logo

Son Ağa “Yusuf Özer”

yusuf özer4

Gazeteden Anemon otele doğru yola çıktım.

Otel etrafı polis dolu.

Hatta otel etrafı barikatlarla çevrilmiş.

Otele girmek için polis barikatlarını aşmak zorunda kaldık.

Afyon’un son ağası Yusuf Özer için hazırlanan Belgesel Film tanıtımı var.

Salon neredeyse Altın Portakal film festivali havasında.

 

Etrafta bayram yerine gelen çocuklar gibi genç kızlar erkekler var.

Hepsinin yüzünde hüzünle karışık buruk bir guru tebessümü var.

Gelen konuklarla tek tek ilgilenip gösterimin yapılacağı salona davet ediyorlar.

Salona girdiğimde sanki bir köşeden Yusuf Ağa’nın çıkıp karşılayacağını umuyor insan.

Yusuf Ağa’nın o yüzünden hiç eksik olmayan ve insanın içine huzur veren gülümsemesi ile gelip sarılmasını bekliyor insan.

Hele o gülmeye başladığında kaybolan gözleri yok mu?

Ağa’nın karizmasına ayrı bir hava katıyordu.

 

İnsan bekliyor işte.

Çıkıp karşına o gür sesiyle yine bir şeyler anlatsa.

Sohbetin ortasında yine bir küfür savursa.

Tam da taşı gediğine koyan cinsten.

Ama olmadı.

Baktım, baktım, baktım.

Ama Yusuf Ağa çıkmadı karşıma.

 

Bir masaya geçip oturdum.

Etrafı süzüyorum.

Kimler var diye.

Milli Savunma eski Bakanı İzmir Milletvekili Vecdi Gönül.

İçişleri eski Bakanı İstanbul Milletvekili Abdülkadir Aksu.

Elazığ Milletvekili Necati Çetinkaya.

Bayındırlık ve İskan eski Bakanı Abdülkadir Akcan.

Belediye Başkanı Burhanettin Çoban.

Nafi Güral.

Sabah Gazetesi Yazarı Yavuz Donat

Özer Ailesi, iş adamları ve onlarca davetli.

 

Aynı saatlerde yan otelde Başbakan ve Bakanların programı olmasına rağmen Yusuf Ağa için bir araya gelen insanlar.

Belgesel Fil tanıtımı öncesi Yusuf Ağa parkı açılışı yapıldı.

O törene de yüzlerce insan katıldı.

Bir an diyorum ki, “Keşke bu güzel anı, park açılışını ve belgesel film tanıtımı Yusuf Ağa hayatını kaybetmeden önce yapılsaydı.

Keşke böylesine değerli insanlar yaşarken onurlandırılsa.

 

Yusuf ağanın torunlarından Mehmet Özer ve Zafer Özer ile karşılaştım.

Ömer Bey bizim masaya gelir misin dedi.

Kabul ettim ve birlikte oturmaya başladık.

Dedem son röportajını sizinle yaptı.

Dedem hayatı boyunca o kadar uzun oturmaz.

O hep dolaşır, makinelerin arasında, işçilerin içinde olur.

Bazen dedem yürüyüşe çıkardı.

O gün evde bir telaş başlar.

Dedem tek başına çıktığı yürüyüşten 40 kişiyle birlikte dönerdi.

Dönmeden öncede misafir var sofra kurun diye telefon eder.

Kaç kişi gelecek bilmeyiz ama evde hazırlık en az 40 kişilik olarak yapılır” dedi.

 

Bunları anlatırken de gözleri doldu.

Sadece onun değil masada bulunan herkesin.

Hala çıkıp gelecek gibi hissediyorum.

Bazen bir iş görüşmesine gidiyorum.

Anlaşma yapılıyor.

Çıkar çıkmaz elim telefona gidiyor.

Telefon açıp dede o iş tamam diye müjde vermek istiyorum.

Tam numarayı çevirecekken dedemin olmadığın fark ediyorum.

Yıllarca bizi böyle alıştırdı.

Biz aramasak o arardı.

Ne oldu iş diye.”

 

Mehmet ve Zafer Özer dedeleri Yusuf Ağa hakkında konuştukça boğazları düğümlendi.

Sustular.

Gözleri doldu.

Bir süre boşluğa bakıp sustular.

Sustuk.

Göz bebeklerinden yanaklarına doğru akan gözyaşları Yusuf Ağa’yı ne kadar çok sevdiklerini özetliyordu.

Mehmet Özer, “Dedem okumadı.

Biz üniversite okuduk.

Ama biz hayatı, iş yapmayı, fabrikayı, insanlarla nasıl konuşulacağını dedemden öğrendik.

O bizim sadece dedemiz değildi.

Arkadaşımız, öğretmenimiz, ustamızdı.

Son ana kadar sabah 6’da kalkmayı, fabrikaya işçilerden daha önce gitmeyi, işçilere patron değil arkadaş olmayı dedem öğretti” dedi.

 

Sonra ışıklar söndü.

Son ağa “Yusuf Ağa” belgeseli gösterilmeye başlandı.

35 dakika süren belgesel Yusuf Özer’in o tatlı sesi ile başlıyor.

Kendi ağzından hayatını anlatmaya başlıyor.

Yusuf Ağa’yı dinlerken arada bir döneme damgasını buran eski bakanlar, iş adamları, cemaat önderleri ile yapılan söyleşiler giriyor.

Onların ağzından Yusuf Ağa’yı anlatıyorlar.

 

Eşi Yıldız Hanım, kardeşleri, torunları ve hatta işçiler Yusuf Ağa’yı anlatıyor.

Onlar anlattıkça Yusuf Özer’in ne kadar zengin bir adam olduğunu görüyoruz.

Bu zenginlik parasal anlamda değil.

İnsan zenginliği.

Dost zenginliği.

Hayat zenginliği.

Dünyaya bakış zenginli.

Ufkunun ne kadar geniş olduğunu gösteriyor.

 

Ben bu güne kadar her kesimden insan tanıdım.

Kendi gurupları.

İş dünyasında.

Çevresinde sevilen insanlar.

Ama hiç birisi Yusuf Özer kadar her kesimle anlaşabilen sevilen insan değildi.

Sadece belli bir çevreye oturtuyorlardı kendi.

Ağa’nın dediği gibi “Çobanla arkadaş oldu, Cumhurbaşkanı ile de yemek yedi.

Bakanlarla arkadaşlık yaptı.

O herkesin ağası olmayı başarabilen ender insanlardan birisiydi.

 

Yusuf Özeri İlk kez 2005 yılında Antalya’dan Sabah Gazetesi için bir söyleşi yapmaya geldiğimde tanıdım.

Sonra Afyon eski Valisi Haluk İmga’yı yolcu ederken karşılaştık.

Emirdağ kavşağında Haluk İmga’ya sarılıp ağlarken gördüm.

Yusuf Ağa gibi bir adam giden bir valinin arkasından ağlıyor.

Giden bir valilin değil bir dostun arkasından ağlıyordu.

Yusuf Ağa’nın zenginliği dost biriktirmesinden kaynaklanıyordu.

 

Daha sonra bizim Pazar Kahvaltıları’na katıldı.

Yan yana oturduk.

Saatlerce konuştuk.

Savran köyünden nasıl çıktığından başladı.

Turgut Özal ile Afyon’da parti kuracaktık açıklamasına kadar.

Gerçek ağa benim baba Kazım Özer’di.

Ben sosyete ağasıyım.

Afyon’da iş adamı yok diyecek kadar açık sözlü ve mert bir adamdı.

Bir ara sol kolumu tuttu.

Mengene gibiydi elleri.

Bir şey anlatıyordu birkaç dakika boyunca kolumu tutup gözlerimin içine baba baka eşi Yıldız hanımla nasıl evlendiklerini anlattı.

Hala gözlerinde Yıldız hanıma olan aşkı görünüyordu.

 

Sonra.

Sonra belgesel bitti.

Işıklar yandığında Özer ailesinin oturduğu her masada gözleri yaşlı vardı.

Özlem, guru ve hüzün bir arada.

En çok da torunları dedeleri için ağlıyordu.

Çünkü Yusuf Özer onların sırdaşı, arkadaşı, öğretmeni, dostu her şeyiydi.

O sadece bir dede değildi.

O sadece bir ağa değildi.

O bir dosttu.

 

Belediye Başkanı Burhanettin Çoban, belgeseli hazırlayan ekibe plaket verdi.

Afyon Kocatepe Üniversitesi Araştırma Görevlisi Hakan Yılmaz, Necati Taşpınar, Serdar Dinç, Ahmet Taşdelen, Ramazan Şimşek, Enver Gündüz’e plaket verdi.

Yusuf Özer’in oğlu Kazım Özer ise Belediye Başkanı Burhanettin Çoban’a Yusuf Özer’i unutmayarak isminin yaşatılması konusunda gösterdiği hassasiyetten dolayı teşekkür ederek plaket takdim etti.

 

Başkan Burhanettin Çoban’ı gerçekten kutlamak lazım.

Böyle bir değere sahip çıkıp adını ölümsüz kıldığı için.

Elbette Yusuf Ağa’nın buna ihtiyacı yoktu.

O yaptırdığı okullar, cami, bağışladığı arsalar, binalarla adını zaten ölümsüzleştirdi.

2010 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisinden altığı Devlet Üstün Hizmet Ödülü alması onun için en büyük gururdu.

 

Böyle bir adam Yusuf Ağa.

Yusuf Ağa dünya için belki küçük bir kayıp.

Ama Afyon için dünya kadar büyük bir adamdı.

Bu şehirde 2. Bir ağa yok.

Elbette Özerler ailesi, çocukları ve torunları Yusuf Özer’in bayrağını taşımaya devam edecekler.

Elbette onun açtığı yoldan gidecekler.

Ama, Yusuf Ağa başkaydı be.

 

Belik de onu en az tanıyan benim.

Bu kadar az tanımama rağmen bende bıraktığı etki acaba onu yıllardır tanıyanlar için ne anlam ifade ediyor.

Ya da öyle bir adamın çocukları, torunları olmak nasıl bir guru kaynağıdır anlamak imkansız.

İmkansız ama belgesel bittiğinde gözyaşları her şeyi anlatıyordu.

O gece Yusuf Özer salonda yoktu.

Ama eminin her masada bir sandalyede Yusuf Özer vardı.

Yine tatlı tatlı gülümseyerek yapılan sohbetleri dinliyordu.

Bu şehir seni unutmaz Yusuf Özer.

Bu ülke seni unutma Yusuf Ağa.

Afyon’un her köşesinde sen varsın.

Türkiye’nin her fabrikasında sen varsın.

Balkanlar’da, Avrupa’da sen varsın.

Afyon’un son ağası mekanın cennet olsun.

Seni saygıyla anıyoruz.

 

 

Share
#

SENDE YORUM YAZ