıtladı. Sonradan öğrendim ki, ilk gün ziyaret hakkı zaten varmış”

 

“Ağızlarımızdan ilk çıkan sözler

adeta kırık olarak çıkıyordu”

İlker Başbuğ, savcılarla konuşmasının uzadığını ancak aklının çocuklarında olduğunu vurgulayarak duygularını şu ifadelerle aktardı:

“Nasıl karşılaşacaktık? Ne konuşacaktık? Bir an önce buradaki konuşmayı bitirerek, onları görmek istiyordum. Nihayet oradan ayrıldım. Görüşmenin yapılacağı yere gittik. Görüşme ‘kapalı görüş’tü.

Yaşam Yiğitçe ve Onurlu Olmalıydı. Kapalı görüşmeyi, küçük bir bölmede yapıyorsunuz. Aranızda kalın bir cam var. Konuşmanızı telefonla yapıyorsunuz ve kayda alınıyor. Feride ve Murat’ı karşımda gördüm. Adeta iki kuş gibi uçarak babalarını görmeye gelmişlerdi. Yüreklerinin pır pır ettiğini hissediyordum… Filmleri hatırlayın… Sevdiklerinden uzaklarda olan biri, kış günü pencerede oturur. Dışarıya bakar. Beklemektedir. Ansızın pencerenin sahanlığına iki kuş konar, pır pır ederek. Gözlerindeki büyük sevgi ile ona bakarlar. Oturan adam, o kuşlarda sevdiklerini görür. Telefon ahizesini kaldırarak konuşmaya başladık. Ağızlarımızdan ilk çıkan sözler, adeta kırık olarak çıkıyordu. Bir müddet sonra toparlanabildik. İlk görüşme, cezaevlerinde gerçekten pek kolay değildi. Görüşmenin devamında, onların moralli ve kararlı olduklarını gördüm, rahatladım. Cezaevinde başlangıçta lazım olacak bazı malzeme ve giysiyi de beraberlerinde getirdiklerini söylediler. Zaman süratle geçti. Onlar süzülerek ayrıldılar. Ben de koğuşa döndüm”

 

‘Yaşamak acı çekmektir’

İlker Başbuğ, kitabında hapishaneye gelene kadar şiirle pek ilgisi olmadığını belirterek “Cezaevindeki en büyük kazanımlarımdan biri, içimde şiire ilişkin bazı duyguların yeşermesiydi. Bir gün ‘Yaşamak acı çekmektir’ diye düşünürken aklımdan, kalemimden bazı mısralar birdenbire dökülüverdi. Şiir bana göre duymak ve duyduğunu da en kısa şekilde kâğıda aktarabilmektir. Ben şiire olan çok geç kalmış duygularımı ilk kez cezaevinde hissetim”

 

İşte İlker Başbuğ’un ilk şiiri:

 

Sevgi ve Acı

Bugünü yaşa, her dakikasını içercesine, severcesine

Bugünü yaşa, her dakikasında acı çekercesine

Sevgi ve acının birbirlerini tamamladığını bilircesine

Yaşadığın her sevgi ve acı için, Allah’a dua edercesine

Hayatın bir varmış, bir yokmuş olduğunu düşlercesine

Yetmiş yaşında ilk şiir denemesini yaptığına inanırcasına”

Share
#

SENDE YORUM YAZ