logo

Polis Baykara’yı dövmekten yoruldu

birliktir

Mahmur Emin Birliktir’in çarpıcı hayat hikayesi devam ederken 1980 öncesi Afyon’da yaşanan sağ sol olaylarına ışık tutuyor. Öldürülen Ülkücü Necmi Bilgin, bir polisin öldülmesi olaylarında nasıl karakola alındıklarını ve orada neler yaşadıklarını Mehmet Emin Güzbey, Ertuğrul Sevim, Avukat Emre çınar ve Ömer Mazi’ye anlattı.

 

Güreş yapıyorum dediniz ama fazla bir şey söylemediniz?

Okul ve işten arta kalan zamanlarda geceleri güreş antrenmanlarına gidiyorum. Ama düzenli bir gitmişliğim yok. Lise 1’i ikinci kez okurken Liseler arası Güreş müsabakaları vardı. Ben müsabakalar sonunda Türkiye 2.si oldum. Okul Müdürü ve yönetimi bizi severlerdi. Madalya’yı Okul Müdürüne verdik. Müdürde bizi seronomide herkesin önünde Mahmut Emin Birliktir arkadaşınız okuluma güreşte Türkiye 2’liği kazandırdı dedi. 3. Sınıfa giden çocuklar vardı onlar hem iri arı hem de yakışıklı çocuklardı. Bu mu lan Türkiye 2.si oldu diye söyledikler. Şöyle bir kendime baktım Türkiye 2.si olduğuma sevinemedim. Babama askeriyeden yazlık kışlık elbise verirler. Ben babama verilen o kıyafetleri giyiyorum. Kıyafetler tabi bana bol.

 

Mahmut Emin Birliktir üzerindeki kıyafetleri anlatırken gülme krizine tutuldu. Sanki o anda okul önünde seromonide ki halini görüyordu.

 

Şimdi bana da komik geldi. Gerçekten Türkiye 2.si olmuşsunuz ama babanızın kıyafetleri içindesiniz. Olmuyor arkadaş çorabından ceketine kadar her şeyimiz yamalıydı. Ama ne kadar güzel günlerde onlar. Bu şartlarda okumaya çalışıyorduk. Şimdi şükürler olsun çalışmanızın karşılığını aldık.

 

Siz iş olarak da artık inşaat işlerini seçmeye başladınız. Çünkü inşaat diğer işlere göre daha ağır ama parası daha fazla?

Tabi inşaat çok yorucu ve ağır ama güzel parası var. Ben inşatta boya işlerine ağırlık vermeye başladım ve götürü usulü çalışmaya başladım. Dairenin kapılarını, pencerelerini boyayarak başladım ve daire boyaları yapıyordum. Bu sayede iyi para kazanmaya başladım ve babam 2. Ablamı da evlendirdi.

 

Lise 2. Sınıfta Ülkü Ocaklarına gitmeye başladım

Lise 2. Sınıfa giderken artık siyasete bulaşmaya başlıyorsunuz nasıl oldu ilk nereye gittiniz, kim aracı oldu?

Benim o zamanlar ne siyasete, ne kızlara, ne arkadaşlara ayıracak, kahveye gidecek zamanım hiç yok. Ben evi katkı koymak zorundayım, babamın yükünü azaltma çabasındayım. Ama buna rağmen içimizde siyasetle uğraşmaya başlayanlar var. O dönemler iki şey var, ya sağcı olacaksın, ya solcu. Bizden solcu olmaz. Birde 11 yaşından beri namaz kılan biriyim. Bu nedenle Ülkücü ağabeyler beni seviyorlar ve kolluyorlar da. Onların bu ilgisi ile bizde Ülkücü olmaya başladık. Ben ülkücü olduğuma hiç pişman olmadım ve çok iyi dostlarım oldu. Lise 2’nin sonlarına doğru Ülkü Ocaklarına gitmeye başladık. Ama biz hiç MHP’ye gitmedik. Bizi oraya almıyorlardı. Rahmetli efsane Yılmaz Üstün vardı. Şimdi ki Cengiz Üstün’ün babası. Ama o bizim için çok büyük ve ulaşılmaz bir adamdı.  Okul yılarında siyaset böyle başladı.

 

Siz her ne kadar işin içine fazla girmeseniz de o yıllarda siyasi çatışmalar yaşanıyor, gerginlikler var. Bunların arasında hiç kalmadınız mı?

O dönemi yaşayıp da olaylara karışmayan olması imkansız. Bizim öğrencilik zamanımızda Gün Sazak’ın öldürülmesi hadisesi var. 1979’da başlayan ve askeri darbeye kadar süren gerginlikler elbette bizi de etkiliyordu. Necmi Bilgi diye bir arkadaşımız vardı. Afyonda bu siyasi olaylarda öldürüldü. O zaman ben amcamın otobüsü var Menzil’e kafile götürüyor bende arabada muavinlik yapıyorum. İlk gidişimde 1974 Kıbrıs harbinden öncesine denk geliyor. Amcamda her sefer başı bana 100 lira veriyor.

 

Menzil’e her zaman bu şekilde mi gittiniz?

İlk gidişlerim böyle oldu ama sonrasında özel olarak gitmeye başladım. Ama aslında olayın başlangıcı 1973 yılının sonlarına doğru Seydi Hazretleri Rahmetullahi Aleyh Sandıklı Kaplıcalarına gelmişti. O zaman ilk Ülkü ocakları olarak 3 otobüs gidilmişti. Benim Menzil ile tanışmam böyle oldu ama babam ve dedem zaten gidiyorlarmış. O tarihten sonra da bizde sürekli gidip gelmeye başladık.

 

Toplu olarak sınıfta kalma hadisesi tam olarak anlaşılmadı. Ne yaptınız, ne oldu da sınıfın neredeyse tamamı kaldı?

Onu hala bende anlamış değilim. Ben anlamadım ki şimdi onu anlatmaya çalışayım. Bana da garip geldi. Sınıf toplam 28 kişi 21 kız 7 erkek öğrenci vardı. Baka şimdi daha da garip gelmeye başladı. Tüm sınıflarda böyleydi. Kız çok erkek öğrenci yok denecek kadar azdı.

 

Adam başı 4 kız öğrenci düşüyor ne güzel okulmuş?

Tamam kız öğrenci çoktu ama hiç birimiz yan gözle bile bakmıyorduk. Baktırmıyorduk da onlar bizim namusumuzdu. Kızlarla konuşurken yüzümüz kızarırdı. Birde o zaman ki Afyon’da kız arkadaş, aşık olmak falan olan şeyler değildi. Ya o dönemde böyle şeyler yoktu gerçekten ama bugünkü aklımız olsa adam başı dört kız arkadaş kulağa güzel geliyor ama bizim dönemimizde öyle şeyler olması imkansızdı. Özellikle benim durumum belli.

 

Kömür taşıyanlar sınıf geçti biz kaldık

Hala sınıfta nasıl kaldığınız anlaşılmadı? Sakladığınız bir şey mi var?

Sakladığımız bir şey yok ama okul bölük pörçük. Yarısını başka yerde yarısını Atatürk İlkokulunda tamamlamak zorunda kaldık. Daktilolar var şeridi çıkar biz iyiydik ama şartlar bizi kalmaya itti. Öğretmen yoktu. Bir öğretmen 5-6 derse girerdi. Böyle bir okul. Şimdi 28 kişiden 7 kişi nasıl geçti ben hala anlamış değilim. Belediye İş Sendikası başkanı Yücel var. Ben 3 dersten kaldım veremedim, Yücel 7 dersten kaldı o geçti. Ben bunu hala anlamış değilim. O zaman onlar öğretmenlerin kömürünü taşıyanlar, öğretmen için pirinç, yağ kuyruğuna giren yalaka öğrenciler gurubu vardı. Bunların bir kısmı neyse izim vermeyeyim ama acaba bunlar bu nedenle mi geçtiler diye düşünüyorum. Ben 3 dersten nasıl geçemedim de Yücel 7 dersten geçti bana mantıklı gelmiyor.

 

Necmi Bilgi’nin öldürülmesini anlatırken araya başka konular girdi. Ne oldu Mecmi Bilgi’nin öldürülmesinden sonra?   

Neci öldürüldüğünde biz yine amcamla Menzil’den geldik. Bu arada fırsat buldukça amcamın matbaada parça başı bazı işler yapıyorum geceleri çalışıyorum. Biz çalışırken Matbaayı polisler bastı. Seni karakola götürüyoruz. Amcam nereye götürüyorsunuz dedi. Polisler Necmi’nin öldürüldüğü gün olaylar çıkmış. Sağa sola yazılar yazılmış. Bu nedenle beni karakola almak için gelmişler. Amcam bu çocuk dün burada değildi bir otobüs şahit var dedi. Karakolda anlatırsınız dediler ve bani aldılar. O gece karakolda kaldık ve ertesi gün savcının karşısına çıktık. Adliyeye çıktığımızda bizimle Menzil’e gidenlerden şahitlik edenler odluda savcı beni saldı.

 

Ama başka bir olaydan yeniden gözaltına alınıyorsunuz galiba?

Şerefin polisi öldürme olayı var. Soyadını vermeyelim. Bu arada Zafer Müzesinin olduğu yer karakol. Altında nezarethaneler, yan tarafında falaka odası var. Türbe yokuşunda Şeref bir polisi vuruyor ve polis orada ölüyor. Bizde o arada Kurtbaşın oradaki binadayız. Ocak Başkanın Osman Emrem, Hüseyin Boyer, Halil İbrahim Baykara, ben varım ve birkaç kişi daha var. Bizde ocaktan çıkıp evlere gideceğiz. Çorapçı Metin denilen bir taksici var. Daha sonra Hüseyin’ler onu öldürdüler. Onun arabaya bindik Harbişe dönüşte beni bırakacaklar sonra diğer arkadaşları evlerine yakın yerlere bırakacaklar. Bu arada polisler çevirdi. Hadi bakalım karakola.

 

Polisin öldürülmesinden mahkemeye çıkarıldık

Niye karakola gittiğiniz belli mi?, polisin öldürülmesinden haberiniz var mı?

Hiç bir şeyden haberimiz yok. Bizi topladılar ve karakola getirdiler. İçerde öğrendik ki polis öldürülmüş. Biz Zafer Müzesi olan yerin merdiven altındayız karanlık ışık yok. Kimin ne yaptığı belli değil bazıları bulduğu yere çişini yapıyor iğrenç bir yer. Hasan Akgün geldi, Halil İbrahim Baykara geldi, Ragıp hocanın kardeşi Cahit geldi hepimizi orada topladılar. Allahtan ertesi gün Şeref, polisin cenazesine gelmiş parkta yakalanmış. Böyle bir hadise oldu.

 

Karakolda kötü bir muamele gördünüz mü, karakolda ayna var mıydı?

Ya o dönemi yaşayıp karakola düşüp de ben kötü muamele görmedim diyen yalan söyler. Polisinde sağcısı solcusu vardı Bazıları gerçekten işkenceye varan kötü muameleler yapılıyordu. Hepimiz polisin tezgahından geçtik.

 

Başkanım yuvarlak laflarla geçiştirmeyin ne oldu polisin tezgahı nasıl bir şeydi?  

Yine bir gün gözaltındayken 5’er kişi olarak dışarı çıkartıyorlar. Karakolla cezaevi arasında bir yer vardı. Orada bizi sıraya dizdiler. Polis jop’u bükmüş bize gösteriyor. En başta Halil İbrahim Baykara var, ben varım, Uzun Hasan var, Cahit var, bir kişi daha var. Polis kafaya koymuş ve bizi benzetecek. Baykara’ya “Ulan bunu sende düzelteyim mi?” dedi. Baykara, “Onu elinden alırsam senide ben düzeltirim” dedi.

 

 Mahmut Emin Birliktir polisle Baykara arasındaki olayı anlatırken yine gülme krizine tutuldu. Konuşma birkaç dakika kesilmek zorunda kaldı. Bu güne kadar Pazar Kahvaltılarında ağlama krizine girenlere rastladık ve konuşmalar kesilmişti. Ama böyle gülme krizine giren konuk ilk oldu.

 

Polis Halil İbrahim Baykara’ya bir girişti onu dövmekten yoruldu. Bize sıra gelmedi. Halil İbrahim Baykara sayesinde dayak yemekten kurtulduk. Baykara 8 yıl hapis yattı. Bu konuda aramızda en fazla sıkıntı çeken o oldu. Şimdi gülüp geçiyoruz ama o günler gerçekten çok kötüydü. Yıkılan Hükümet konağının olduğun yerin bir kısmı cezaeviydi. Yıkılan tarihi bina çok güzeldi.

 

Şeref’in olayı yarım kaldı, sizleri toparladılar?

Şeref’in olayından sonra bazıları cezaevine girdiler. Halil İbrahim Baykara, Osman Emrem, Hüseyin Boyer, Hasan Akgün, Uzun Hasan, Hasan Kaya, ben biz 7-8 kişi yakalandık birkaç arkadaşımız kaçtılar. Bizi hakimin karşısına çıkardılar. Hepimiz cezaevine gireceğiz. Hakim dosyaları inceliyor bir tek benim yaşım 17 olduğu için serbest kaldım onların yaşı 18 olduğu için hepsi içeri girdiler. Onların o gün, gün ışığını son görüşleri idi. Bir daha 8 yıl sonra gün ışığı gördüler. Fakat orada konuşurken Mustafa Okçu’nun da arandığını duydum. Bazen gece onların yanına takılırdık. Topal Mari dayı vardı. Lokum tenekesi yapıyorlardı. Ben Mustafa Okçu kaçsın yakalanmasın diye haber vermeye gidiyorum. O gidip teslim oldu. O da tutuklandı ve cezaevine kondu. Aslında buradan sonrasını Baykara’dan dinlemek lazım. İçeri girdim diye koğuşta takla atmış sevinçten bende geldim diye Mustafa Okçu.

 

Şeker fabrikası solcuların elinde  

Bu olayların arasında lise bitti. Ben üniversite sınavlarına girdim 326 puan alarak Konya Selçuk üniversitesini kazandım. Ama bir yandan siyasi olaylar, bir yandan geçim şartları ağırlaşmaya başladı ve ev kalabalık olmaya başlamıştı. Çalışmamı ve para kazanmam gerekiyordu. Üniversite imtihanına girdiğim sırada Şeker Fabrikasın imtihanı vardı 1980 yılında Pancar muhasebe için açılan sınavda 100 üzerinden 100 puan alarak kazandım. Şeker Fabrikası Pancar Muhasebeyi kazanınca Üniversiteye gitmekten vazgeçtim. O dönemlerde Ecevit iktidarı var. 1977 tarihinde açılmış ve idari personelin çok büyük bir kısmı sol görüşlü kişilerden. Sabit Pekin’de orada muhasebede ama farklı yerlerdeyiz. Çoğu solcu biz birkaç kişi varız sağ görüşlü olan. Ama burnumdan fitil fitil getiriyorlar. İş rahat ve parası da güzel ayrılmak işime gelmiyor. Bir daha böyle bir yere giremem. Maaşım var devlet kapısına girmişim ama benim pes edip kaçmam için elinden geleni yapıyorlar.

 

Kafaya koydular beni işten atacaklar

Şeker fabrikasında beni barındırmak istemiyorlar. Yemek sırasında omuz atıyorlar, laf atamlar, tutanak hazırladılar, maaş kesim cezası verdiler. Onlar baskıyı arttırdıkça ben direniyorum. Aslında çekilecek gibi değil ama çalışmak zorundayım. Bırakıp gitmek gibi bir lüksüm yok. İki buçuk yıl çalıştım ve ben 1982 yılında askere gideceğim. Askerlik öncesi kafaya koydular beni işten atacaklar. İşten atılırsan asker dönüşü yeniden işe girme şansım kalmıyor. Ne yapacağımı şaşırdım. Sendika Başkanı Ömer Çelik vardı, daha sonra Genel Başkan oldu. Kadir Hancıoğlu yönetimdeydi. Ben 18 yaşındayım benim amcam yaşımdaki koca adamlar bana eziyet ediyorlar. Bizim ülkücülerden biri Sendikaya git dediler. Ömer abiye anlattım 4 ay sonra askere gideceğim zaten ama gitmeden beni atacaklar. Ömer abi birileri ile konuştuktan sonra ben rahat ettim.

 

Saatli’yi alıp karakola götürdük

Lisenin son derslerinde veya boş derslerde Kurtbaş’ın oraya Ülkü Ocaklarına gidiyoruz. Orada ders yapılıyor. Dersler bittikten sonra herkes dağıldı. Ülkü Ocakları Başkanı Ali Kocaşaban’dı. Baktı sandalyenin birinin altında bir paket var. Bu saatli dedi. Aldı paketi karakola götürdük. Masanın üstüne koydu. Bekçi bu ne? Dede. Saatli dedi adamlar biraz ger çekildi kimse bir yere ayrılmasın dedi. Ali abi dedi ki tamam ifade verelim ama siz önce bu bombayı alı dışarı çıkartın dedi. Karakolun arkasında bir çöp bidonu vardı onun içine koyup üzerine taş koydular. Ali abi o bombaydı şimdi saatli bomba oldu dedi. Sen bomba olduğunu nereden biliyorsun diye içeri almaya kalktılar o sırada dışarıdan patlama sesi geldi. Cezaevinin duvarı yıkılmış ve hatta bazı kişilerin firar ettikleri söylenirdi. Böyle garip olaylarda yaşandı.  ODAK

Share
#

SENDE YORUM YAZ