logo

Öğleye kadar simit satardım

hasan karacak (4)

Demokrat Parti Belediye Başkan Adayı Hasan Karacak, ODAK Pazar Kahvaltıları’nın konuğu oldu. Karacak, hayatı, spor yaşamı ve siyaset geçmişine dair bilinmeyenleri ODAK Yazarları Mehmet Emin Güzbey, Avukat Emre Çınar ve Ömer Mazi’ye anlattı.

Hasan Karacak kimdir, nerede dünyaya geldi nasıl bir ailesi vardı?

15 Şubat 1965 tarihinde Örenbağı denilen yerde şimdiki sanat okulun un arkasında Hacı Nasuh mahallede dünyaya geldim. Rahmetli dedem müteahhit Kara Hasan derlermiş. Ben dedemin adını almışım. Annem hala o mahallede oturur. Biz orada dünyaya geldik orada büyüdük. Dedemin müteahhit olması nedeniyle bir süre Balıkesir’de havalimanı yapımında çalışmış. Babamın gençliği o bölgede geçtikten sonra yeniden Afyon’a dönüyorlar. Bizim dünyaya gelmemizle birlikte bir daha şehir dışına çıkılmıyor. Bizde çocuklukta her kes gibi top oynamaya hevesliyiz. Babam spor yapmamı ve top oynamamı istemiyor ama ben kaçarak gidip yinede oynuyorum.

 

Futbolcu olmak için hayalleriniz var mıydı?

Vardı tabi. Benim futbolcu olmak için çok büyük hayallerim vardı. O zaman şimdiki gibi imkanlar yoktu tabi. Bizim için en büyük oyun olanı Arena dediğimiz Hüseyin Sümer İlkokulunun bahçesi. Orası bizim için özel bir yeri vardı. O zaman futbol topu yoktu. Naylon topla oynuyorduk. Ben Galatasaraylıyım. Bizim için o dönemin efsane oyuncularının yerine kendimizi koyuyorduk. Gökmen, Çilli Mehmet, Fatih, Yasin’lerin yerine kendimizi koyardık. Ben futbolu çok seviyorum ama rahmetli babam hiç hoşlanmazdı top oynamamdan. Babam her zaman oku, çalış, oku, çalış derdi. Tamam onları da yapalım ama top da oynayalım. Babamın bu telkinlerine rağmen kaçarak gider top oynardık.

 

Evden kaçıp kampa katıldım

Kaçarak top oynamaya gittiğiniz birkaç saatliğine değil mi?  

Genelde birkaç saatliğine ama bir keresinde 2 günlüğüne kaçtım. O zamanlar Gençlik Spor Müdürlüğünün açtığı bir futbol okulu vardı. Bizim gibi böyle sokak aralarında okul bahçelerinde top oynayanları bir araya getirip yatılı futbol okulu yaparlardı. O zaman ortaokula gidiyoruz yaşımızda 13 civarında. O futbol okuluna bende gitmek istiyorum. Ama kesinlikle babam izin vermez. Bizde o zaman 5-6 arkadaşız. Bir kısmı ailesinden izin aldı. Benimle birlikte birkaç kişi izin almadan futbol okuluna bide katıldık. 2 gün kampımızı yaptık geldik. Tabi ki evde bizi bekleyen öfkeli bir aile var.

 

Ne yapmışlar 2 gün boyunca habersiz gitmek ailede kriz yaratır. Kayboldu diye aramadık yer bırakmazlar?    

Biz akşam eve gelmeyince tabi evde kriz çıkıyor. Her yerde beni aramaya çıkıyorlar akrabalar, eş dost derken arkadaşlarımın evine gidiyorlar. Bir kaçının da çocukları kayıp. Diğerleri futbol okulu var biz izin verdik diyorlar. O zaman rahatlıyorlar bizimde orada olduğumuzu anlıyorlar. Geldiğimizde elbette bir güzel azar işittik ama yine olsa yine yapardım. O futbol okuluna katılmasam içimde kalırdı. Gittik ve bize çok önemli katıları oldu. En önemlisi kendimizi gösterme ve tanıtma imkanı bulduk. Daha sonraki dönemlerde faydasını gördüm.

 

İlkokulu nerede okudun?

Hüseyin Sümer İlkokulunda bitirdim. Ortaokulu Cumhuriyet’te okudum. O okul şimdi Anadolu Lisesi oldu. Orayı bitirdikten sonra Endüstri Meslek Lisesi Ağaç işlerinden mezun oldum. Ağaç işleri demiyoruz biz tabi ki. İç mimari mobilya ve dekorasyon bölümü diyoruz. Kulakları çınlasın Mehmet Dörtgöz, İbrahim Meydanoğlu ile çok iyi bir iletişimimiz oldu. Tabi daha çok spor nedeniyle. Öğretmenlerimle güzel ilişkilerim oldu. Okul takımlarında da görev aldım.

 

Çavuşbaş ilk takımım

Sporla ilk nerede kulüp oyuncusu oldun?

Benim ilk takımım Çavuşbaşspor kulübü benim ilk kulüp takımım oldu. Orada çok güzel anılarım var. O zaman öyle bir enerjimiz vardı ki anlatamam. Sabah genç takım maçına çıkardım öğleden sonrada A takımla maça çıkardım. Amatör futbol o zamanlar çok farklı ve zevkliydi. O zaman severek gidiyorduk o sahalara. Bir yandan futbol oynuyoruz ama asla çalışmaktan da geri kalmadık. Yaz tatillerinde gidip çalışıyorduk. Sanayide Oruçoğlu teneke fabrikası vardı. Rahmetli İsmet amcanın yanında çalışıyorduk. Okuyırdum ama yaz döneminde orada çalışıyordum ve benim ilk sigortam Oruçoğlu teneke fabrikasından oldu. 1981’de sigortalı oldum ve Allah razı olsun onun faydasını görüyoruz ve erken emekli oldum.

 

Kaç kardeşsiniz?

Biz 4 kardeşiz. 2 kız 2 oğlan kardeş. Kız kardeşlerimden birisi Balıkesir’de. Benim annem aslen Balıkesirli. Dedem müteahhit olunca o tarafta önemli işler yapmışlar. Babamda orada çalışırken annemle tanışıyor ve 14 yaşında annemi ikna ederek evleniyorlar. Dayılarım teyzelerim hep orada olunca kız kardeşimde oradan evlendi. Biz geri kalan 3 kardeşte Afyon’dayız.

 

Nasıl bir öğrenciydiniz?

İlkokulda iki dönem yaşadım. Çok sevdiğim bir kadın öğretmenim vardı. Oda beni severdi. Ondan çok şey öğrendim ama bir süre sonra Afyon’dan tayini çıktı ve gitti. Tamda 2. Yıla geçtiğimiz de eşinin nedeniyle Ankara’ya gittiler. Ondan sonra çok sert ama yumuşak bir kalbi olan Ahmet Ateş öğretmenim geldi. Elinden sopası küreği eksik olmazdı. Çok yufka yürekli olmasına rağmen disiplinden asla taviz vermezdi. Hatta kendi oğlu da bizim sınıftaydı. Bizi sıra dayağından geçirecekse önce kendi oğlundan başlardı. Onu asla bizden ayırmazdı. Böyle çok sıra dayağı yedik. O zaman çocukluğun verdiği yaramazlıklardan belki. Ben çok yaramaz bir çocuk değildik ama diğer arkadaşlara uyduğumuzdan hep beraber dayak yerdik. Biz okuldan çıktıktan sonra Ahmet hocadan önce onların evine giderdik. Eşi hemen sorardı oğlum dayak atımı baban diye. Sonra bana sorardı. Yok atmadı derdik.

 

Hem çalıştım hem okudum

O yıllarda hepimiz öğretmen sopası yedik. Ama şimdi bir fiske vursalar kıyamet kopuyor?  

Okulda çocuklara dayak atılması kesinlikle doğru değil. Ama o yıllarda farklıydı. Okulda, iş yerinde evde, askerde çocukları disiplin altında tutmak için sürekli bir dayak olayın vardı. Şimdi okulda dayak yedik, sıkıyorsa gelip de baba öğretmen beni dövdü de bakalım. Bir dayakta evde yersin, ne yaptın da öğretmen dövdü derlerdi. Okula verirken de, işe verirken de eti senin kemiği benim diye verirlerdi. Sıkıyorsa gel de şikayet et. O dönemler öyleydi. Hepimiz öğretmenlerden dayak yedik. Ama hepsini de güzel bir anıymış gibi anlatıyoruz. O zaman öyleydi.

 

Baktığımız zaman siz okul, spor ve çalışma hepsini bir arada yapmışsınız. Bir çocuğa bu kadar yük ağır değil mi?   

Evet biraz zor gibi görünüyor ama biz hepsini bir arada yapmasını bildik. Ortaokuldan beri asla çalışma hayatını bırakmadım. Ne yaptıysak hepsini birlikte yaptık. Ben gidip kitap okuyayım, gezeyim, bir yerlere gideyim diye bir düşüncem asla olmadı. Hatta şimdi Zıraat Bankasının olduğu yerde Koçoğlu Çocuk Esirgeme Yurdu vardı. Orada 13 bayan öğretmen 6 tanede erkek öğretmen vardı. O zaman ortaokulda okuyorum. O kurumdaki öğretmenlere kendimi sevdirdim. Sabah 5’de kalkıyorum fırından simitleri alıyorum ve Çocuk Esirgeme Yurduna geliyorum. Ben her sabah 20 tane simidi o öğretmenlere satıyorum. Geri kalan 30 simidi de öğleye kadar satıyorum ve öğleden sonra da okula gidiyorum. Böylece hem okul harçlığımızı çıkartıyoruz hem de aile ekonomisine katkıda bulunuyoruz.

 

Kemal Horzum dönemi başkaydı

Futbol dönemi tam olarak ne zaman başlıyor?

Lise sonlarda futbol kulüpleri istemeye başladı. Bizim kaçarak futbol okuluna gitmemizin faydasını görmeye başladık. O zaman Çavuşbaşspor var. Benim ilk kulübüm orası. Başka kulüpler ve sonunda Afyonspor dönemi başlıyor. 1982 yılında Kemal Horzum dönemi Afyonspor’un en iyi olduğu yıllarda Afyonspor’a başlıyorum. Biz altyapıdan yetişiyoruz ama o zaman çok iyi bir takımımız var. Nevzat Güzelırmak takımın başında bizi altyapıdan 4 arkadaşı aldırlar. İlk kampımız Ödemiş Bozdağ’a gittik. Abilerimizle Hasan kaptan vardı. Onunla aynı odada kaldım. Kampta hasan abiyle 15 gün aynı odada kaldım. Bir takım kaptanıyla kalmanın ayrı bir ağırlığı var. Herkesin beklentisi var. Sezon başında biz Akşehir’e kiralık gittik. Orada bir sezon oynadıktan sonra yeniden Afyon’a döndüm. O zaman çok iyi hocalar ve oyuncular vardı Afyon’da Milli Takım çalıştıran hocalar geldi Afyon’a.

 

Spor insana birçok deneyim kazandıran bir yapısı var. Takım olmayı, yardımlaşmayı, dayanışmayı, kazanmak, kaybetmek birçok şeyi bir anda yaşaya biliyorsun?        

Futbol yaşantısı insan hayatına önemli katkıları var. Yetişmemizde önemli bir yeri var. Spor insanın ufkunu açan farklı bakış açıları kazanmasına yardımcı olan bir sektör. Tek başına bir hiçsin. Takım ekip olursan neler yapabileceğini gösteren en önemli etken. Sürekli kendini geliştirmen ve her maçta farklı bir heyecan yaşadığın bir oyun. Kazanmak ne kadar güzelse kaybetmenin de bir kural olduğunu öğretiyor.

 

İlk takımım Çavuşbaş

Biz kendi aramız da oynuyoruz ama kim bizi sokak arasında bulacak. Ailemizden kaçarak gittiğimiz Futbol Okulu sayesinde bazı hocaların dikkatini çekmişiz. İhsan Mutluer hoca vardı. O zaman Çavuşbaşspor çok iyi ve popüler bir takım. İhsan hoca sayesinde Çavuşbaşspor’a gittim. Benim ilk takımım orası ve o dönemin iyi topçularının hepsi orada. İhsan hocada kendini spora adamış ve sahalardan hiç çıkmayan bir adam. Bizim formalarımızı evine götürüp eşine yıkatan, ertesi gün maç saat 10’daysa 7’de sahada olan bir adam. Rahmetli böyle farklı ve özverili bir spor adamıydı. Benim Çavuşbaş Spor Kulübünde başlamama neden olan ilk kişi İhsan Mutluer hoca. Daha sonra Şeker Spor ve birkaç kulüpte daha oynadık.

 

Maç benim yüzümden tatil oldu

Ben futbol hayatım boyunca bir kere kırmızı kart yedim. Oda Sandıklı’da oynanan bir maçta.  O zaman bal ligin de Sandıklı Belediyesporla maç yapıyoruz. O zaman maçın hakemi de eski topçulardan karayollarından emekli eski topçu. Yan hakemlerde eski futbolcu. Beraber top oynadık ve çok sevdiğimiz ve aynı mahallede oturduğumuz kişiler. Biz ilk yarıda 2-0 öndeyiz. Ama Sandıklı taraftarı Erdoğan abiye öyle hakaretler yapıyorlar ki ben dayanamıyorum. Erdoğan abiye, “Ya abi adamlar ana avrat sövüyor bir şey yapmayacak mısın” dedim. Oda o anda farklı bir ruh halinde “tamam tamam ben hallederim” dedi. Sandıklıspor hücum yapıyor ceza sahası içinde rakip oyuncu ile ben karşı karşıyayız. Ama aramızda bir metre mesafe var. Erdoğan hoca penaltıyı çaldı. “Hocam ne yaptın sen ben dokunmadım bile” dedim sarı kartı yapıştırdı. “Yok artık kırmızı verseydin bari” dedim çıkardı kırmızı kartı verdi. O anda bende kendimi kaybettim ve üzerine yürüdüm, o anda kafam kafasına gelmiş. Hoca soyunma odasına gitti ve maçı tatil etti. Hükmen yenildik ama yinede şampiyon olduk.   ODAK Pazar Kahvaltıları

Share
#

SENDE YORUM YAZ