logo

Savcı Deli Bekir’in oğluyum

mehmet telek (3)

MHP 21. Dönem Afyon Milletvekili Doktor Mehmet Telek, savcı babası Bekir Telek’ten yatılı okuluna, Çocukluğundan siyaset hayatına kadar her şeyi ODAK Pazar Kahvaltıları’nda Mehmet Emmin Güzbey, Ertuğrul Sevim, Avukat Emre Çınar ve Ömer Mazi’ye anlattı.

Mehmet Telek kimdir, nerede doğdu, nasıl bir ailesi vardı?

Hakim bir babanın çocuğu olarak 1957 yılında Çifteler’de dünyaya geldim. Babamın Çifteler Hakimi olması nedeniyle Afyon dışında dünyaya geldim. 1958 yılı sonlarında Babam Çay’a Hakim olarak atanması ile 5 yıl 1963 yılına kadar Çay’da geçti. Çay’ın o meşhur çay bahçesi, şelalesi. O şelale bizim için çok büyük suyun olduğu bir yerdi. Hayatımızda başka o kadar suyu bir arada görmedik. Onun yanında cezaevi. Ve asla unutamayacağım çocukluğumun geçtiği evimiz. Babama hizmet eden Adnan amca Allah rahmet eylesin, sağ olan Kadir amca, Tıktık amca Şerafettin amca, Şükrü amca bu isimleri asla unutamam. Daha sonra İmaret’in karşısında Evrenlerin evinde iki üç sene kiracı olarak yaşadık.

 

İlkokul zamanı geldi. İlkokulu Afyon’da okumaya başladınız galiba?

İmaret Cami karşısında kaldığımız evin alt katınca bir öğretmen kalıyordu. Aynı zamanda benim hayatımı değiştiren kişi olarak da asla unutamayacağım kişidir. Bende emeği çok olan Sabiha hanım ve eşi Hilmi amca, İbrahim Evren amca. Benim çocukluğum Afyon’da geçti ilkokulu Atatürk İlkokulu’nda okudum. Bu arada benim bir de ablam var. Daha sonra Mecidiye Mahallesindeki babam kendi evimizi yaptırdı ve oraya geçtik.

 

Bir savcı çocuğu olmak o devirde bir hayli popüler ve avantajlı olmuştur?

Babam tabi ki çok ünlü bir adamdı. Savcı Bekir’in hakkında bu güne kadar hiç kötü bir şey duymadık. Babam Çay’da hem hakim hem savcıydı. O dönemlerde öyle bir şey varmış. Savcı ve Hakim’in tek olduğu yerlerde oluyormuş. Afyon’a babam Başsavcı olarak tayin olmuştu. Hatta babamın bir de Savcı Deli Bekir lakabı vardır.

 

Türkiye’nin en ülü 2. Cezaevi Afyon’du

Savcı Deli Bekir lakabı nereden geliyor? 

Ben ortaokula giderken Afyon eski ceza evi Türkiye’de en ünlü cezaevlerinden 2.siydi. En kötü cezaevi Sinop Cezaeviydi 2. Sırada Afyon gelirdi. Taş bir binaydı ve gerçekten kötü bir ortamı vardı. Ben çocukken o cezaevine çok girdim çıktım. Şu anki E tipi olan Cezaevini babamın zamanında yapıldı. O binanın sorumlusu babamdı. Yarı açık cezaevi İplik fabrikası olarak açıldı. O dönemde ceza cezaevlerinde halı, dokumacılık gibi el sanatları yapılırdı. Afyon açık cezaevi de dokumacılık yapılan yerlere iplik üretmek için buraya bir atölye kuruldu. Rahmetli Hasan Dinçer’de Adalet Bakanı ve babamın bacanağı. O dönem Afyon adalet yönünden çok büyük hizmetler gördü. Anadolu’da ilk kaloriferli adalet binası Afyon’dadır. İlk telefon santrali Afyon’da Adalet sarayında vardı. Daha valilikte bile santral yokken Adliye’de vardı. Yarı açık cezaevi yapılırken mahkum ağabeyler çalışırdı bende orada top oynardım. Bir gün top oynarken yeni bir mahkum geldi, kimin oğlu bu falan derken savcı beyin oğlu dediler. Savcı Deli Bekir’in oğlumu? dedi. Benim canım sıkıldı “ben savcı Bekir Telek’in oğluyum benim babam deli değil” dedim.

 

Niye Savcı Deli Bekir deniliyormuş öğrene bildiniz mi?

Onu da anlattılar tabi. Çay Karamık Karacaören o zamanlar belalı bir yermiş. Orada cezaevine girmemiş kişi olmazmış. Oradan bir olay olduğu zaman babam en üst ceza neyse onu verirmiş. Ama buna rağmen Karacaörenliler babamı çok severlerdi. Çünkü babam adil bir adamdı kimseye bir ayrıcalık yapmazdı. Yeni gelen ve babama Savcı Deli Bekir diyen kişi ben muhtarım dedi ve olayı anlatmaya başladı. Onların köyünde Deli İsmail var. Birine şahitlik ediyor. Duruşma sırasında, “Ulan bana Karacaörenli Deli İsmail derler ben adamın …. Diye küfür etmiş. Babam da bir Dakka demiş cübbesini çıkardı ve bana da Afyonlu Deli Bekir derler demiş ve dövdü”  diye anlattı. Bende babama anlattım böyle böyle mi oldu baba diye. Babam olur mu oğlum öyle şey. Mahkemeye ara verdim, cübbemi çıkardım ve odama gittim. Onu da oraya çağırdım ve odamda dövdüm” dedi.

 

Eski savcılar, hakimler çok farklıydı. Gerçekten insanların “Adaletin kestiği parmak acımaz” dedikleri insanlardı. 

Babam o zaman en yüksek cezayı verdiği halde çok sevilen ve hakkında iç kötü konuşulan bir olmadı. İlginç bir anı daha var. Karamık Karacaören’de yine bir olay var. Cami’den kilimler çalınmış. Bunu bana anlatan bir müfettiş. Eskiden İmralı adası Adalet Bakanlığının dinlenme tesisleri idi. Hakim, savcılar ve müfettişler orada aileleri ile tatil yaparlardı. Şimdi ki bebek katilinden önce. Biz çok gittik İmralı’ya. Orada bir müfettiş anlattı. Bir gün şikayet gitmiş ve bakanlık müfettiş göndermiş. Bir mahkumu teşhir etmek için Çay sokaklarında çaldığı kilimlerle gezdirmiş. Müfettiş geliyor incelemesini yapıyor. Sokakta kime sorsa babam hakkında iyi şeyler söylüyor. Raporunu tamamladıktan sonra babamın yanına geliyor. Bak dosya tamam kararımı verdim. Bu artık değişmez ne oldu diye soruyor.

 

Çaldıklarını hırsızın sırtına yükleyip çarşıda gezdirmiş

Ne olmuş peki? Gerçekten teşhir etmiş mi? 

İmralı kamp bahçesinde otururken Müfettiş olayı anlatmaya başladı, “savcı kilimleri çalan sanığın sırtına kilimleri yükleyerek davul zurna eşliğinde çarşıyı gezdirmiş. Bu savcı normal değil dedim. Neyse dosya bitti odasında sordum nedir olay diye. Muhtar kilimler çalındı diye şikayete geliyor. Babamda yiğit bir jandarma başçavuşu ile köye gidiyor. Üç beş eve arama çıkarttırıyor. Bazı kişileri sorguluyor. Ama kimse görmedik diyor. Evlerin tümü aranmasına rağmen çıkmıyor. Muhtarlığın altında falakaya yatırılıyor. Bir iki kişiden sonra tamam durun muhtar biliyor diyorlar. Neyse adliyeye getiriliyor ve babam gerçekten adamı sırtında kilimlerle dolaştırıyor. Ama soruşturma bittikten sonra nasıl oldu diye sorunca. Babam evet yaptım ama davul zurna yok. O zaman araç da yok yedi eminde cezaevi yanında. Ben adamı cezaevine götürürken çaldıklarını da onunla gönderdim demiş. Normali bu ama sonra müfettiş yaptın mı yapmadın mı demiş. Babamda yaptım demiş. İyi yağmışsın demiş müfettiş.

 

Savcı Deli Bekir lakabını hak etmiş o zaman?

Babam hep şöyle söylerdi ekşi yemedim ki karnım ağrısın derdi. Her bayram kapalı cezaevine jandarmasız tek başına girer ve mahkumlarla tek tek bayramlaşırdı. Ceza verdiği adamlarla bayramlaşırdı. Hiç bir zaman zengin, fakir, partili ayrımı asla yapmıyor. Çabanlar babamı çok severler. O zaman Çobanlar’da cezaevine girmemiş adam yok. Çabamı çok severlerdi Cezaevinden çıktıktan sonra da ziyaretine gelirlerdi. Parti ayırımı yapmamasına güzel bir örnek de yine Çay’da oluyor. 1958’da babam Çay’a gidiyor ve o zaman Demokrat Parti’nin en hızlı olduğu zaman. DP İlçe Başkanı aynı zamanda Belediye Başkanı. Babamdan bazı usulsüz isteklerde bulunuyor. Babam red ediyor. O zaman Şehir kulüpleri vardı. İlin ilçenin önemli eşrafı orada toplanır durum değerlendirmesi yapardı. Orada babam için bu adamı sürdüreceğim, bana karşı gelmek neymiş göstereceğim gibi laflar ediyor. Bu olayların arkasından ihtilal oluyor. Belediye başkanlığı gidiyor ve şikayet ediyorlar.

 

İşler tersine dönüyor?

Babam dosyaları inceliyor bakıyor hiç bir şey yok adamın. Mahkemenin olacağı gün bir tarafta CHP’liler bir taraf ta DP’liler mahkeme sonunda babam berat vermiş. Başka inanamamış. Öğleden sonra babam odasında otururken eski başkan ziyerete gelmiş. Kapıcısı Şükrü amca geliyor durumu anlatıyor. Babamda kapıyı açık bırak sende kapının orada dur diyor. Başkan içeri girdikten sonra babamdan büyük olmasına rağmen elini öpmeye kalkıyor. Ben senin yerinde olsam vallahi de billahi de, benim sana yaptıklarımdan dolayı içeri atardım diyor. Babamda işte hukukçuyla hukukçu olmayan arasındaki fark diyor. Ben tüm kararlarımı hukuk çerçevesinde veririm diyor. Adam her zaman bizi ziyarete geldi.

 

İlkokul arkadaşlarının hepsini bilirim

İlkokulda nasıl bir öğrenciydiniz?

İlkokulda ben çok başarılı bir öğrenciydim. Okul arkadaşlarımın resmini koyun önüme hepsini adıyla soyadıyla sayarım. Kamil Uraz, Ömer Çaylıoğlu, Ali Gülle, Türkan Tütüncü, Bekir abi, Beşkardeşler gibi birçok arkadaşımı resimlerinden hepsini bilirim. Bu saydıkların sizlerin bile bilecekleri kişiler. İlkokul Atatürk İlkokulunda geçti ve başarılı bir öğrenciydim.

 

Ortaokulu nerede okudunuz?

Ortaokulu Afyon’da okumadım. Eskişehir’de okudum. Daha doğrusu Ortaokul ve Liseyi Eskişehir Maarif kolejinde okudum 7 yıl boyunca. Niye orada okudum orası da ilginç. Rıfat Ilgaz’ın Hababam Sınıfı kitabını okuduktan sonra ben yatılı okumak istiyorum dedim. Hababam Sınıfı kitabı gerçekten çok güzel ve filmlerinden çok farklı. Koğuşlarda yastık savaşları gırgır şamata. O dönemde de Maarif okulları Türkiye’de sadece 5 tane var. İmtihanına girdim ve kazandım. Parasız Yatılı vardı birde paralılar için ayrı bir imtihan vardı. 7 yıl boyunca yatılı okudum.

 

Yatılı okul sizin Kitapta okuduğunuz Hababam Sınıfı ile aynımıydı. Hayal ettiğinizi buldunuz mu?

Asla kitaptaki gibi bir okul ve koğuş olmadı. Yatılı okumanın ne kadar zor olduğunu gördüm. O zaman Eskişehir Afyon’a çok uzak. Trenle 3.5-4 saat, arabayla da 4 saat sürüyor. Emirdağ’dan gidiliyor. Kütahya’dan daha uzak. En yakın yol Emirdağ yolu. 2 ayda bir gelirdim, telefon bağlatmalı. Bakın çok zorluk çektim ama tekrar dünyaya gelsem yine yatılı okumak isterim. Yatılı okumak çok şey katıyor insana. Kişinin gelişmesinde baya katkısı var. İnsan hayatına önemli katkıları var. Aslında ben ilk yıl geri dönmek istedim ama kendime yediremedim. Mehmet Telek gitti de yapamadı demesinler diye gelmedim. İlk iki sene çok zor geçti ve dönmek istedim. Geçenlerde konuklarınızdan birisi yatılı okurken ağaçların altında çok gözyaşı döktüm demişti. Aynısını bende yaşadım ama yapamadı geri geldi demesinler diye direndim. İki yıldan sonra alıştık ve beni ondan sonra isteseler de oradan alamazdı. Yatılı okuduğum için çok şanslıyım.

 

Ben çok şanslı bir çocuktum

Her ne kadar çocukluğum farklı yerlerde geçse de ben çok şanslı bir çocuktum. Babam evinden işine, işinden evine giden bir adamdı. Babam tavla oynamasını bile bilmezdi. Babamla ben hiç tavla oynamadık. İçki hiç kullanmadı. Hatta sigara bile hiç kullanmayan bir adamdı. Eşine çok bağlı bir adamdı. İşten çıktıktan sonra hale gider ve oradan sebze meyvesini alıp kese kağıtlarına doldurup direk eve gelirdi. Annemde babama ve çocuklarına çok düşkün bir kadındı. Ama annem özellikle bana çok düşkündü. Çok mutlu bir ailede yetiştik. Annemle babam hiç kavga etmediler sadece bir kere bizim yüzümüzden tartıştılar. Biz annemizi kızdırdık, babam geldiğinde bizi şikayet etti. Babamda bunun üzerine bize bağırdı. Biz kaçtık yatağın altona saklandık. Annemde ya bu kadar bağırılır mı diye babama çıkıştı. Babamda hiç böyle bir şey yaşamadığı için aldı ceketini çıktı gitti. Bizim ev iki katlıydı. Diğer katta yatmış. Ertesi gün annem git babanı alda gel dedi. Öğlen işten çıktık, babam oğlum eve mi gidelim, yoksa İkbal’de kebap mı yiyelim dedi. Kebap yiyelim dedim. Annemde bundan dolayı bana fırça attı.

 

Adnan Menderes, “Beni Çerkez Rıza’ya götürün” demiş

Şimdiki Zafer Havalimanının yapıldığı yer olan Altıntaşlı MHP İl Genel Meclis Üyesi Ulvi Erşan’ın babası. Sait Acba’nın da dayısı. Uzun boylu ata biner çizmeli dev gibi bir adam Çerkez Rıza. Babam bana elini öptürmüştü Çerkez Rızanın. Rahmetli Merhum Adnan Menderes ihtilal haberini Eskişehir’de alıyor. Menderes, yanındakilere “Ben Çerkez Rıza’ya götürün” diyor. Kütahya girişinde Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur yakalıyor. İl Başkanlarına soruyorlar nereye götürüyordunuz diye. Çerkez Rıza’yı da yakalıyorlar. Babamın arkadaşı hakim bakıyor adamın hakkında hiç olumsuz bir şey yok. Particiliği bile mükemmel. Adamı içeri atmamak için, “Adnan Menderes sana geliyormuş, gelseydi ihtilal olduğunu öğrendikten sonra teslim ederdin değil mi?” diye soruyor. Çerkez rıza evet dese hakim beraat verecek. Çerkez Rıza, “Bir dakika hakim bey, bana geldikten sonra benim ölümü çiğnemeden hiç kimse alamazdı başbakanı. Bizim töremizde bize sığınan teslim edilmez” diyor. Hakim böyle bir yiğit adama ne yapılır diyor ve berat veriyor. Eski siyasetçiler böyle adamdı.

 

Gittiğin ilçede kendini Sağlık Bakanı sanma

Babamla aram her zaman iyiydi. Ama buna rağmen ben babamdan hiç nasihat almadım. Hiç bir zaman direk nasihat etmezdi. Her zaman dolaylı olarak söylerdi. İlk mecburi hizmet bizim dönemimizde başladı. Trabzon Yomra’yı çektim. Gitmeden önce ilk kez oğlum gel bakalım dedi. Sen doktor oldun, yarın başhekim olacaksın, idareci olacaksın, benim dedemden geçen nasihatlar var. Bu güne kadar bir şey demedim buna da gerek kalamadı ama kız, sert ol ama asla kimseyi ekmeğinden etme dedi. 2. Nasihat bak doktor oldun. Sonuçta hepimizin yiyeceği aynı şey. Bundan sonra yiyeceğinde en iyisini yersin, arabanında en iyisine binersin. Benim bu güne kadar memur maaşıyla sana yaptığımdan daha iyisini yaşarsın ama asla helalle haramı ayırmazsan babalık hakkımı helal etmem dedi. Kul hakkını yeme, devletin hakkını yersen 60 milyonun hakkını yersin. Otopsi yaparken sakın yanına kimseyi alma, savcı, jandarma komutanı dışında kimse olmasın dedi. Şimdi ilçeye gidiyorsun. Orada kaymakam kendi Başbakan sanır, Jandarma komutanı İç İşleri Bakanı sanır, Hakim Savcı adalet bakanı sanır, sende gidip Sağlık Bakanı olmaya kalkma. Onlarla iyi geçin dedi. ODAK Gazetesi

Share
#

SENDE YORUM YAZ

#

Savcı Deli Bekir’in oğluyum” için 1 yorum

  1. İsim * dedi ki:

    Çerkez Rıza olarak ismi geçen kişi Çerkez Ziya’dır.