logo

Sizi seviyorum Ex aşklarım

ömer mazi
Bugün 14 Şubat sevgililer günü.
Gelin bugün biraz farklılık yapalım.
Bırakın memleketin siyasetini, AKÜ’yü.
Her şeyi bir kenara bırakalım.
Bugün kafa yormayalım.

Bugün biraz aşk, sevgi, dostluk üzerine yazalım.
Tüm dünyada yıllardır 14 Şubat Sevgililer günü kutlanır.
Nasıl başladı, niye başladı onları bir kenara bırakın.
Onun da acıklı bir hikayesi var ama başka bir zaman yazayım.
14 Şubat esnaf için alış veriş demek.
Önce Papatya ile Kelebek’in hikayesini okuyun.
Sonra aranızda etkilenmeyen varsa beni arasın.
Bende ona artık senin kalbin paslanmış gardaşım diyeyim.

PAPATYA VE KELEBEK
Günlerden bir Gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini hayata açmış.
Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış.
Ne bulursa yemiş.

Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde, kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış.
Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da, rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.
Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya başlamış.
Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış.

Derken bir vadiye gelmiş.
Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye.
Etrafına şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya görmüş.
Bir anda afallamış.
Ne düşüneceğini, ne yapacağını bilememiş.
İçinden
“Ne muhteşem bir çiçek” diye geçirmiş.

Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu.
“Merhaba” demiş papatyaya,
“sizi uzaktan gördüm ve yanınıza gelmek istedim.”.
Nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve
“Merhaba” demiş,
“ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten.”
Ve konuşmaya başlamışlar.
Kelebek ona hayat hikayesini, nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış.
Papatya da ona kendinden bahsetmiş.

Birbirlerinden gerçekten hoşlanmışlar.
Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş.
Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını seyretmişler.
Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı güneşin yakıcı ışınlarından korumuş.
Minik kelebek papatyayı çok sevmiş.
O kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış.
Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş.
Ama cesaret edip de bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü.
Onu kırmaktan, incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş.
Papatya da kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini.
Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği
kaybedeceğinden korkmuş.

Böylece iki sevgili yan yana ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.
Böylece Saatler Saatleri kovalamış.
Günler geçip de, kelebek artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya dönmüş ve;
“Üzgünüm ama senden ayrılmam gerekecek” demiş.
Papatya buna bir anlam verememiş.
“Neden” demiş.
“Yoksa benim yanımda mutsuz musun?”.
“Hayır” demiş kelebek.
“Bilakis, sen benim hayatıma anlam kattın.
Fakat biz kelebeklerin ömrü sadece üç gündür.
Ve ben de ömrümü tamamladım.
Artık kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim.”

Papatya bu duruma çok üzülmüş ama yapacak bir şey yokmuş zaten.
Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya
“Sevi seviyorum”
diyebilmiş ancak.

Papatya donakalmış.
Sadece
“Bende…” diyebilmiş kelebeğin arkasından.
Ardından da gözyaşlarına boğulmuş.

İçinden
“Keşke onun da beni sevdiğini bilseydim.
Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim.”
diye geçirmiş.
Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin acısına dayanamamış.
Bir süre sonra yaprakları önce solmuş, sonra da dökülmeye başlamış.
Her düşen yaprakta papatya,
“seviyormuş” diye geçirmiş içinden.
İşte o Günden beri, bunu bilen aşıklar, sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş:
“Seviyor mu, sevmiyor mu?”…

Kısadan hisse, sevdiklerinize sevdiğinizi söylemekten korkmayın.
Ertelemeyin.
Seni seviyorum deyin.
Sen dedin mi diyen var mı?
Demedim.
Diyemedim
Tıpkı Kelebekle Papatya gibi.

Onlarca kız sevdim.
Ama hiç birine seni seviyorum diyemedim.
Tıpkı Kelebek ve Papatya gibi.
Ya sevgim, arkadaşımı kaçırırsa.
İçime attım.
Hala kalbimin bir kösesinde yerleri var.

Seni Seviyorum Leyla.
Seni Seviyorum Fatma.
Seni Seviyorum Seyhan.
Seni Seviyorum Suzi.
Seni Seviyorum Ayşe.
Seni Seviyorum Sibel.
Seni Seviyorum Bankacı.
Seni Seviyorum Günnur.
Seni Seviyorum Türkan.
Ve diğerleri.

Elbette bir kısmı aşkım oldu.
Ama bir kısmı onu sevdiğimi hissettiler ama kelebek ve papatya gibi bir birimize söyleyemedik.
Aşkımızı kalbimize kazdık.
Kimi için şiir yazdım.
Kimine mektup.
Bazılarının adını sahile yazdım.
Fotoğrafını çekip gönderdim.
Daha ne yapayım gardaşım.

Elbette eşim Huriye Hanım.
Onun yeri elbette başka.
Çatal karam Çingene’m.
Nar tanem, nur tanem.
Çocuklarımın anası.
O başka.
Öncekiler sevgilimdi Huriye Hanım eşim.

Sevgi ne garip şey değil mi?
Sevgimizi söylemekten korkuyoruz.
İnsan nasıl sevdiğini söylemekten korkar.
Önceden prova yaparsın.
Tamam ilk gördüğümde söyleyeceğim dersiniz.
O an kalbiniz sanki yerinden uçacakmış gibi olur.
Elleriniz terler boğazınıza bir şey düğümlenir.
Ne kadar zor Seni Seviyorum demek.
Seni Seviyorum demekten korkuyoruz.

Ama kalp kırmaktan hiç korkmuyoruz.
O kadar basit kalp kırıyoruz ki tamiri zor yaralar açıyor.
Sevgi adamı olmayı başaramadık.
Ama kalp kırmakta uzman olduk.
Arkamızda onlarca yaralı yürek
Üzgün kalp bırakarak hayata devam ediyoruz.
Kalp kırma merkezine dönüşmek ne acı.
Hayatta tamiri en zor şey kırılan bir kalptir.
Kalp kıranların kalbi hiç acır mı acaba?

Güzel başladık yine mutsuz bitmesin.
Bu gün eve giderken bir çiçekçiye uğrayın.
Sevdiğinize bir gül alın.
Kadın ya da erkek olmanız önemli değil.
Karınıza demiyorum Sevdiğinize bir çiçek alın.
Bir çiçek 5 lira falan olmalı.
Öyle servet falanda gerekmiyor.
Sadece 5 liraya kocaman bir sevgi kazana bilirsiniz.

Bazen sizin söyleyemediğiniz birçok şeyi bir gül anlatır.
Aşkın kalbine giden yol çiçekçiden geçer.
Çiçekçiler bu kıyağımı da unutmayın.
Yolu Sevgiden Geçen herkesin, “Sevgililer Gününü” Kutluyorum.

Sevgili babacığım.
Seni nasıl unuturum.
Tam 14 yıldır Sevgililer Günü kutlamıyorum.
14 yıldır seni kaybetmenin acısıyla yaşıyoruz.
Her “Sevgililer Günü” benim hüzün günüm oluyor.
14 yıl geride kaldı ama hala seni unutamıyoruz.
Biliyorum sana da hiç seni seviyorum baba diyemedim.
Demedim.
Niye bilmiyorum.
Belki bizden öncekilerin saçma kuralları nedeniyle.
Hiç hatırlamıyorum beni kucağına alıp saçımı okşadığını.
Oğlum seni seviyorum dediğini.
Ama beni sevdiğini biliyorum.

Ama bir şey söyleyeyim baba.
Ben çocuklarımı çok seviyorum.
Her gün kucağıma almayı bırak, sırtımdan inmiyor şerefsizler.
Maymun ettiler beni.
Ama onları her gün öpüyorum.
Sizin kuşağın bizden esirgediği sevgiyi biz çocuklarımıza gösteriyoruz.
Bu arada tam 9 tane torunun var.
Biz çok iyiyiz baba.
Senin de “Sevgililer Günün” kutlu olsun

Share
#

SENDE YORUM YAZ