logo

İrfan Usta “üç çeyrek” çek

ömer mazi

Bazı şeyler sonradan olmuyor.

Doğuştan olur.

Bizim gazetede bir Dino var.

Adamın eli biraz sıkı.

Biraz değil çok sıkı.

Sımsıkı.

Fevzi Şen ile birlikte Ramazan ayından beri baskı yapıyoruz.

Kendimiz için değil.

Tamamen onun iyiliği için.

Adam kalp ameliyatı oldu.

Oruç tutamıyor sürekli ilaç kullanıyor.

 

Dedik ki, “Bak gardaşım sen oruç tutamıyorsun.

Ameliyat olmasan kesin tutardın.

Şimdi biz düşündük, senide severiz bilirsin.

Ramazan’da iki oruçluyu doyurmak büyük sevaptır.

Gel sen bize bir İftar yaptır sevaba gir.

Hatta Reyyan kapısından geçmene yardımcı oluruz” dedik.

Dedik ama yok arkadaş.

Adamın eli sımsıkı.

 

Baktık bizim Dino’dan fayda yok.

Aradan 2 ay geçti oralı bile değil.

Şen, dedi ki “kalk gidiyoruz

Ağa nereye gidiyoruz.

Gidiyoruz

Aldık çantalarımızı.

İkimizde taze muhabirler gibi çantasını fotoğraf makinesinin yanında taşıyanlardanız.

Kaplumbağa gibi.

Bir tek yatarken ayrılıyoruz.

Bazen kendimizi nesli tükenme tehlikesi ile karşı karşıya olan “Kelaynak” kuşları gibi sanmaya başladım.

 

Az gittik uz gittik.

Yolda da bizim ağa hala nereye gittiğimizi söylemedi.

Anıt park yakınlarından geçerken, “Şurada bir usta varmış.

Ben yetişemedim.

Burada seyyar köfte satarmış.

Ama herkes kuyruk” dedi.

 

Yahu gardaşım zaten karnımız acıktı ne köftesi, ne ustası?

Sahi sen beni nereye götürüyorsun.

“Gidince görürsün” dedi.

Anıtparkın yan yolundan yukarı çıkmaya başladık.

İçimden bu adam beni Kaleye götürüp oradan atacak galiba demeye başladım.

Gidiyoruz.

Zülali camii önünden sola döndük.

Yahu namaz zamanı da geçti ama hayırdır dedim.

Tamda ayakkabılarımın ipini çözmeye çalışırken, Şen, bana döndü.

Çıkarma devam et” dedi.

Allah Allah nereye gidiyoruz ağa.

Merdivenlerden inmeye başladık.

Ön tarafta mini sandalyeler ve 8-10 tane masa var.

Ama oturacak yer yok.

 

Uzun Çarşı tarafından gelip geçerken görürdüm.

Amele kahvesi zannederdim.

Merdivenden indikten sonra ikinci dükkana girdi.

İçerde 4 kişi çalışıyor.

Sıra olmuş yaklaşık 10 kişi var.

Fevzi Şen, “İrfan usta telefonla sipariş vermiştik” dedi.

İrfan usta’da, “Bir saat oldu nerede kaldın, iki tane üç çeyrek değil mi?” dedi.

Benim biraz yüzüm asıldı.

Bula bula burayı mı buldun gidip düzgün bir yerde yeseydik” dedim.

Şen, “Bekle biraz” dedi.

 

Normalde sırada bekleniyor ve herkes siparişini alıp bulduğu bir tabureye çöküyor.

Şöyle bir etrafıma baktım köylü gardaşlarımda var, belli ki bankacı ve memur olan kesimde var.

Ama benim yinede içime sinmedi.

5 dakika sonra İrfan Usta elinde iki köfte dürümü ile yanımıza geldi.

Hoş geldin Ömer Bey nasılsın” dedi.

İyi ustam dedim ama gözlerim elindeki dürümlerde.

Bu benim için çok fazla desem de İrfan Usta elimize tutuşturdu.

İki tanede ayran gönderdi.

 

Ben normalde tek çeyrek’i bile zor bitiren biriyim.

Daha doğrusu kendimi öyle alıştırmaya çalışıyorum.

İstemeye istemeye Fevzi Şen’e ayıp olmasın diye bir ısırık aldım.

Bir anda ağzımın içinde mükemmel bir tat.

Daha ilk ısırık bitmeden bir daha kopardım.

 

Bu ne ya? Dedim.

Şen, “Bitir de ondan sonra konuşalım” dedi.

Yarısını yesem yeter, bunu bitirmem mümkün değil.

Üç çeyrek dediğimiz şey neredeyse bir bütün ekmek.

İrfan Usta ekmeğin içini aldığı için bir bütün ekmeğe 3 çeyrek diyor.

Usta bize torpil geçmiş olması lazım üç çeyrek ekmek içinde yarım kilo köfte var.

Yedikçe tadı güzelleşiyor.

Bir mekana baktım bir ustaya.

Bir üç çeyrek ekmek arası köfteye bir kuyruğa.

Ye koçum.

Bugün rejim, kontrol her şey bir kenara.

Bu köfte yarım bırakılmaz.

Ustaya ayıp.

Lezzete yazık.

Emeğe saygı diyerek koca bir bütün ekmek ve yarım kilo köfteyi bitirdik.

Elimize bulaşan yağ ve köfte tadı neredeyse parmaklarımızı yedirecekti bize.

 

Bu arada usta yanımıza geldi.

Bir içecek daha ister misiniz? Dedi.

Ayran dedik.

Ayran içmeyin uyku yapar dedi.

Ama biz ayran olsun usta dedik.

 

İki büyük artan ve öyle bir yemişiz ki öküz gibi.

Ama gardaşım böyle bir köfte yapılmaz ki.

Bu nasıl bir lezzet.

Bu nasıl bir ustalık.

Ben bu güne kadar neden daha önce böyle bir lezzetten mahrum kaldım.

Bir kez daha anladım.

5 metre kare bir halı büyüklüğünde bir yer diye önemsemediğim.

Önünden gelip geçerken Amele bahçesi gibi gördüğüm yer de hayatımı en güzel köftesini yedim.

Önceki yediklerim köfteyse bu ne be arkadaş.

 

Bu arada Fevzi Şen’le hiç konuşmadık.

Sadece nefes alıp yemeye devam.

Yemeklerimiz bittikten sonra İrfan Usta geldi.

Beğendiniz mi? Diye sordu.

Usta bunu beğenmeyen adam varsa bana söyle zindana atalım.

Bu nasıl bir lezzet.

Bu nasıl bir ustalık.

Ne katıyorsun içine? Diye saf saf sordum.

 

Köfte benim işim yazı yazmak senin işin.

Ben sana nasıl yazıyorsun bu yazıları diyor muyum?

Her sabah alıp keyifle okuyorum.

Sende keyifle ye yazını yazmaya devam et.

Beğendiysen ne güzel.

Ama gerisini sorma dedi.

 

Beğenmek ne kelime usta.

Niye benim yolum bu güne kadar buradan geçmedi diye üzülüyorum.

Ama bu üç çeyrek bize biraz fazla oldu.

Vedalaştık ayrıldık.

 

Aradan birkaç gün geçti.

Fevzi Şen gardaşım hadi, köfte yemeye diye yine İrfan Ustanın yanına gittik.

Yol boyunca konuşuyoruz, “Üç çeyrek çok fazla.

Bu kez en fazla yarım.

Hatta mümkünse tek çeyrek sipariş edelim” dedik.

 

“İrfan Usta bir saat önce telefon etmiştik” dedik.

Üç çeyrek attım.

Aman usta o bize çok fazla yarım yeter” dedik.

İrfan Usta siz oturacak bir yer bulun dedik.

Ama dışarıda oturacak yer yok.

Yan taraf da kahvenin taburelerine oturduk.

Biz ne dersek diyelim İrfan Usta bildiğini okumuş.

Yine elimize üç çeyrek köfteyi verdi.

Oflaya puflaya yedik.

Aman Allah’ım bu köfte adamı dinden imandan çıkartır vallahi.

Türkiye ekmek arası köfte lezzet yarışması olsa İrfan Usta kesin altın madalya alır.

Yine canım köfte çekti.

İrfan usta üç çeyrek yap geliyorum.  

Share
#

SENDE YORUM YAZ