logo

Müjde başkanım ağaçlar filizlendi

selim karasekreter (6)

Bolvadin eski Belediye Meclis Üyesi ve Belediye Başkanı Mimar Selim Karasekreter 30 Mart 2014’te MHP Belediye Başkan Adayı. Karasekreter, Pazar Kahvaltılarının 3. bölümünde Horan Parkı’ndan söktüğü ağaçları nasıl Bolvadin ve Heybeli kaplıcasına taşıdıklarını ve ülke gündemine oturan boğa heykeli olaylarını ODAK Yazarları Mehmet Emin Güzbey, Ertuğrul Sevim, Emre Çınar ve Ömer Mazi’ye anlattı.

20 yıl önce nasıl bir Belediye Başkanlığı yaptınız? 

S. Karasekreter, “Benim Belediye Başkanlığım elbette bilime, projeye ve ekibe dayalı bir sistemdi. Bizim o zaman oluşturduğumuz kadro şimdi birçok il belediyesinde bile yok. 1999’da belediye basın bürosu var. Biz buradan canlı yayın televizyon yayını yapıyoruz. Belediye çalışmaları, yapılan işler, Ramazanda camiden canlı yayın. Daha Afyon’da bile televizyon kanalı yeni kurulurken Bolvadin’de televizyon yayını yapıyoruz. Belediye’den radyo yayını yapılıyor ve haftalık gazete çıkartıyoruz. Bizim zamanımızda Bolvadin’de yapılan sempozyumlar daha Afyon’da yapılmadı. Bakanlar, profesörler geliyor. Termal Turizm, Eber Gölü hakkında sempozyumlar yaptık. Düşünün Belediye Başkanı mimar, bizim kadromuzda peysaj mimarı, harita mühendisi, makine mühendisi, bilgisayar teknikeri gibi çok kaliteli bir ekip var. Şimdi o teknik ekip yok.

Türkiye’de ilk ağaç sökme aracını alan birkaç belediyeden biri olmuşsunuz. Neden böyle bir şeye gerek duydunuz nereden aldınız?

S. Karasekreter, Ben çevre ve doğa aşığı bir insanım. Bizim Horan parkı bölgenin en büyük parkı ve yeşil alanı. Zamanında oraya dikilen çam ağaçları o kadar sık dikilmiş ki kavak ağacı diker gibi 2 metre arayla dikilmiş. Bir baktım, bazı ağaçlarda hastalık var. Bu konuların uzmanı peyzaj mimarı bir arkadaşım vardı. Onu davet ettim. Birlikte gezerken “Bunlar çok sık dikilmiş. Bu ağaçları yaşatmak istiyorsanız sağlı sollu birer ağaç seyretmelisiniz. Aksi takdirde hastalık tüm ağaçlara sıçrar. Bu şekilde çam ağacı dikilmez” dedi. Arkadaşımı yolcu ettikten sonra günlerce düşündüm. Ben bu ağaçları nasıl kurtarırım diye. Bir türlü çıkış yolu bulamıyorum. Önümde iki seçenek var. Ya elime baltayı alacağım birer ağaç keseceğim. Ya da onları taşıyacağım. Ama taşımak kolay değil 40 yıllık devasa ağaçlar.

Ben bu ağaçları nasıl keserim

Nasıl bir karar verdiniz?

S. Karasekreter, Ben o ağaçları asla kesemem. Başkanlığı bırakırım yine de kesemem. Taşımak imkansız. Bir araştırma yaptım. Türkiye’de daha yok denecek kadar az. Bir araç var. Devasa ağaçları yerinden toprağı ile birlikte köklüyor ve başka bir yere dikiyor. Fiyatı çok yüksek ve bizim o günkü belediye bütçesinin yarısı kadar. Çok düşündüm ve ne pahasına olursa olsun biz bu ağaç makinesini alalım dedik. Şehir içinde de fazla ağaç yok. Bu makine ile 40 yıllık ağaçları şehrin içine dikeceğiz. Bunun heyecanı başka bir şey ve bu parayla ölçülecek şey değil. Yeni bir cadde açtık, bu caddenin sağı solu 40 yıllık çam ağaçları ile süslendi. Bizim İmaret Camimiz çok eski, Mimar Sinan’ın eserlerinden biri. Anıt gibi bir cami. Onun etrafını çam ağaçları ile donattık. Ama ağaçlar yapraklarını dökmeye başladı.

O kadar çaba ve alınan araç boşa mı gitti?  

S. Karasekreter, Sarı çamlarda bir şey yok ama Ladinler yapraklarını dökmeye başladı. Nasıl kötü oldum anlatamam. Her sabah kalkıyorum kimse görmeden daha gün ağarırken gidip ağaçları kontrol ediyorum. Dökülen yaprakların yerine yenileri çıkıyor mu? diye. Her sabah ilk işim bu ama bir yandan da kimseye görünmemeye çalışıyorum. Ben bunu nasıl izah ederim. Dünyanın parasını verdik ağaç makinesi aldık. Gazeteler Bolvadin’de ağaçlar geziyor diye haber yaptı. O makineden ülkede sadece 4 tane var. Ona verdiğimiz o kadar paraya mı yanayım, ağaçları söktük tutmadı ona mı üzüleyim, yolların kanarlarına devasa çukurlar açtık onları geri nasıl kapatırız. Ben halka bunu nasıl izah ederim. Sabahlara kadar uyuyamıyorum. Artık umudumu kestim ve direk belediyeye geliyorum. Bir sabah daha makama yeni geldim kapıyı çalan içeri dalıyor. Başkanım gözün aydın çamlar filizlenmeye başladı diye belediyeye koşuyor. Ben her sabah kimseye görünmeyeyim diye çamları kontrol ederken herkes beni izliyormuş. Onlar benden daha çok mutlu oldu. İşte insanların gözlerindeki o mutluluk beni heyecanlandırdı. Bu insanların her şeyin en iyisine layık olduğunu anladım.

Ağaç taşıma makinesi görevini yaptı, başka işlerde kullanıldı mı?  

S. Karasekreter, Makine görevini fazlasıyla yaptı. Bir gün Afyon Garnizon Komutanı Ahmet Paşa aradı. Başkanım senin o makine bize lazım dedi. Ben de tamam paşam olur, ama bizim bir şartımız var. Bizim makine bir sana bir bize ağaç taşır dedim. O makine sayesinde Bolvadin’e dışarıdan çok ağaç getirdik. Bizim o zamanlarda çok farklı ilişkilerimiz vardı. Mesela o zaman vali Aykut Ozan’dı. Vali beyin eşi bizim eve gelir giderdi. Ama şimdi o ilişkiler yok.

Ben yaptım onlar söküp sattılar

Şu meşhur heykel olayı nasıl oldu, neler yaşadınız bu yüzden?   

S. Karasekreter, Bu iki heykel olay oldu. Meclis’te heykelin kalkması için karar alındı. Bakın ben Eber için o kadar çok mesai harcadım ki günlerce anlatırım. 27 ay gece gündüz hizmet yaptım kimsenin umurunda olmadı. Ama o iki heykel Bolvadin’de günün konusu oldu. Vali, başkanım heykeller çok güzel yeri de hoş, şimdilik dursun bakalım dedi. Bizden sonra gelen arkadaşlar ilk iş olarak o iki heykelin kuyruğunu kulağını kopartarak depoya attılar ve daha sonrada sattılar. O heykeller Bolvadin’den gitti. Ben de Eskişehir Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanından rica ettim aynısından kendime yaptırdım ve bizim çiftlikte o heykelin bir kopyası var şimdi.

 

O heykel bayağı meşhur olmuş anlaşılan?

S. Karasekreter, Bizim heykel o kadar meşhur oldu ki Hürriyet gazetesinde defalarca haber oldu. Bizim amacımız şehri güzelleştirmekti. Bolvadin’in tarihi camilerinin etrafında imar değişikliği yaparak çevresini açtık ve camilerimizin ön plana çıkmasını sağladık. Onların etrafına ağaçlar diktik. İnanın bizim o zaman taşıdığımız ağaçlardan sonra ilçeye büyük yetişmiş ağaç getiren başka kimse yok.

Nereden çıktı bu heykel olayı, neden gerek duyuldu?

S. Karasekreter, İki sebebi var. Birincisi Bolvadin besicilik ve hayvancılıkla geçinen bir şehir. Her insanın evinde mutlaka inek var, boğa, manda at, eşek var. Geçimi hayvancılık olan bir şehre bir boğa heykeli yapmak istedik. İkincisi insanlara pozitif enerji vermesi, şehrin yaşaması için, insanların mutlu olması lazım. Bir insan yaşadığı şehirden pozitif enerji alamıyorsa o insanı mutlu edemezsin. Eğer havuzundan tertemiz suyu akmıyorsa, çiçekliğinde taze çiçekleri yoksa, gezdiği yerde mutlu değilse, o insan o şehirden pozitif enerji almaz negatif enerji alır. O insanların geleceğe dair beklentisi yoksa şehir göç almaz göç verir. Şehirlerin sembolü olması lazım. Belediye Başkanlığı sadece yol kaldırım yapmakla olmaz. Başkanın şehre semboller de kazandırması lazım. Bu anlayışla o iki heykeli yapmak kararı aldık. Toplum geçmişini yaşayacak, geleceğe umutla bakacak ve şehir ileriye dönük çağdaş ve modern olmak için çalışmalar yapmalı.

Bir gecede heykel nasıl dikildi

Heykeli meydana dikerken kimse karşı çıkmadı mı?

S. Karasekreter, Heykelin dikiliş hikayesi başka. Bolvadin’de hava kararmaya başladı mı sokakta kimse kalmaz. Biz önceden heykelin altına konacak kaide kısmının taşlarını Kaplıca çevresinden bulduk. Orada devasa kayalıklar vardı tek tek işaretledik. Belediye ekipleri ve araçları her şey hazır. Hava karardığında biz çalışmaya başladık ve sabaha  kadar heykeli koyduğumuz meydanı yeniden yaptık. Sabahleyin sokağa çıkan insanlar gözlerine inanamadı. Meydan değişmiş, heykel konulmuş, çiçekler dikilmiş, çevre düzenlemesi yapılmış ve ağaçlar var. Bir gecede çalışarak heykeli yerleştirdik. Hatta birisi vardı. Sabahleyin kalkıyor evinden çıkıyor. Karşısına başka bir meydan geliyor. Adam da alkol alan biriydi. Ayılamadım diye gidiyor yüzünü yıkadıktan sonra geliyor bir daha bakıyor yine başka bir meydan. Böyle bir hikayesi var. Üstelik bu adam belediyede çalışıyor onun bile haberi yoktu.

Aslında sizin üniversite yıllarınızdan konuşmadık. O zamana dönecek olursa nasıl bir okul hayatınız oldu?

S. Karasekreter, Benim öğrenciliğim 68 gençliği dönemine rastlar. Sayacağım isimlere inanamazsınız, Faruk Emrullahoğlu profesör, aynı evre kaldık, Mehmet Kayacan, benden sonra belediye başkanı olan. Bana bir oda verdiler sen sabaha kadar uyumuyorsun diye onlar bir odada iki kişi kalıyorlardı. Ali Göker Kütahya’nın en büyük toptancısı. Ali Korkmaz Korel Otelin sahibi. Ahmet Ziya Alpay mühendis ve Fahri Atlı büyük bir firmanın mühendisi Ali Osman Gümüş diye bir arkadaşımız daha vardı, o da sanayici. Biz yedimiz aynı evde kalıyorduk. Bu arkadaşların içinde hepsi de kendi alanında başarılı olmuş kişiler.

İstanbul’da kaymak geceleri neden yapılamadı?

Neler yapıyordunuz öğrenciyken?

S. Karasekreter, O yıllarda hayat çok farklıydı. Eğlencesi farklı, yaşam şartları farklı, bakış açıları farklıydı. Biz o yıllarda Kaymak Geceleri yapardık. Bunu nasıl yapardık biliyor musunuz. İşin içinde zenginler yok. Biz öğrenciler Yaşar Özer’den tutun diğer zenginlerden para toplardık ve İstanbul’da Kaymak Geceleri düzenlerdik. İki yıl yaptık. Bir daha yapamadık. Niye yapamadık biliyor musunuz? Tartışma çıktı. Kaymak gecesinde dans olsun mu olmasın mı? Benim hala ciğerim yanar.

Tartışma kimle oldu, siz hangi taraftaydınız?    

S. Karasekreter, İnanın hala bu olaya çok üzülüyorum. Kaymak gecesinde dans olsun mu olmasın mı için iki guruba ayrıldık. Bir gurup dans bizim kültürümüzde yok. Bu Avrupa kültürü bana ne danstan. Biz başkasının kültürünü yaşatmak zorunda değiliz dedi. Modern gurup ise ya öyle düşünme herkes istediği gibi yaşasın, sen de istiyorsan harman dalı oyna. Kim ne istiyorsa onu yapsın dedik ama olmadı. İstemeyenler arasında Mehmet Kayacan da vardı.

Siyasetle Kaymak Gecesi ile tanıştım

Ben o güne kadar siyasetle ilgilenmiyordum ama bu bizim yarım kalan Kaymak Geceleri ile siyasetle tanıştık. Düşünün aynı evi paylaştığımız, aynı sofradan yemek yediğimiz arkadaşlarla çok güzel bir organizasyonda fikir ve görüş ayrılığına düşmemizle birlikte siyasetle tanıştık. Siyasi parti olarak değil de dünya görüşü olarak ayrışmaya başladık. O zamanlar öğrenci olaylarının zirvede olduğu yıllardı. Yavuz Selim Sepin benim arkadaşımdır. Çok kabiliyetli ve aydın bir mimardır. Bakın bizim hocalarımız arasında kimler vardı. Behçet Necatigil edebiyat hocamızdı, Oğuz Atay, Tutunamayanların yazarı. Kemal Öztunç çok değerli bir hocaydı, Suat Toner, Hüseyin Kaplan vardı. O zamanlar Yıldız Teknik Üniversitesi gerçekten yıldızlı. Bizim dönemin hocaları daha sonra hiç kimseye nasip olmadı. Böyle bir kadrodan başarısız öğrenci çıkması imkansızdı. Çok değerli arkadaşlarımız var ve hala bir çoğuyla görüşme imkanı buluyoruz.

Heybeli kaplıcasını ağaçlandırdık

Heybeli Kaplıcasına çok önem veriyorum ama dümdüz bir ovanın ortasında. Orayı yeşillendirmek istiyorum ama yıllarca araziye akan kaplıca suyu toprağı iyice deforme ettiği için ağaç yetişmiyor. Biz oraya 40 bin metre küp toprak taşıdık. Yeni bir bitkisel alan oluşturduk ve devasa ağaçları getirip diktik. Bugün oradaki ağaçların hepsi bizim diktiğimiz ağaçlar. Sadece onunla da kalmadık. Biz o zaman başka bir şey daha yapmıştık sonradan onların da üzeri kapatıldı. O zaman 400 tane belediye işçisi var. Bunların maaşlarını bile ödemekte zorluk çekiyoruz. Rahmetli eşime dedim hadi kaplıcaya gidelim işçileri toplayalım ve bir şeyler yapalım. O zaman çevre çiftliklerin köpekleri vardı. Onlar kaplıcanın çöpüne gelirlerdi. Kaplıcanın çıkan sıcak suyu boşa akıyor. Bir suni göl yapalım dedik. Ben sabaha kadar proje çiziyorum işçiler sabah onu yapıyorlar. Bir akşam iş bitti işçiler evlerine gitti. Ben ve eşim kaldık. Gece yaptığımız ışıklandırma ile eksikleri biz tamamladık ve suyu suni göle verdik. Ağaçları da aydınlattık. 5 yıldızlı otel gibi oldu. Bizim kaplıca suyunun öyle güzel bir yeşil rengi var ki anlatamam. Sabah işçiler geldi araçtan inen gözlerine inanamadı. Göl, şelaleler, buğulu bir ortam işçilerin gözlerine baktım, biz ne yapmışız der gibi bir bakıştı.

Benim şehrimi bana mı öğreteceksiniz

Yusuf Taktak var Bolvadin’li ve dünya çapında bir ressam. Ben o zaman belediye meclis üyesiyim. Dedi ki; “Hollanda’da bir sergi açtım. Orada Mimar Sinan’ın eserleri anlatılırken Bolvadin İmaret Camiinden bahsediyor ve maalesef bu cami şu anda toprağın altında diye anlatmış. Ben Belediye Başkanı olduğum zaman dedim ki bu İmaret Camiini ortaya çıkartacağız. Belediyenin tüm imkanlarını seferber ederek cami ve şadırvanın etrafını açtık ve her ikisini de ortaya çıkardık. Etrafına 40-50 yıllık ladin ağaçları diktik. Çevre düzenlemesini yaptık. Mükemmel bir yer haline geldi. Bir kadın vardı, bir ay önce oğlunun yanına gitmiş. Bir ay sonra kadın yeniden Bolvadin’e dönüyor. O zaman bizim şehirlerarası otobüsler meydanda duruyor. Muavin kadının yanına gelmiş “Teyze sen Bolvadin’de inmeyecek misin?” demiş. Kadın da; “Evet Bolvadin’de ineceğim” demiş. “Tamam işte Bolvadin burası in artık” demiş. Kadın; “Yapma oğlum benim şehrimi bana mı öğreteceksin, burası Bolvadin değil” demiş. Kadını zor ikna etmişler.

ODAK Pazar Kahvaltıları

Share
#

SENDE YORUM YAZ