logo

Şehit annesinin elini tutuk gözüne bakmak

ömer mazi-şehit annesi

Dün 2 yıl önce yaşanan Cephanelik patlamasının yıl dönümüydü.

25 şehit askerimizin aileleri bir gece önceden Afyon’a geldiler.

Geçen yılın aksine Vali İrfan Balkanlıoğlu ile yaşanan tatsız olaydan sonra yeni Vali’nin nasıl bir yaklaşım göstereceği merak ediliyordu.

Vali Hakan Yusuf Güner şehit ailelerine Öğretmenevi’nde akşam yemeği verdi.

Bu güzel bir gelişmeydi.

Daha sonra da şehitlerimiz için Ataköy Deper Camisi’nde okutulan mevlide katılarak, şehit aileleriyle tek tek yakından ilgilenerek acılarını paylaşan Vali Güner’in kurduğu sıcak, samimi ilişki takdir topladı.

******

Sabah ise saat 10.00 ile 12.00 arası patlamanın meydana geldiği Şehit Mete Saraç Kışlası’nda

anma töreni yapılacaktı. Bir gazeteci olarak 2 yıl geçmesine rağmen neler olacak diye Kışla’ya gittim.

Nizamiye önünde bir kalabalık var.

Komutanlar ve sivil polisler var.

Aracımızdan inip selamlaştık.

Komutanlar çok kibar bir şekilde gelen herkesi karşıladı.

Şehit aileleri gelmeye başladığında onları patlamanın yaşandığı deponun olduğu yere götürdüler.

Elbette biz dışarıda kaldık.

******

Dışarıda kaldık ama en güzel görüntü nereden çekilir diye yollara düştük.

Patlamanın yaşandığı depoyu gören bir noktayı bulup fotoğraf çekmeye başladık.

Onlarca ailenin feryadı kayalara çarpıp Kışlacık ve Ataköy’de yankılanıyordu.

Şehit ailelerini bekleyen bir sürpriz vardı.

Patlama noktasında şehit askerlerin çerçeveli resimleri vardı.

*******

Aileler çocuklarının resmini görünce, dokunsan ağlayacak olan gözlerine daha

fazla hakim olamadılar.

İki saate yakın bir süre aileler Kışla’da kaldıktan sonra yeniden dışarı çıkartıldılar.

Belediye’nin Ramazan çadırlarından birisi Ataköy Camisi karşısına Kışla’nın hemen yanına

kurulmuş.

*******

Aileler kendilerine ayrılan çadıra geldiler.

Yine yanlarında kimse yoktu.

Gazetecilerle baş başa kaldılar.

Yani kaderlerine terk edildiler.

Yanlarında ne bir askeri görevli, ne de bürokrat.

Gazetecileri karşısında gören anneler feryat etmeye başladı.

“Nerede çocuklarımızın katili.

Bize katili verin” diye sesleri çıktığı kadar bağırıyorlardı.

*****

Çocuklarımızın katilini bulun Şehit Burak Ümit Gedik’in annesi Arife Gedik oğlunun resmini alarak, “İçimiz yanıyor, biz neler

çekiyoruz biliyor musunuz? Diye soruyordu cevap veren olmadı.

“Çocuklarımızın katilini bulun.

Neden kimse bize hesap vermiyor.

Katiller nerede niye bize hesap vermiyorlar” diye tepki gösterdi.

Acılı anne gözyaşları içinde elindeki şehit oğlunun fotoğrafını havada savurarak, “Benim oğlum İTÜ mezunu.

Tübitak’ta araştırma görevlisiydi” diye çığlıkları hala kulaklarımda.

Yan taraftan başka bir anne yerinden fırladı.

Gözleri yaşlı, kalbi acılı, saçları beyazla sarı karışımı, zayıflamış.

Ama öfke ve acı karışımı bir hırsla yerinden fırladı.

Aramızda masalar vardı.

******

Şehit Tolga Taştan’ın annesi Zekiye Taştan, gazetecilerin üzerine yürüyerek, “Neden bize

yer vermiyorsunuz.

Haber yapmayacaksanız çekmeyin, yayınlamayacaksanızçekmeyin” diye tepki gösterdi.

O incecik zayıf eli başının üzerinden büyük bir öfkeyle masaya çarpıyordu.

Bir daha.

Bir daha.

El el değil taş olsa parçalanırdı.

Gazetecilerle birlikte her elin masaya çarpışında deklanşöre bastım.

Acılı anne hala eli havaya kalıp yeniden masaya vuruyordu.

“Yayınlamayacaksanız çekmeyin”

*******

Masaya vurulan her el sanki benim başıma vuruluyordu.

O el sanki benim elim gibi canım yanmaya başladı.

Daha fazla dayanamadım.

Zekiye Taştan’ın elini tuttum.

“Ben sana söz veriyorum.

Bu haber benim çalıştığım her gazetede yayınlanacak.

Ben de senin oğlunum.

Acınızı paylaşıyorum ama ne olur vurma bir daha” dedikten sonra tuttuğum o incecik kırılacak gibi eli öptüm. Bir kez daha, “ne olur vurma böyle” dedim.

Gözlerinden ateş saçan, öfkeden canının ne kadar yandığını fark etmeyen Zekiye Taştan

durdu.

Bir anda gözlerindeki öfke sanki gözyaşlarıyla dışarı akmış gibi sakinleşti.

Titreyen elleri yumuşadı.

******

Bir kez daha göz göze geldik.

“Size söz sonuna kadar sizin yanınızdayım” dedim.

Öfke patlaması yaşayan kadın bir anda sustu.

Sadece “teşekkür ederim” dedi.

Yan masada Trabzonlu şehit Onur Fikret Dülger’in babasını gördüm. Yanına gittim.

Zaman zaman telefonla görüşüyoruz.

Şehit Onur Fikret Dülger’in babası Zekai Fırat Dülger, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan Çocuklarımızın katillerini istiyoruz.

Türkiye’nin en büyük 2. Mühimmat deposunda güvenlik kameraları yok.

Ne oldu, nasıl oldu kimse bilmiyor.

Nasıl dünyanın en güçlü ordusuyuz?

Birileri bunun hesabını versin.

% 99.5 sabotaj diyen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tanık olarak dinlenmeli. Askeri mahkemede 2 yıldır tiyatro oynanıyor.

Biz çocuklarımızın katilinin hesap vermesini istiyoruz” dedi.

******

Başınızı hangi tarafa çevirseniz patlamaya hazır bir aile var.

Hepsinin tek bir sorusu var.

Çocuklarımız ne için şehit oldu?.

Nasıl oldu?.

******

Elbette zor sorular.

Cevap verecek bir babayiğit yok.

Elbette onların içinde bulundukları durumu anlayamayız.

Elbette öfke patlamalarına anlam veremeyiz.

Sadece sakin olun, sabırlı olun demekle yetiniyoruz.

Ama sabırlı olmak mümkün mü?

******

Asker sınırda savaşır, karşıda düşman olur şehit düşer.

Vatan sağolsun denilir.

Ama ortada bir savaş yok.

Cephe yok.

Çatışma yok.

Afyon gibi askeri anlamda Türkiye’nin en güvenli ilinde neden ve nasıl patladığı belli olmayan bir mühimmat deposunda yurdun dört bir yanından gelmiş.

Henüz Şehit Mete Saraç Kışlası’na teslim olalı 3 gün olmuş askerler.

3 günlük askerin öyle bir depoda ne işi var?

Bu işi uzman askerlerin, tecrübeli personelin yapması gerekmez mi?

3 günlük askerleri cephanelik içine sokanlar elbette hesap vermeli.

Hesap vermedikleri

sürece her yıl 5 Eylül’de Zekiye Taştan öfke patlaması yaşar.

Elini masaya vura vura bizden hesap sorar.

Sormalı da.

*******

Patlamada paramparça olan 25 bedenin, hesabını biri vermeli.

Ne yapılıyordu o gece?

Gün torbaya mı girdi?

Cephane bir yere mi taşınıyordu?

Ne oluyordu?.

Gizlemeden.

Saklamadan.

Eğip bükmeden hesap verilmeli.

Aksi takdirde kafalardaki soru işaretleri bitmez.

Ben 5 Eylül 2012 saat 21.15’i unutmayacağım.

Unutturmamak için de elimden geldiğince çalışacağım.

Share
#

SENDE YORUM YAZ