logo

İhsaniyeli 9 ışık Akşehir’de neden dayak yedi?

aziz aslan

MHP İl Başkanı Aziz Aslan, Akşehir Öğretmen lisesinde okurken 1980 öncesi sağ sol olaylarının tam ortasında eğitim gördü. Aynı okulda İhsaniyeli 9 öğrenci çete gibi birlikte gezerken nasıl solcuların ortasında kaldıklarını ODAK yazarlarına anlattı.

Her ne kadar babanız Döğer’den çocukken ayrılmış olsa da Döğer’le ilişkileriniz hiç kopmuyor galiba?

Kopmadı ve tam tersi oradaki kalabalık aile yapısı beni çok etkilerdi. Ataerkil bir aile yapısı var. Kocaman bir avlusu olan bir yerde 5-6 aile bir arada yaşar. Her ailen 5 çocuğu olsa bir bahçede 25’den fazla çocuk var. Ben oraya gittiğim zaman el üstünde tutulurdum. Döğer’in ev varlık ailelerinden birisi olan Hacı Battallar diye bir aile. Bu aile babamın dayısı oluyor. Çocuklar aynı bahçede oyun oynarlar. Akşam oldu mu herkes aynı evde yemek yer. Erkekler bir sofrada, kadınlar bir sofrada, çocuklar ayrı bir sofrada yemek yerler. Bu olay benim çok hoşuma giderdi. Öyle bir ortamı şimdi bulamıyoruz. Şu anda 150 metre karelik evlerde karı koca bir iki çocukla hayat sürüyoruz. O günleri çok özlüyorum.

 

O zamanki aile yapısı çok farklıydı elbette, artık amca çocukları neredeyse bir birini tanımıyor?

O zamandan aklımda kalan ve hala özlemini duyduğum başka bir özellik vardı. 5 kardeşiz ve en büyük benim. Her kardeşim 5 çocuğu var. En büyük amcaya amca denilmezdi. Koca baba denirdi. Sen benim en büyük babamsın, benim üzerimdeki en büyük hakka ve yetkiye sahipsin demekti. Dedenin abisine koca dede denirdi. Şimdi bunlardan eser kalmadı.

 

O avluda çocukluk hayatı nasıldı. 25 kişi aynı bahçede başka arkadaşa gerek yok?

O bahçede yaşananları anlatmak imkansız. Orada olmaktan çok büyük bir keyif alıyordum. Başka yerden geldiğim için el üstünde tutuluyordum. Herkes benimle oynamak istiyordu. Mahalle odasının önünde oynardık. İkindi vakti Hacı Battalların avlusunda oynayacağız ben biraz işgüzarlık yaparak kapıda durdum ve o evden olanları içeri alıyorum olmayanları almadım. Bakıyorum bu bizden geç sen giremezsin diyorum. Bir çocuk var tanımıyorum. Sen giremezsin bu evden değilsin dedim, o da bende bu evdenim diyor. Ben hayır sen bu evden değilsin diye o çocuğu eve almadı. Akşam oldu evde sofra kuruldu. Benim kapıdan içeri almadığım çocukta o sofrada o gün öyle bir mahcup oldum ki anlatamam. Ama daha sonra çok iyi arkadaş oldum onunla.

 

Ülkücülüğü öğretmenimiz aşıladı

Ailede siyasetçi var mıydı? Sizin siyasetle tanışmanız nasıl oldu? 

Bizim ailede siyasetçi yoktu. Ama babam Menderes’ten dolayı DP’liydi. Aktif bir siyaset yaşantısı hiç olmadı. Babam okuma yazma bilmezdi ama çok iyi giyinen, çizmeleri olan ve ata binen birisiydi. Köye ilk kez okul yapıldığı zaman Milli Eğitimden gelenler bu okumaz yaşı da geçmiş diye okula almamışlar. Ama babam matematik konusunda hesap makinesinden daha çabuk sonuç verir. Direk kafadan hesaplardı. Biz ortaokulda 3. Sınıfa kadar siyaset bilmezdik. 3. Sınıfta bir öğretmen geldi ve bize siyaseti o öğretti.

 

Kimdi o öğretmen?

Aslen Malatyalı ama Diyarbakır’da doğmuş büyümüş bir öğretmen vardı. Bilal Gürer diye bir hoca. Birkaç yıl önce Bursa vakıflar bölge Müdürlüğünden emekli oldu. Gazeteler köşe yazarlığı yapan ve uzun yıllar hep görüştük. Bu hocamız daha sonra Afyon Öğretmen okulunda Müdür Yardımcılığı yaptı. Memleket meselelerini bizim kafamıza sokak ve bizi ülkücü yapan odur. Hatta Afyon’da bir siyasi olaya karıştı ve Çay cezaevinde yattı. Biz Akşehir Öğretmen okuluna giderken önce Çay’a iner ziyaretini yapıyor ve sonra Akşehir’e geçiyorduk. O zaman bizi toplayıp Cuma namazına götürüyordu. İhsaniye’nin yerlisi malum Bulgaristan göçmeni. O zaman CHP’li hepsi. Şimdi MHP’li bir belediye başkanı olsa da. Bilal Gürer hocam bize ülkücülüğü öğretti, bize kitaplar veriyordu. Hafta sonları bizim köye giderdik. Siyasetle ortaokulda tanıştım ve yıl 1975’di.

 

Ortaokul son sınıflarında artık meslek ve okul seçme zamanı siz nereye gitmeyi düşünüyordunuz?

O yıllarda benim aklımda Astsubay olmak vardı. Orta son sınıfta Astsubaylık sınavlarına hazırlanıyorum. Kendi aramızda birkaç arkadaş böyle bir karar aldık ama nereden çıktı bilmiyorum. Belki 1974 Kıbrıs çıkartmasının bir etkisi olmuş olabilir. Ama emin değilim. Köye gittim ve aileme biz ast subay olacağım dedim. Dayılarım geldi. Siz astsubay olursanız görüşmemiz zor olur, astsubaylık olmaz dediler ve bizi vazgeçirdiler. Benim ilk meslek tercihim buydu ama aile hayır dedikten sonra bizim onun üzerine bir laf söylememiz söz konusu bile olmazdı.

 

Her zaman öğretmen olmak istedim

Akşehir Öğretmen Lisesini nasıl kazandınız. İsteyerek mi seçtiniz?

Öğretmen olmayı çok istiyordum. Hala istiyorum. İçimde bir özlem öğretmenlik. Ben orayı okurken son ana kadar öğretmen olma umuduyla okuduk. Eskiden Öğretmen Lisesini bitirenler direk öğretmen olarak atanıyorlardı. Biz tam Akşehir Öğretmen lisesine kayıt olmaya giderken Bolvadin İmam Hatip lisesinden de davetiye geldi. Gelip buraya kaydınızı yaptırabilirsiniz diye. Hangisine gitsek diye düşünürken ben öğretmen olmayı çok istediğim için Akşehir’i tercih ettim. Tabi orası da yatılı ve 4 yıllık bir okul. İşin kötü yanı bizim girdiğimiz yıl öğretmen okulları, öğretmen lisesine dönüştü. Bizden önce mezun olanların hepsi direk öğretmen oldular. Bizde o umutla 4 yıl boyunca okuduk ama olmadı.

 

Akşehir’de CHP’nin güçlü olduğu yerlerden birisi. Sizde artık Ülkücü bir yanınız oluşmaya başladı. O yıllarda siyasi olayların başladığı dönem? 

Tam siyasi olayların başladığı yıllarda biz Akşehir’e gittik. Yeni olduğumuz için sağ ve sol guruplar bizi paylaşamıyor. Herkes kendi tarafına çekmeye çalışıyor büyük sınıflar. Herkes kendi tarafını güçlendirmeye çalışıyor. Birkaç ay sonra olaylar başladı ve kavgalar oluyor. Biz ne olduğunu bilmiyoruz ve izliyoruz. Sınavla gelindiği için farklı illerden gelenler var. Özellikle 4. Sınıflar çok büyük kavgalara karışıyorlar. Biz hala her yıl temmuz ayında Akşehir Öğretmen Lisesi Mezunlar günü yapıyoruz.

 

Sağ sol olaylarının yaşandığı o dönemde siz ne yapıyordunuz?

Tabi yine yatılı kalıyorsunuz ve askeri hayat gibi bir şey yaşıyorsunuz. Okul genelde ülkücülerin elinde ve Akşehir sokakları sağcı solcu diye bölünmüş durumda. Sürekli tetikte olmak gerekiyor. Özellikle Deniz Gezmiş’in ölüm yıldönümünde okulun basılma riski her zaman var. Bizde ona göre tedbirler alıyoruz. Özellikle bizim gittiğimiz yıl okulda ülkücüler hakimiyet kurdular ve solcular okula giremiyor. Özel durumlarda okulun basılma ihtimaline karşı çeşitli yerlerde nöbet tutuyoruz. Üst üste kıyafet giyerek olası bir kavgada zarar görmemek için kat kat giyiniyorduk. Elimizde sopalar, zincirler ve büyük ağabeylerde başka şeylerde vardı.

 

İlk siyasi dayağınızı nerede yediniz?

Akşehir’de yedim. Bizim okulun basılma ihtimali olduğu bir dönemde oldu. Okula baskına geliyorlar diye biz önce davranarak karşı baskına gittik. Ama biz azınlıkta kaldık ve poliste engel oldu. Polis bizi kovalarken püskürtüldük. Çakıyoruz ve tam cezaevinin oraya geldiğimizde sıkıştık. Bir tarafta cezaevi duvarı. Bir tarafta polis ve kaçarken 5-6 arkadaş yakalandık ve jopla yer misin yemez misin?. Yerlerde sürüklenene kadar dayak yedik. Okula duvarlara tutuna tutuna gittik. Okulda etüt saatleri var ve o şekilde benim etüde gitme imkanım hiç yok. Böyle durumlarda Konya’dan toplum polisleri geliyor. Orada başka bir sıkıntı ise polise sağ taraf sol tarafın önde gelen isimlerini veriyor, sol taraf da sağ tarafın isimlerini veriyor.

 

Olayların içinde bile eğleniyorduk

Polis gelip sizleri topluyor mu?

O dayağın etkisiyle başımda şişlikler oluştu revire götürdüler. Aslında tehlikeli hastane gidilmesi gerektiği söylendi ama ben istemedim. Hastaneye gidecek halim yok ve biran önce yatmak istiyorum. Sonrada koğuşta gittim ve yattım. Toplum polisi gelir ve olaya karışanları toplar. Karakola giden bir güzel orada da sopasını yer ve bırakırlar. Buna alışkın olduğumuz için polis elbiseli birisi geldi ve “Aziz Aslan bizimle geliyorsun” dedi. Yataktan indim ve güçlükle giyinmeye başladım. Zaten yürüyecek halim yok ben oradan geri dönemem diyorum. Ben giyinirken üst ranzada Konyalı bir arkadaş gülüyordu. O zaman dedim bu işte bir iş var ve gidip yattım.

 

Niye yatıyorsunuz? Polis kapıda değil mi?

O çalkantılı dönemlerde bile işin mizahını yapacak kadarda yaratıcıydık. Polis kıyafetleri içindeki bizim arkadaşlardan birisiymiş. Hatta İhsaniyeli bir arkadaşım. Genelde alışık olduğumuz için ilk şaşkınlıkla bazen anlaşılmıyor. Bizim bayram diye bir arkadaşımızı alıp ensesine tokat ata ata nizamiyeye kadar götürüyorlar. Sen burada bekle diğerlerini de getireceğiz diyorlar. Ya polisin bir tanesi aynı bizim Yakup diyor. Buna rağmen çarşıya kadar ensesine vura vura götürüyorlar. Hala anlamadın mi biz okuldan arkadaşınız dön geri diyorlar. Ben olayı çakmasam aynı şeyi bana da yapacaklardı.

 

Sağ sol kavgaları için özel bir sebep, bir zaman olması gerekiyor muydu?

Hayır özel bir sebebe gerek yok. Kim kimi bir köşede kıstırırsa kim diğerinden daha kalabalıksa kavga olurdu. Nerede sopa yiyeceğin, nerede sopa atacağını kestiremezsin. Tamamen doğaçlama bir olaydı. Çok enteresan bir durum vardı. Her iki gurubunda dengeli olduğu zamanda dersliklerle yatakhaneler arasında bir alan vardı. Oraya voleybol sahası yapılacakmış ama ne olduysa yapılmamış ve taşlık bir alandı. Bir olay çıkacağı zaman o voleybol sahasını kim ele geçirirse kavganın galibi o olurdu. Çünkü orada bulunan taş cephane gibiydi. Eline taşı geçiren tuttuğunu kafasına kafasına vuruyor. Bazen bir dayak atardık, bazen de dayak yerdik.

 

Taşlığı ele geçiren başında nöbet tutuyor muydu?

Bazen kritik zamanlarda tutuyorduk. Bir keresinde biz taşlıkta nöbet tutarken jandarmalar geldi. Silahlar bizi çevrili koğuşlara girin diyor biz direniyoruz ve girmeyeceğimizi söylüyoruz. Aylardan kış ve gece yarısına kadar donma pahasına içeri girmedik ve nöbet tuttuk.

 

Akşehir’de okurken köyle ilişkiler biraz kopuyor anlaşılan?

Köye eskisi gibi sık gidemiyoruz. 2 ayda 3 ayda bir gitmeye başladık. Biz Akşehir’den İhsaniye’ye trenle gelip gidiyoruz. Sabah tren çıkıyor ve İhsaniye’de oturan arkadaşları bırakıp bizde Döğer’de iniyoruz. Ortaokula gittiğim 3 arkadaştan bir tanesiyle biz Akşehir’de de beraberdik. Döğer’den sonra yine köye yürüyerek gidiyorduk. Eskisi kadar fazla köye gidip gelemiyorduk.

 

Okul müdürü ve müdür yardımcısı dövüldü

O zaman köyde televizyon yok. Okullarda sağ sol çatışmalarının olduğunu radyodan geçerse köyde duyuluyordu. Köyde Akşehir’de bir olay olduğunu duymuşlarsa aileler Akşehir’e geliyorlardı. Oğlum radyodan bir şeyler duyduk ne var diye soruyorlardı. Bizde hayır olup biten bir şey yok. Olayın bizimle alakası yok diye ailelerimiz üzülmesin diye onlara yalan söyleyerek rahatlatıyorduk. Aksi takdirde alıp götürürler. Bizim ailede gelip gitti birçok kez. Bir gün bir olay oldu. Öğrenciler tarafından okul müdürü ve müdür yardımcısı dövüldü. İkisi de okul penceresinden atlayarak kaçtılar ve bir taksiyle karakola gittiler. Okul müdür akşam karavana yemekleri döktürerek kimseye yemek vermedi. O gün okul bakanlık tarafından süresiz olarak kapatıldı.

 

İhsaniyeli 9 ışık

Akşehir Öğretmen Lisesinde bizim köyden iki kişi ve İhsaniye’den 7 kişi olmak üzere 9 kişi okuyorduk. Bize çete gibi her beraber gezerdik ve bize 9 ışık derklerdi. Yemek kuyruğunda da yatakhanede her yerde birlikteyiz. Sabahleyin trenle memlekete döneceğiz dışarı çıktık ve yemek yemeye gittik. Zamanı tam olarak hatırlamıyorum ama her yer kapalı. Okuldan biraz uzaklaştık biraz tehlikeli bölgeye doğru gitmeye başladık. Karşıdan karşıya geçerken karanlık bir bölgede sol gurup bizim okulu basmaya gidiyorlar. Deniz Gezmiş parkelerinden. Biz o gurubun sonlarına denk geldik. Bizim öğrenci olduğumuzu anladılar ve vurun diye bizi bir güzel giriştiler. Biz 9 kişiyiz onlar 50 kişi bizi evire çevire dövdüler. Kaçtık ilerde bakla bir yerde toplandık. Hepimizin bir yerlerinden kanlar akıyor. Saydık bir kişi eksiğiz. Süleyman yok. Yakalandığımız yere doğru güçlükle gittik ve Süleyman’ı kanlar içinde bir çukurun içinde bulduk. Çok kötü benzetmişler. O anda biz bulamasak Sülayman orada hayatını kaybederdi.

 

Televizyonu okulda gördüm

İhsaniye Ortaokulunda unutamadığım olaylardan birisi televizyondu. O zaman siyah beyaz televizyon henüz İhsaniye’de hiç kimsede yokken bizim okula aldılar. Nasıl bir keyif bilemezsiniz. Bir hafta sonra sabaha karşı Muhammet Ali Clay’in boks maçı var. Biz yatılı kaldığımız için akşamdan arkadaşlarla konuştuk. Sabah erkenden kalkalım ve salonda oturacak yerleri biz kapalım İhsaniyelilere yer kalmasın. Sabah oldu biz salona bir indik ki İhsaniyeliler gelmiş ve büyük oturakları doldurmuşlar. Biz onlara yer bırakmayalım derken kendimiz ayakta kaldık. Televizyonla ilk kez ortaokulda tanıştım. ODAK

Share
#

SENDE YORUM YAZ