logo

İki yıl sonra aynı acı, aynı kare

afyon cephanelik patlaması

İki yıl önce bir gece ansızın bir patlama oldu.

Sanki yer ayağımızın altından kayıp gidecek gibi.

Gecenin karanlığını delip gökyüzüne doğru yükselen ses kulakları sağır edecek gibiydi.

Saat 21.15.

Şehir Mete Saraç Kışlası’nda bulunan mühimmat deposu patlaşmış.

Henüz 3 günlük askerler gecenin bir vaktinde mühimmat sayıyor.

Nedir aceleleri anlamış değilim.

Savaş varda hazırlık mı? Yapıyoruz.

 

Cephanelik de meydana gelen parlama deprem gibi önce yeri sarstı.

Sonra patlamanın sesi geldi.

Yürekler ağza geldi.

Camlara fırladık ne oluyor? Diye.

Acı haber tez duyulur derler.

5 dakika sonra öğrendik.

Deprem değil cephanelik patlaması olduğunu.

Çantamı, fotoğraf makinemi ve bilgisayarımı alıp olay yerine ulaşmaya çalışıyorum.

Kara dumanlar gecenin karanlığında göklere yükseliyor.

Kimse ne olduğunu bilmiyor.

Herkes bir yerlere koşuşturuyor.

 

İtfaiye gelmiş.

Ambulanslar sıra sıra dizili.

Birkaç saat sonra başka illerin itfaiye ve ambulansları da yardım için geldiler.

Kışlanın dağları alev alev yanıyor.

Gencecik Mehmetlerin yanık beden kokuları ciğerlerimize kadar ulaşıyor.

Yakın yerlerden gelen analar babalar ağlıyor.

Ne oldu? Diye soruyorlar.

Soruyorlar ama cevap veren yok.

Bir biz bir onlar var.

 

Saatler 24.00’ı gösteriyor hala içerde neler olduğu hakkında kimse bir şey bilmiyor.

Çıkıp bilgi verecek kimse yok.

Kışlada askeri olan ailelerin hepsi Afyon’da, gözlerinde yaş dillerinde öfke.

Ne olur Allah aşkına biri bir bilgi versin” diye feryat ediyorlar.

Herken bir ağaç, bir duvar dibine sığındı.

Ne oturacak bir sandalye ne dertlerini paylaşacakları kimse yok.

 

Gazetecilerle asker ana babaları yapayalnız.

Bir birlerine soruyorlar “bir bilgi var mı?” diye.

Yok.

Bir bilgi yok.

Mühimmat deposu patlamış.

Binlerce el bombası alana yayılmış.

Bir kısmı çevre köylerdeki evlerin çatılarından mutfaklara yatak odalarına bile girmiş.

Ama bir açıklama yok.

Bir ana var uzaktan gelmiş.

Yalvarıyor “ne olur biri bir açıklama yapsın.

Ne oldu çocuklarımıza” diye.

Ama açıklama yok.

 

Biri bir kadına “bağırma herkesi galeyana getiriyorsun” diye sus dedi.

Kadının gözleri fal taşı gibi açıldı.

Elleri yırtıcı bir kartal pençesi gibi oldu.

“Sen ne diyorsun lan, benim çocuğum var orada bu ne demek biliyor musun?

Gel de sustur erkeksen” dediğinde onlarca ana baba kadının etrafında toplandı.

Densizlik yaptığını anlamak zorunda kalan bürokrat geri çekildi.

Sabaha kadar analar babalar aç susuz gözyaşları içinde titreye titreye bekledi.

 

Gün ağarmaya başladı.

Bütün gece gelecek bir haber bekleyen anaların, babaların, ağabeylerin ablaların, halaların gözlerine uyku girmedi.

Bir kadın kışlanın tel örgülerinin önünde yere çöktü.

Gözleri yaşlı.

Yorgun.

Bitkin.

Acılı.

Gözü kışlada.

Gelecek iyi bir haber bekliyor.

 

Geceden beri neler çektiğini gördün.

Gidip birkaç kare resim çekmek için yanına yaklaştım.

Önce o arka planda cephanelik etrafa saçılan el bombalarını arayan askerler.

Bir haber bekliyor.

Ama o haber hiç gelmedi.

 

Basında en çok kullanılan karelerden biri oldu bu resim.

5 Eylül 2014 sabahı o kadın yine Afyon’a geldi.

Diğer 25 şehit yakını gibi.

Trabzonlu şehir Onur Fikret Dülger’in halası Derya Dülger.

Aradan 2 yıl geçti.

Ama acıları hala ilk günkü gibi taze.

Yine acılılar.

Yine cevap alamadıkları soruları var.

Anma gününde o aileler ile bir araya geldik.

Önce patlamanın meydana geldiği Kışladaki depoya götürüldüler.

Patlamanın olduğu yerde 25 şehit askerin fotoğrafları bir çerçeve içinde aileleri bekliyordu.

Patlamadan sonra savrulan bedenleri gibi.

 

Anaların babaların feryadı kışla dışına kadar ulaşıyordu.

Çığlık çığlığa ağlayan anaların, babaların acısı bir kez dağa kışlanın kayalıklarında yankılandı.

Sonra dışarıda o ailelerle bir araya geldik.

O kadın yine gelmişti.

Gidip tanıştım.

Trabzonlu şehir Onur Fikret Dülger’in halası Derya Dülger.

Yine tıpkı 2 yıl önceki gibi kışlanın tel örgülerinin önüne oturdu.

Gözleri yaşlı.

Yorgun.

Bitkin.

Acılı.

Gözü kışlada.

 

Aradan 2 yıl geçti.

İki yıl sonra aynı acı, aynı kare.

Afyon’da şehit olan 25 asker bizim.

Onları sadece yılda bir kez.

5 Eylül’de anmak yetmez.

Şehirlik yapacağız.

Anıt yapacağız.

Kışlayı taşıyacağız.

Sözleri tek tek unutuldu.

2 yıl geçti kimsenin bir adım attığı yok.

Afyon Belediyesi yeni açacağı 25 sokağa bu şehitlerin adını verebilir.

Afyon Belediyesi her mahalleye bir park yapıp 25 şehidin adını verebilir.

Patlamanın olduğu kışlanın önümde bir anıt, bir meydan düzenlemesi yapıla bilir.

Ama bizde sadece söz verip üzerine yatmak var.

Sonra.

Sonrasını boş ver.

Ölen öldü kalan sağlar bizim.

Hayat devam ediyor.

 

Biri beni şımartmış

Marifet iltifata tabi derler.

Don Kişot gibi yel değirmenlerine karşı mücadele verirken bazen küçük bir destek ve güzel bir mesaj almak bizi de zaman zaman şımartıyor.

Her zaman hakaret ve küfür olacak değil ya.

 

“Ömer Bey merhaba, Özellikle Afyon’da yapılan yolsuzluklar, kamu kurum ve kuruluş idarecilerinin keyfi uygulamaları ve lüks yaşamlarıyla ilgili yaptığınız haberler ile ilgili size çok teşekkür ederim.

Eminim bu haberler Afyonluların çok da fazla umurunda değil.

Afyon’un siyasi yapısını da zaten biliyorsunuz.

Ancak yinede bildiğinizden şaşmamanız ve gerçekleri ortaya çıkardığınız için size gönülden teşekkürlerimi iletmek istedim.

 

Üzerinizdeki baskıları tahmin edebiliyorum.

Değil Afyon ülkemizde bile sizin gibi cesur yürekli gazeteciler bir elin parmaklarını geçmiyor.

Ne olur doğru bildiğinizden şaşmayın.

Sizin gibi gazetecilere, düzgün insanlara çok ihtiyacımız var.

Sağlıcakla kalın.

Kaleminiz dert görmesin”.

 

Share
#

SENDE YORUM YAZ