logo

25 Mayıs 2014

Hocanın memleketi Akşehir

aksehir hocanin kazani (2)

Akşehir tarih boyunca hep önemli bir yerleşim, ticaret ve kültür merkezi olmuştur. Etiler zamanında Akşehir’in adı Thymbrion olarak kullanılır. Frikya ve Lidyalılar, Pers, Hellenistik,  Roma, Bizans egemenliklerine geçer. Araplar Akşehir’e, beyaz çiçek açmış elma ve erik ağaçlarının görüntüsünden dolayı ‘Belde-i Beyza’ Beyaz Şehir olarak anmışlardır. Ancak sonra Anadolu’ya yayılan Türkler, Kutalmışoğlu Süleyman Şah komutasında kenti almışlardır. Haçlı Seferleri, Selçuklu taht kavgaları, Moğol istilası sıralarında sürekli savaşlar yaşayan Akşehir büyük yıkımlar yaşamak zorunda kalır. 1381 yılında Padişah Murat Hüdavendigâr’a satılarak Osmanlı egemenliğine girer, Yıldırım Beyazit’in Timur’a yenilmesi ile Moğollar’ın, Fetret döneminden sonra Karamanoğulları’nın eline geçer. Fatih Sultan Mehmet 1467 yılında Akşehir’i fethederek Osmanlı topraklarına katar.

 

Nasrettin Hoca bizim taklit etmeyin

Çocukluğumuzdan beri Nasrettin Hoca fırkaları, şakaları ve benzetmeleri ile büyüdük. O ünlü Nasrettin Hocanın Akşehir gölüne maya çalması fıkrasını sanırım bilmeyen kalmadı. Akşehirliler, göl ve Nasrettin hocanın bu fıkrasından yola çıkarak tam 46 yıl önce Nasrettin Hoca şenlikleri düzenlemeye başladı. Har yıl renkli görüntülere sahne olan etkinliklerde, Türkiye’nin ünlü isimleri Nasrettin hoca olarak Akşehir gölünün kenarına giderek fırkadaki gibi temsili yoğurt mayalama işi yaptılar. Şenliğin ana teması olan göle yoğurt çalma işlemi tam 46 yıl boyunca yapıldıktan sonra, Akşehir’i başka yerlerde taklit etmeye başladılar. Üstelik Nasrettin hoca ile hiçbir ilgi ve alakası olmayan yerler. Bunlardan birisi Manavgat, diğeri ise Fethiye’nin Karaköy beldelerinde yapılan etkinliklerde, tıpkı Akşehir’de olduğu gibi Nasrettin hocaya benzetilen, aslında daha çok Noel baba kostümü giydirilmiş, birisi Manavgat’ta Titreyengöl’e, Karaköy’de ise denize yoğurt mayalamaya çalışılmış. Basında bunları gören Akşehirliler tabi ki boş durmadılar ve tepkilerini dile getirdiler. Benim ziyaretim sırasında da benzer tepkilerle karşılaştık ama, artık biraz sakinleşmişler durumda. Ancak bir daha olursa tepkimiz daha sert olur bunu da bilin diye uyarmadan geri kalmadılar.

Akşehir sosyal ve kültürel yönden, fazla aktif olduğu söylenemez. Daha birkaç yıl öncesine kadar şehirde kalınacak otel bile yokken bugün 2 tane 3 yıldızlı otel yapılmış. Belediye tarafından yaptırılan Akşehir Kültür Merkezi (AKM) ve benzeri yatırımlarla önemli bir açık giderilmiş durumda. Üstelik bu yatırımları yenileri takip etmekte. Örneğin Akşehirli iş adamı Mahmut Değerli’nin yapılmakta olan Değerli turistik tesisleri önemli bir açığı kapatacak kapasitede. Restorandan düğün salonlarına, toplantı salonlarından oteline kadar bir çok üniteyi bir arada sunuyor. İş adamı Mahmut Değerli, “Akşehir bizim, burada doğduk, burada büyüdük, burada kazandık. O halde kazandıklarımızın bir kısmıyla yine buranın kalkınması ve gelişmesi için bir takım yatırımlar yapmak zorundayız. Akşehir önemli bir şehir, gelişmeye ve yenilikle açık, bu şehirde yaşayan herkes bu şehre hizmet vermeli. Bizim üzerimize düşeni yapıyoruz” diyor. Bir şehrin gelişip kalkınması, önce orada yaşayan insanların çabaları ile olur. Bunu şehir dışından gelecek olan yatırımlar takip eder. Şehrin ortasında bulunan, dar sokakları, eski evleri, çekiç sesleri ile geçmişle bugünün harmanlandığı farklı ve güzel bir şehir. Nasrettin hoca gibi dünya çapında önemli bir değere sahip Akşehir, bu ismi iyi kullanıp Hocanın namından faydalanmasını bilirse çok daha farklı bir kent olabilir.

 

Tescilli Akşehir kirazı

İki günlük Akşehir ziyaretimizde, şehri gezip fikir sahibi olma imkanımız oldu. Eski demirciler çarşısı, gülmece parkı, Nasrettin hoca türbesi ve çarşı esnafı ile bir araya gelip sohbet ettik. Ülkenin her yerinde olduğu gibi burada da ilk şikayet ekonomik durgunluk. Yani sokakta gezen insanların cebinde paranın olmamasından bahsediyorlar. Kepenkler siftah yapılmadan kapanmasından bahsediliyor, kapanma aşamasına gelen esnafın zor durumda olduğunun altını çiziyorlar. Yakında işsizler ordusuna yenilerinin ekleneceğinden bahsediyorlar. Ama tüm sorunlar piyasada olmayan paranın üzerine. Esnafla yaptığımız görüşmelerden sonra Akşehir Kaymakamlığının yolunu tutuyoruz. Kaymakam Yaşar Dursun Yılmaz ile sohbetimiz, Akseki ile başlıyor. Kaymakam bey 1978-1980 yılları arısında Akseki kaymakamlığı yapmış. Geçtiğimiz ay hayatını kaybeden Aksekili Ömer Duruk için, ‘Akseki’ye katkıları hiçbir zaman unutulmaz. Benim zamanımda bir çok çalışmada onun yardımını almıştık. Daha sonraki dönemlerde de onun katkılarının olduğunu biliyorum. Keşke her ilçede onun gibi birileri olsa” diyor. Gerçekten Ömer Duruk için söylenecek çok şey var ama onu, daha sonra yapacağımız, Akseki yazımızda anlatmaya çalışacağım. Akşehir hakkında bilgisine başvurduğumuz Kaymakam bey, şehirde devam eden ticari faaliyetlerin dışında, önemli bir gelir kaynağına sahip olmadığını söylüyor. Tarım ve meyvecilik yapılarak geçimini sağlayan bölge insanının en önemli geliri Napolyon kirazları. Türkiye’nin en kaliteli Napolyon kirazlarını yetiştiren Akşehirli, kalitesini ve markasını tescilletmiş. Akşehir’in yanı sıra Gülçayır beldesi, Değirmenköy ve Atakent’te yetişen kirazlar bir zamanlar 7 milyona kadar alıcı bulurken son yıllarda bu rakam 3 milyonlara kadar düşmüş. Ama yinede ayakta kalan tek tarım ürünü olarak kiraz görünüyor. Çiftçinin durumunu ise yazmaya bile gerek yok, çünkü tarımcılar artık tarlanın yolunu bile unutmuşlar.

 

254 yıllık kebapçı

Ziyaret ettiğimiz yerlerde sıkça o yöreye ait meşhur bir şeylerin olduğuna. Bu gelenek  Akşehir caddelerinde dolaşırken de karşımıza çıkıyor. Nasrettin Hoca Meşhur Tandırı diye bir yer karşımıza çıkıyor. Bir yer nasıl meşhur olur. kimdir o meşhur yakıştırmasını yapan, meşhur olmak bu kadar kolay mı? diye kendimizi tandırcıda buluyoruz. Mustafa Yılmaz Küçükkabapçı, karşılıyor. Sorularımızı sıraladıktan sonra, Mustafa Yılmaz Küçükkebapçı başlıyor anlatmaya. “Biz 1751 yılından beri tandır ve kabapçılık yapıyoruz. Biz 12. kuşağız. Büyük taarruz öncesi Akşehir karargahında kalan Atatürk, babamın dedesi Küçük Ahmet’in yaptığı kebaptan başkasını yemezmiş. Soyadı konunu çıktığında Küçük Ahmet ne soy ad alacağını düşünürken Atatürk ‘Bu kadar düşünme Ahmet senin soyadın Kebapçı olsun” demiş. Ahmet dedem soyadını Küçükkabapçı olarak nüfusa yazdırmış. Şimdi söyle bakalım 254 yıllık bir geçmişi olan, 12 kuşak aile fertleri olarak bizim işlettiğimiz ve soyadımızı Atatürk kebapçı olarak verdiği bir yer meşhur olmazda ne olur. şehir dışında yaşayan Akşehirliler, buraya döndüklerinde ilk uğradıkları yer bizim dükkan olur. Nasrettin Hoca tandırını yemeden evlerine gitmezler” diyor. 254 yıllık bir geçmişe sahip bir yerin meşhur kelimesi sanırım fazla olmaz. tandır bilindiği gibi genellikle kuyuda pişirilir. Ama Nasrettin Hoca Tandırı onlardan biraz farklı. Mustafa Yılmaz Küçükkebapçı’nın yaptıkları tandır özel bir fırında yapılıyor. Hiçbir katkı maddesi kullanılmadan yapılan tandır kancalarla fırında bulunan özel düzeneklere yerleştiriliyor. Fırının değişik yerlerinde yanan ateşin sıcaklığı ile pişirilen tandırın tadı damakta kalacak cinsten. Kesinlikle bir porsiyonla yetinmeyin ikincisini istemek zorunda kalırsınız. Eğer yolunuz Akşehir’e düşerse Nasrettin Hoca Tandırının tadına bakmadan şehirden ayrılmayın.  14 eylül 2005aksehir-kebap (1)

Share
#

SENDE YORUM YAZ