logo

Karasekreter’i göz yaşlarına boğan kaza

selim karasekreter

Bolvadin MHP Belediye Başkan Adayı Selim Karasekreter hayatının en dramatik olayını anlatırken gözyaşlarına hakim olamadı. 1997 yılında yaşanan kazayı anlatırken sesi titredi. Bir süre boşluğa baktıktan sonra gözyaşları sel oldu. Mehmet Emin Güzbey, Ertuğrul Sevim, Emre Çınar ve Ömer Mazi şok içinde kaldı.

 

Sizin öğrencilik yıllarınızda Türkiye’de olayların olduğu yıllar. Sizin bir olayın içinde yer aldınız mı?

S. Karasekreter, Elbette çevremizde olup biteni görmemek imkansızdı. Ama biz yinede etliye sütlüye karışmıyorduk. Battal Mehmetoğlu diye biri vardı bizim okulda ilk o öldürüldü. Arkasından Mehmet Sevinç diye birisi öldürüldü. Hatta asansör boşluğunda Keneddy’i öldüren silah benzeri silah bulundu. O zamanlar çok kötü yıllardı. Belki de biz mimar arkadaşlar sağ sol olaylarından dolayı. Mimarlıkta usül vardır. Mimarlıkta usta çırak ilişkisi çok önemlidir. Üst sınıfta olan öğrenci alt sınıfta olan öğrencinin kalfası konumunda ağabeyi konumundaydı. Atölye çalışması ağırlıklıydı. Fakat sağ sol meselelerinden dolayı bunlar şey sağlıklı yürümedi.

 

Okul yıllarında nasıl bir ortamınız vardı?

S. Karasekreter, Ben okulu bitirdiğimde evlendim. 21 yaşında okulu bitirdim ve aynı yılda 21 yaşında evlendim. Mimarlık tahsili yapanlar genelde sosyal yönleri daha ağır kişilerdir. Fakat bizim öyle bir ağırlığımız olmadı. Okumakla meşgul olduk. Onun dışında İstanbul’un güzel yerlerini geziyorduk görüyorduk. İstanbul’a ben aşığımdır ve hayatım boyunca demişimdir ki İstanbul Boğazını gören bir pencerem olsun başka bir şey istemem.

 

Ben İstanbul’a aşığım

Nerede kalıyordunuz İstanbul’da?

S. Karasekreter, Kuruçeşme’de evimiz vardı orda kalıyorduk üç arkadaş, daha sonra Levent’e geçtik. Küçücük odası vardı, odaya sadece bir somya sığardı. İkinci somya sığmazdı. Biz yer yatağı yapardık. Bir ağabey vardı o somyada yatardı biz de Mehmet Kayacan’la birlikte gece oldu mu yer yatağı yapardık. Orada yatar sabah oldu mu onu kaldırır oraya masa kurardık. O zamanlar Aygaz tüpleri yeni çıktı. İslim vardı. İspirtolu islimler, kellesi kızdırılırdı. Mehmet Kayacan ufak aygaz tüpü düğmeyi çeviriyorsunuz çakmağı çakıyorsunuz yanıyor, bu kadar basit. Öbürü çok zordu biz Mehmet Kayacan’la ne kadar güzelmiş diyorduk. Tutup yakıyordu, söndürüyordu bir daha yakıyordu. O da yatak odasında mutfakta değil. Bizim Ahmet Ziya Alpay yemin etti. Vallahi olmaz dedi bugün sen bununla yatacaksın dedi yorganın üstünü örttü. O zamanlar gerçekten yokluk yıllarıydı ama Kuruçeşme o kadar güzeldi ki.

 

O yer yatağında yatanda yan yana yatan iki arkadaştan ikisi de belediye başkanı çıktı?

S. Karasekreter, Evet bir odanın içinde yer yatağında yatan o iki adamdan belediye başkanı çıktı. Kadar bizi bir birimize rakip yaptı. Üç kişinin ikisi başkan oldu orada. Daha sonra biz orada Aşiyan vardır, şimdi oralar yeşil park haline dönüştürüldü, kabrin tam karşısı. Yukarıda da Tevfik Fikret’in evi var Aşiyan’da, ben dört yıl boyunca Aşiyan’da ders çalıştım. O zaman boğaz köprüsü filan sonradan oldu. Yoktu bizim ilk gittiğimiz yıllarda. Tertemiz hava vardı. İstanbul’da Bolvadin kaymak gecesi yapıyoruz. Arkadaşlarla toplandık, o gün lodos çıktı. Kaymağı getirecek arkadaşlar Anadolu yakasında kaldı. Burada kaymak gecesi yapıyorsun, kaymak ikram edeceksin. Millet toplandı, gemiler çalışmıyor, ya arkadaşlara telefon filan ne oluyor ne geliyor, en sonunda bir ara lodos dindi ve kaymaklar geceye yetişti. ‘şükür Allah’a dedik, kaymaklar yetişti diye düşündük.

 

Siyasetle nasıl tanıştınız?

S. Karasekreter, Ben dünya görüşü olarak, hiçbir zaman siyaseti sevmedim. Ethem Bey, Belediye Başkanımız, onların bir grubu vardı onlar etkili oldu. Beni önce Ziraat Odası Başkanlığına ittiler. Arkasından o zaman Adalet Partisi vardı, Adalet Partisinin yönetimine girdim. Ondan sonra Belediye Meclis üyesi olduk ve Başkanlığa kadar giden bir süreç oldu. Herkes bir şeyde fikir birliği içerisindedir. Ben insana insan olarak değer veririm. Ne olursa olsun görüşü bu. Bakın bizim kaybettiğimiz bir seçimde benim partim bin 800 oy alırken biz 4 bin 800 oy aldık ve biz 7 oyla seçim kaybettik. Bana diğer partideki insanlar tuttular oy verdiler. Bunu verirken benim siyasi kimliğim olmadığı için verdiler. Fanatik bir siyasetçi hiçbir zaman ruhum gereği olmadım, olamam da, benim için kolay değil. Bugün baktığımızda AK Partinin tabanında bizi seven çok insan var. Bunlar memlekete hizmeti ön planda tutan insanlar. Belki onların içinde de siyasette ağırlıklı olan insanlardan vardır. Onlar bir hizmetin karşılığını vermek istiyorlar.

 

Bolvadin benimle helalleşmek istiyor

7 oyla seçim kaybetmek nasıl bir duygu?

S. Karasekreter, Çok kolay değil. Ama inanın benden daha çok Bolvadin halkı için kolay olmadı. Ben 7 oyla seçim kaybederken, Bolvadin yıllarca o 7 oy için benle helalleşme hesabı yaptı. Bir evde 4 oy varsa bir evin oyları karşı partiye gitmese de bize gelse biz Belediye Başkanıyız. Evinde 4 oy olan herkes kendini suçlu hissetti. ‘Biz ne yaptık?’ diye. Neticede 20 yılı böyle geçirdik. Anketlerde ben niye bu kadar fazla oy alıyorum. Bolvadin halkı o 7 oyla kaybettiğim seçimin yanlışlığını anladığı için ve benimle helalleşmek için bekliyor.

 

Çocukken ileriye dönük hayalleriniz var mıydı?

S. Karasekreter, Vardı. Ama benim hayalim çok başkaydı. Bizim Bolvadin’de ki evimiz Sultandağı’nı görüyordu. Sultandağı eskiden çıplak dağlardı. Biz çiftlikteyken bütün çocukların zihninde, Sultandağı’nda bazen çobanlar ateş yakardı, biz hep o ateşe bakar o ateşin etrafında biz de olsak diye düşünürdük, amcamın çocuklarıyla toplanırdık, orada şehri seyretmek nasıl olur diye kendi aramızda konuşurduk. Benim en büyük hayallerimden birisi Sultandağı’ndan bir yer alıp oradan Bolvadin’i izlemekti. Yıllar sonra birisi bana dedi ki benim Sultandağı’nda satılık bir yerim var. Hiç düşünmeden çıkalım dedik çıktık, üç buçuk kilometre çıktık. Aşağı bakıyorsunuz, Eber, Akşehir, Emirdağları, Bolvadin Ovası, çayırbahçeleri, müthiş bir manzara. Ya dedim benim için hayatımın finali buradır dedim. Ben buraya ne olursa olsun bir ev yapacağım.

 

Kaç yıl önce oldu bu olay?

S. Karasekreter, Bu yeni bir olay. Benim adaylık o tür hayallerimi sekteye uğrattı. Çıktım, çocuğumu götürdüm, piknik yaptık, çoluk çocuk gittik oraya. Yolu filan iyi değil ama özel bir yolu var. Etrafında da 30 yaşında çam var. Sadece sizin olduğunuz imar, özel mülkiyet, sizin olduğunuz. İçinde de iki tane kaynak suyu var. Ya burada yaşanır da ölünür de. Hayat burada sonlandırılır, iyi bir final olur. Ben bunlarla uğraşırken Belediye Başkanlığı teklifi geldi.

 

Aldınız mı orayı?

S. Karasekreter, Yok almadım nasıl almadım? Vatandaşla gittik. Bize dedim ödemede birazcık zaman verin. Olur dedi. O sürenin sonunda da ben vazgeçtim dedi. Ama fiyatı da önemli değildi, ikna edilirdi, fakat bu Belediye Başkanlığı iş çıkınca o hayalimi askıya aldık.

 

Büyük bir yer miydi?

S. Karasekreter, Evet yeterince büyük bir yer. 46 dekar tapulu 30 dekar tapusuz. İPAT’ın projeleri var. O projelerde Kırsal Turizm diye bir şey var. O konuyla ilgili arkadaşlarla görüştüm. % 40 oranında hibe veriyorlar. Afyon bu yönüyle çok bakir. Afyon kırsal turizmi, dağ turizmini keşfetmesi lazım. Biri çıkarda inşallah ormana bir şeyler yapar. Ben burada güzel bir şeyler yapmayı düşünüyordum ama adam ben talip olunca fiyatını arttırdı.

 

Bu eylem Afyon’da nasıl yankılandı? 

S. Karasekreter, Başta Afyon basını bizim yanımızda oldu. Tarihinde ilk defa Afyon İl İdare Heyeti büyün Eber’i kirleten tüm etkenleri Valilikte topladı. Vali, “Hiç kimse bana aba altından sopa göstermesin. Biz devletiz. Biz devlet olarak Eber’i bu şekilde kirletirsek bunu nasıl izah ederiz” dedi. Fabrika 3 ay kapalı kaldı ama dünya basından gizlendi. Fabrikanın böyle bir çevre kirliliğine neden olması onların imajına çok büyük zarar verir. Şeker Fabrikası artma tesisine 23 tane ilave artıma ünitesi yaptı. Afyon arıtmasına hız verildi. Akabinde Eber Çevre Sempozyumu yaptık O zaman Doancan Akyürek vardı çevre bakanı. Ediz Hun onun çevre danışmanıydı.

 

Başınızdan geçen bir acı olay var. Bir kaza oluyor. Bu kaza nasıl oldu, siz nasıl haber aldınız?  

S. Karasekreter, 1997 yılı o kış çok iyi gidiyordu. Yaz çok uzun sürmüştü. Hepimiz çiftlikteyiz. Ben seçimden sonra yaz kış çiftlikte kalmaya başlamıştı. Çocuğumuz İzmir’de okuyordu. İzmir’e gidip geliyordu. 7 Şubat tarihiydi. Bayrama birkaç gün vardı. Afyon’dan bayramlık almak için eşim arabayla Afyon’a gittiler. Küçük kızımda yanındaydı. O gün benim çiftlikte işim ver. Ben çiftlikten çıktım Bolvadin’e gidiyorum onlarda karşımdan geldiler. En son arabadan yanımdan geçekten gördüm. Arabadan arabaya selamlaştık yolumuza gittik. Bir süre sonra Ambulanslar gitmeye başladı. Ama yoğun bir şekilde ambulans gidiyor. Sadettin Küsmez vardı. O aradı. Başkanım biz kaza var. Hastaneye gelir misin, ciddi bir şey yok” dedi. Arabaya bindim yolda giderken kazanın olduğu yerden geçekten bizim arabayı gördüm. Kızım hep önde otururdu. Onun oturduğu yer tamamen çökmüş.

 

Selim Karasekreter, kaza anını gördüğü anı anlatırken yutkundu. Sözcükler boğazında düğümlendi. Bir süre konuşamadı. Kısık kısık çıkmaya başlayan sesi titremeye başladı. Bir süre boşluğa baktı. Gözleri kızardı ve ağlamaya başladı. Salonda bir sessizlik oldu. Kimse konuşmuyordu. Neredeyse kalp atışlarımız duyulacak. Bu güne kadar benzer anları daha önce yaşamıştık. Ama bu kez başka bir acı, başka bir duygu vardı. Hepimiz başımız önümüze eğdik. Belki de neden böyle bir soru sorduk diye kendimizle hesaplaşmaya başladık. Bu suskunluk ne kadar sürdü fark etmedik. Ama bu suskunluğu yine Selim Karasekreter bozdu.

 

Arabayı o halde göründe eyvah dedim. Kızım buradan canlı çıkamaz kesin ölmüştür dedim. Hastaneye cardım bahçesi korkunç kalabalık. Yukarı çıktım ilk onu kızımı sordum Zilşah ne oldu dedim arkadaşım kafasını salladı. Hanımı sordum yine kafasını salladı.

 

Bir kez daha Selim Karasekreter’in sesi titremeye başladı. Konuşmasını tamamlayamadı. Yine gözyaşlarına hakim olamadı. Selim bey sanki o anı bir kez daha yaşıyordu. 

 

Canımın parçası iki kişiyi aynı anda kaybettim. Ben kazada annemin olduğunu bilmiyorum. Annem çiftlikte kalmıyor çarşıda kendi evinde kalıyor. Anne herkes çiftlikte toplanacak sende ol dedim önce gelmek istemedi sonra tamam dedi. Annem bayramda kendi evcinde olmayı seviyor. Ben annemin öldüğünü bilmiyorum. Kendimi zor toparladım ve büroya gittim. Orada biri dedi ki ya dedi. Sadiye yengemin bütün ihtiyaçlarını gördüydüm dedi. Yoksa annemde mi öldü dedim. Annemin öldüğünü orada öğrendim. Ben sahuru birlikte yaptığım ailemden ertesi gün iftarda tek kişi kaldım.

 

Eber gölü suyu içilirdi 

Bana göre Eber dünyanın en temiz göllerinden biriydi. Bizim çocukluğumuzda Eber kıyısında piknik yapmaya giderken insanlar yanında içme suyu götürmezdi. Göl kenarına gelenler gidip içecekleri suyu Eber gölünden doldururdu. Gölün tabanı görülürdü. O kadar berrak ve temizdi. Kaşık oltalar vardı göle atardık daha atmamızla Turna balığının vurması bir olurdu. Gölde çok harika balık yetişirdi. Göl öyle bir hale geldi ki belirli noktalarda oksijen sıfır. İki kez sempozyum yaptık. Bu sempozyumlara bakanlar profesörler geliyordu. Şimdi bugün bir AK Partili başkan kendi hükümetine karşı mitin yapabilir mi? o cesareti gösterecek bir tane Belediye Başkanı var mı? O zamanki vali gibi tavır koyacak bir vali var mı? 

Alkoloid fabrikasını 3 ay kapattırdık

Ben Belediye Başkanı olduktan bir ay sonra 1992 yılının başı. Bize bir bilgi geldi. Bende çevreye ve Eber Gölü’üne çok önem veriyorum. Orada çalışan bir arkadaşım dedi ki, “Biz Eber’i resmen zehirliyoruz dedi. Benim uykularım kaçıyor. Biz fabrikadan öyle bir atık atıyoruz ki resmen zehirliyoruz. Devlet fabrikası olduğu için herkes göz yumuyor dedi. Normalde olması gereken 162 atık derecesi 7 bin 650”. Ben daha bir aylık belediye başkanıyım. Hemen bir karar aldık ve aldığımız bu kararı bizi etkileyecek partililerimizden sakladık. O zaman Afyon basını bizim yanımızda oldu. Öyle bir eylem yaptık ki bir anda Türkiye gündemine oturdu. Eber’e atıklarını atan Alkoloit Fabrikasının yolunu kapattık. Hükümet bizim hükümetimiz, konu Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine geldi.  ODAK Gazetesi Pazar Kahvaltısı

Share
#

SENDE YORUM YAZ