logo

Okulun bahçesinde çok gözyaşı döktüm

burhanettin çoban (1)

Belediye Başkanı Burhanettin Çoban 15 yaşında Ankara’da yatılı okulda okurken yalnızlıktan okul bahçesindeki ağaçların altında ağladığını anlattı. ODAK Pazar Kahvaltıları’na katılan Çoban Mehmet Emin Güzbey, Ertuğrul Sevim, Ömer Mazi ve avukat Emre Çınar’a hayatıyla ilgili bilinmeyenleri anlattı.

Seçim süreci başlayınca rakipler Başkan İcra avukatlığına dönmeye hazırlansın diyorlar?

Bu nasıl bir siyaset anlamış değilim. Ben Hukuk Fakültesine gittiğimde Türkiye’de sadece 3 tane Hukuk Fakültesi vardı. O zaman Hukuk Fakültesine her babayiğit giremiyordu. Avukatlık ayıplı bir meslek değil. Bana bunu söyleyenlerde kendisi de avukatla dolaşıyor. Hadi ben avukatlığa geri döndüm. Kazanamayınca sen nereye döneceksin? Bana bunu söyleyenlerin mesleği nedir? Onlar ne iş yapacaklar?

Siyasette bir günde çok şey değişir

Bazı adaylar şimdiden seçimi kazandıklarını ilan ediyor. Sizde durum nedir?

Bizim bir meclis üyemizin oğlu var. Genç çocuk ama Ülkücü birisi. Onlarında kendi arasında bir gezekleri varmış 2009 seçimleri öncesi Belediye Başkan adayı Hayrettin Barut’u davet ediyor. Barut giriyor içeri bacak bacak üstüne atıyor. Sigarayı yakıyor ve gayet kendinden emin bir şekilde. “Zaten ban başkanım. Oy verseler de vermeseler de ben seçimi kazanıyorum bir sıkıntım yok benim diyor” olaya böyle başlarsan orada bulunanlara sen kimsin, benim senin oyuna ihtiyacım yok demek gibi bir olay bu. Gezek bittikten sonra yolcu ederken başta onu oraya davet eden genç olmak üzere, “sana oy vereni” diye tepki gösteriyorlar. Siyaset’te bir saat sonrasını garantisi yok. Biz bunu bildiğimiz için ilk kez aday olmuşuz gibi çalışıyoruz.

Burhanettin Çoban kimdir nasıl bir ailesi vardı?

29 Haziran 1962 yılında Şuhut’un Anayurt köyünde dünyaya geldim. Aslında biz Kavaklı köyündeniz. Babam o dönemin önemli hafızlık yapıyordu. O dönemlerde kadrolu imam diye bir şey yok ve köy camilerine hafızı, imamı köyün ileri gelenleri tutuyor. Bir maaş değil ama Hak denilen bir yöntemle ücreti karşılanıyor. Bir kaç demir buğday, birkaç demir arpa gibi. Demir bu arada teneke demek. Babam Anayurt’ta imamlık yaparken ben dünyaya geliyorum ve 6 ay geçtikten sonrada Afyon’a gelmemiz gerekti. O zaman hafız Afyon’da bile yokmuş. Babamın hocası İstanbul’un en önemli camilerinden olan İskender Paşa cami’si. Hüseyin Arısoy hocanın tavsiyesi üzerine Afyon Müftüsü Kemal Yıldırım babamı Afyon’a alıyor.

Nereye geldiniz Afyon’da?

Ben 6 aylıkken Afyon’a geldik. Babamın ilk görev yeri demirciler içindeki kimilerine göre Keçe pazarı cami, kimine göre imaret dede cami, kimine göre demirciler içi camisi gibi farklı isimler ile bilinen bir cami. Babam emekli olduğu 1990 yılına kadar aynı camide görev yapıyor. Özel olarak çağrıldığı için o zamanlarda ramazanlarda hatimle terfi namazı kıldıracak bir başka imam yok. Babamın görev yaptığı cami her akşam tıka basa doluyor. 1962’den 1985’lere kadar babam tek. 23 yıl boyunca tek başına kıldırıyor sonra bu sayı 3’e çıkıyor.

Afyon’a geldiğiniz de nerede kalıyordunuz?

Şimdiki Sülali caminin arkasındaki evlerde kalıyorduk. Oralar yıkıldıktan sonra Burmalı Mahallesinde bir eve geçtik. Bunlar hep kiraydı. Bizim ilk kendi evimiz Kalenin eteklerinde Yeni cami mahallesinde bir ev aldık. 56 metre kare kutu gibi bir evdi. Ben evin 2. Çocuğuydum. Bir abim var 1960 doğumlu. Aslında abimden önce Ayşe isminde bir ablamız varmış. 3 yaşında vefat etmiş. Benim doğumumdan sonra annemin doğum yapma yeteneğini kaybettiği için iki kardeş olarak kaldık. Özellikle İmamların çocukları çok olur. Bizim iki kardeş olmamızın nedeni annemin rahatsızlığı. Ben aslında kalabalık bir ailem olsun isterdim.

İmam Hatip’de okumam dedim

Nerede okudunuz?

İlkokulu Cumhuriyet İlkokulunda okudum. Bize en yakın okul orasıydı. İyi bir öğrencilik hayatım oldu. Fakülte hariç ben okuduğum tüm okullarda sınıfın ve okulun en iyisi olarak tamamladım. Cumhuriyet İlkokulunda 3 tane öğretmen değiştirmeme rağmen başarılı bir öğrenciydim. Hatta geçici bir öğretmenimiz vardı onunla birlikte 4 öğretmenden eğitim aldık. İlkokuldan sonra babam beni İmam Hatip’e vermek istedi. Ben İmam Hatip’i istemiyorum dedim. Babadan zaten dini bilgimiz yeterince vardı. Ben başka alanda kendimi geliştirmek istiyordum. Ben düz ortaokulda okuyacağım dedim. O zamanki adı Merkez ortaokulu olan Odak gazetesi karşısındaki Atatürk Anadolu Lisesi olan okulda okuyacaktım.

Babanız hiç itiraz etmedi mi?

Etmedi tamam oğlum dedi. Evrakları hazırladık ve okula kayıt yaptırmaya geldik. Tam okulun bahçesine girerken baba ben vazgeçtim ben İmam Hatip’e gideceğim dedim. Babamda şaşırdı.

Niye düz ortaokula gideceğim dediniz son anda vazgeçtiniz?

Şöyle bir düşüncem vardı, İmam hatip’e giden imam olur. Babam imam bende başka bir meslek seçeyim diye düşündüm. Annem okuma yazma bilmeyen bir kadındı. Bir imam olsa yeter diyor. Aslında babamda okuma yazma bilmiyor. Ama bir kurs sayesinde okur yazarlık belgesi alarak kendini geliştirdi ve Afyonun aranan imam ve hafızlarından biri oldu. Annem imam olmamı istiyor çünkü köy yerinde maaşlı birisiyle evlenmek güzel bir şey olarak kabul ediyor. İmam olmamı o yüzden istiyor. Sırf düzenli bir maaşı olduğu için abime de bana da imam olsanız yeter diyor. Ama ben olmak istemiyorum. Ben sadece imam olmak için okula gönderileceğim için oraya gönderilmek istediğimi tahmin ettiğim için İmam Hatip değil normal ortaokul olsun istiyorum. Tam ortaokula kayıt yaptıracağımız sırada babam bana bir şey demedi ama üzülmüş olacağını hissettiğim için İmam Hatip’e kayıt olmak istiyorum dedim. Yıl 1973 İmam Hatip’e kayıt yaptırdık.

Nasıldı İmam Hatip yılları pişman oldunuz mu?      

Asla pişman olmadım. O zamanlar 12 Eylül öncesi dönem her şey iyi. Ben İmam Hatip’e gittiğim ilk yıldan itibaren Milli Türk Talebe Birliğine gitmeye başladık. Okulda Halil isminde bir müdür ver çok iyi ülkücü. O da okulun en iyi öğrencilerini seçim Ülkü Ocaklarına götürmeye çalışıyor. Gitmeyenleri takip ediyor ve niye gelmediniz diye baskı yapıyor. Ben bu baskıya daha fazla dayanamadığım için okuldan ayrılma ihtiyacı duydum. Okul Müdürü Halil Bey nedeniyle İmam Hatip ortaokulundan sonra ayrıldım. Devam etmedim.

Yaz tatillerinde bakkal çıraklığı oldum

Yaz tatillerinde ne yapıyorsunuz?

Ben mutavazi bir imam maaşı ile geçinen bir ailenin çocuğuyum. Abimle birlikte bir yaz tatillerinde mutlaka çalışırdık. Demirciler içinde bir bakkal çıraklık ettim, kırtasiye gibi bir yerde çalıştım, ortaokuldayken Özlem ticaret vardı. Onlar çanta branda işi yapıyorlardı. Benim çıraklık yaptığım yer yıkıldı ve şimdiki Özel İdare İş hanının olduğu yerdi. Ben orada çalışırken iki tane Nur’cu öğretmen geldi. Bunlar okuyucu Nur’culardan. Beni babamdan dolayı tanıyorlar. Bana dediler ki, Ankara’da Türkiye’de bir tane olan parasız yatılı Meteoroloji Teknik Lisesi var. Buradan mezun olanlar direk memur oluyor dediler. Çok iyi bir okul mezun olduğun an memuriyet başlıyor ama aynı zamanda üniversite okumana izin veriyorlar dediler. Bana formlarını verdiler ve yazılıyı kazandım mülakata gittim. 1977 yılında mülakata gittim ve iyi geçti. ODTÜ’den emekli Prof. Ahmet Rumeli diye bir hoca var elektrik profesörü. Bizi o mülakat etti. Elektrik profesörü ama o da hafızmış. İmam Hatip Ortaokulundan geldiğimi görünce bana Yasin’in birinci sayfasını oku dedi. Okuduk ve sözlüyü geçerek Meteoroloji Teknik Lisesine girdik.

Ankara’da sizi nasıl bir okul hayatı bekliyordu. O zamana kadar aileden hiç ayrılmışlığınız yok?             

O zaman Milli Cephe Hükümeti var bu bölümde Milli Selamet Partisi’ne kaldığı için kadrolar ona göre yapılmış. Biz parasız yatılı öğrenci olarak 12 Eylül öncesi 15 yaşında bir delikanlı olarak Ankara’ya gittik. Okulumuz Kalaba diye Keçiören’de bir semtte. Tamamen aşırı sol örgütlerin hakim olduğu bir bölge. Sağ namına veya dini gurup namına kimsenin olmadığı bir yer. Okul tel örgülerle çevrili ve okula giriyoruz bir hafta boyunca hiç dışarı çıkmak yok. Hafta sonları bir otobüs gelir onunla çarşıya gider geliriz başka türlü imkanı yok burnumuzu bile çıkartamıyoruz. Ankara’da da Kızılay ve Ulus’a gidiyoruz. Başkan bir yere gidemiyoruz. Parasız yatılıyız ailemizle mektup dışında haberleşme imkanımız yok. Okulda ne çıkarsa onu yiyoruz, demir bardakta çay içiyoruz. Tek kişilik yataklarımız vardı ranza değildi bir tek bu güzeldi. Ama özellikle hafta sonları yemekleri hiç güzel olmazdı Kapuska çıkardı sürekli.

Aileden bir katkı gelmiyordu. Yatılı okullarda bir harçlık vermiyorlar mıydı?

Her ay 50 lira bir para veriyorlardı ama oda ancak ekmek arası yumurta yiyorduk. Haşlanmış yumurtayı ekmek arasında satarlardı. Çıkan yemekleri beğenmediğimiz zaman ekmek arası yumurta imdadımıza yetişirdi. Okul Türkiye’de tek olduğu için her ne kadar 12 Eylül öncesi olsa da fiziki şartları çok iyiydi. 130 öğrencisi olan içinde spor salonu olan bir okul. Çok geniş yeşil bir bahçesi vardı. Gurbettesin, ailenden ayrılmışsın, okuldan çıkamıyorsun ve yatılı bir okul. Gelip hatırını soracak bir akraban yok. Orada ağaçların altında çok ağladım. Kimse yok ve tek başınasın. Gizli gizli yola bakardık sanki bir yakınımız gelecekmiş gibi yol gözlerdik. Böyle çok ağladık. Yalnızlık, kimsesizlik kolay değildi.

Siz bu kadar zorluklar çektiniz şimdi sizin çocuklarınız şehir dışında okurken ne yapıyorsunuz?

Şimdi bizi öyle yapmıyoruz tabi. Kızım ve oğlum İstanbul’da okurken hanım günde en az 5-6 defa konuşmadan rahat etmez. Böyle hasretlik olur mu?. Olmadı atlayıp ziyarete gidiyorsun. Bizim zamanımızda öyle imkanlar yoktu ki. Bindirirlerdi otobüse adi iyi yolculuklar derlerdi. Gidip kendimiz bulurduk okulumuzu. Mektup yazardık bir haftada giderdi. Bizim okuldan eve gelmemiz bayramlarda ya da tatillerde. Şimdi istediğin zaman atla otobüse gel.

Burhanettin Çoban kimdir?

1962 yılında Afyon’da doğdu. Cumhuriyet İlkokulu, İmam Hatip Lisesi Orta Okulu, Meteoroloji Teknik Lisesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Parasız yatılı öğrenci olarak Meteoroloji lisesinde okuduğundan dolayı mezun olduğu 1980 yılında İzmir Çiğli Havaalanına meteoroloji teknisyeni olarak atandı. Memuriyet görevinden Hukuk Fakültesini bitirmiş olduğu 1985 yılı sonunda istifa ederek ayrıldı. 1988 Yılından, Belediye Başkanı seçildiği 2009 yılına kadar Afyon’da avukat olarak çalıştı. Evli ve üç çocuk babası olan Burhanettin Çoban 29 Mart 2009 tarihinde yapılan Mahalli İdareler Seçimlerinin ardından Afyon Belediye Başkanlığına seçilmiştir.

Çoban’ın siyaset hayatı

Siyasi hayatına 1978’li yıllarda MTTB Ankara Orta Öğretim Komitesinde başladı. 12 Eylül öncesinde iki yıl süreyle MTTB Ankara Ortaöğretim Komitesinde çalışmış olup,1984 yılından sonra da çeşitli siyasi partilerde yönetim kurulu üyeliği, merkez ilçe başkanlığı ve 10 yıl süreyle de Belediye Meclis Üyeliği yapmıştır. 2002 yılında 30 arkadaşı ile birlikte AK Parti Afyonkarahisar İl teşkilatını kurmuştur. 2002 yılından beri de kurucusu olduğu AK Parti’nin Afyonkarahisar İl Başkanı olarak görev yapmaktayken Afyonkarahisar il belediye başkanlığı aday adaylığı için 01.12.2008 tarihinde görevinden istifa etti. Çoban 2. Dönem Belediye Başkanlığı için yeniden aday oldu.

2009’da geriden gelip kazandım

Seçimler insana çok şey öğretiyor. Bakın size bir şey anlatayım. Ben 2009 seçimlerinde fazla tanınmayan meclis üyeliği yapmış ve il başkanlığı yapmış birisi olarak seçimlere girdim. Ben o dönem ne kadar çok insanla temas ettim. Ferdi ya da toplum olarak insanların arasına girip el sıkıştıysam oyumuz arttı. Hayrettin Barut ise ne kadar halkın arasına girdiyse oyu düştü. Onun tarzı farklıydı. Uzaktan hoş görünüyordu ama yaklaştıkça, konuştukça insanlar ondan uzaklaşıyordu. Aynı durumu şimdi görüyorum. Vitrin güzel ama içi boş şeyler halk tarafından takdir görmüyor. Biz önceki seçimlerden ders çıkardık. Emin ve sağlam adımlarla her zaman olduğu gibi seçimi ciddiye alarak gün doğmadan başlayıp gece yarılarına kadar çalışıyoruz. ODAK Pazar Kahvaltıları

Share
#

SENDE YORUM YAZ