logo

Hastane’de milletvekili terörü

ömer mazi

Dizi ve sinema filmleri başlarken önceden yazar.

Bu filmde anlatılanların hepsi hayal “Ürün’üdür” hiçbir kurum ve kişiyle alakası yoktur.

Tamamen senaryo derler.

 

Ben de bu günkü yazıya öyle başlamak istiyorum.

Bu gün okuyacaklarınızın hepsi benim kirli bir hayal ürün’üm.

Çamur at izi kalsın cinsinden.

Karalama kampanyası.

Burada yazdıklarımı rüyamda gördüm.

Malum havalarda soğudu ya.

Muhtemelen popom açıkta kalmış.

 

Şimdi hikaye şöyle.

Afyon’un nadide milletvekillerinden birinin babası hastalanmış.

Geçmiş olsun acil şifalar dileriz babasına.

Bu yakışıklı vekilimiz hastaneye babasını ziyarete gitmiş.

Gitmiş ama ziyaret saatleri dışında.

Kapıda bulunan güvenlik personeli “beyefendi ziyaret saati dışında alamayız” diyor.

Bizim vekil, “Sen beni nasıl tanımazsın?.

Ben kimim bilmiyor musun?” Diye çıkışır.

Güvenlik görevlisi de, “Efendim kurallar herkes için geçerli.

Sizin kim olduğunuzu bilmek zorunda değilim” der.

 

Bizim vekil vay sen misin beni tanımayan, seni kovduracağım.

Ben milletvekiliyim.

Burayı kafana yıkarım falan basıyor yaygarayı.

Güvenlik görevlisi de, “Efendim iyi ya siz milletvekiliyseniz bende milletin kendisiyim” der.

Neyse ki vekili tanıyan biri çıkar ve duruma müdahale eder.

Vekil söylene söylene.

Seni kovduracağım diyerek içeri girer.

 

Babasının bulunduğu kata gelir.

Hastane kuyumcu vitrini gibi tamamen camdan olması nedeniyle geçmişten beri ısınmadığı söylenir.

Bizim vekil zaten burnundan soluyor.

Çatacak bir şeyler arıyor.

Hastane odası biraz serin.

“Burası niye soğuk derhal müdahale edin” diye bağırır.

Santrali arar.

Eeee.

Koskoca vekil.

Santral görevlisi telefonu ilk zııır dediğinde açacak.

Diğer tüm hatları beklemeye alacaksın.

 

Öyle olmuyor.

Santralde gece nöbetinde bir çalışan var.

Ama iç ve dış hatlardan aynı anda onlarca arama.

Adamın iki eli iki kulağı var.

Yoook hiç birisi önemli değil.

Vekil arıyorsa sadece onunkine bakacaksın.

Gerisi sıradan halk nasıl olsa.

 

Bizim vekil bir kez daha burnundan soluyarak babasının yanından ayrılır koridorları inlete inlete yürürü.

Santral nerede der.

Birisi gösterir.

Nah şurası diye.

 

Gecenin bir yarısı bizim vekil santral kapsına tekme yumruk girişir.

Neredeyse kapı kırılacak.

Santral memuru “ulen hastaneyi bastılar” diye panik olur.

Bir yandan da güvenlik çağırır.

Çık dışarı sen benim kim olduğumu bilmiyorsun mu? Niye benim telefonuma bakmıyordun” diye feryat figan bağırmaya devam eder.

Santral görevlisi sanki vekil beyin danışmanı, çantacısı, özel kalem müdürü.

Sanki cep telefonundan arıyor.

Santrallerde kimin aradığını gösteren bir sistem var mı acaba? 

Özellikle vekil aradığında mutlaka gösteren bir şey olsun.

Yoksa vekillerimiz çok kızıyor.

 

Gecenin bir yarısı hastane bir kez daha karışıyor.

Hastane yönetimi devreye giriyor.

Vekil bu kez teknik ekipten birini buluyor.

Onun üzerine yürüyerek, “Niye babamın odası ısınmıyor” diye çıkışır.

Teknik görevli, “sadece babanızın odası değil hastanenin her yeri aynı oranda ısınıyor.

Odalara göre farklılık yok.

Eldeki sistem bu kadar ısınmaya yetiyor.

Benim yapacak fazla bir seçeneğim yok” der.

Vekil “tamam seninle de görüşeceğiz.

Hepinizi kovduracağım buradan” der.

 

Araya girenler bizim vekili sakinleştirmeye çalışıyorlar.

Ama yok.

Mümkün değil.

Bu tantana içinde sabah oluyor.

Vekil, hastane yönetimine “bunları burada görmek istemiyorum.

Kovun bunları diyorlar”

Öyle ya hastane vekilin babasının malı.

Çalışanlarda kendi çalışanı, maaşlarını veriyor ya.

 

Hastane yönetimi ne yapacağını şaşırıyor.

Şikayet edilen görevliler huzura çağrılıyor.

İstifa edin deniliyor.

Onlarda “neden istifa edeceğiz.

Bir hatamız varsa siz bizi işten çıkartın.

Neden çıkarıldığımızı da yazın” diyorlar.

 

Bu olmayınca hastane yönetimi vekil beyin şikayet ettiği.

Kişiler başka bir bölüme gönderilip yerine vekil beyi tanıyan personel getiriliyor.

Hastanede şimdi herkes dua ediyor.

Allah’ım ne olur asabi vekilimizin yakınları hastalanmasın.

Onun yolunu hastanemize düşürme.

Düşerse de o saatteler de biz mesaide olmayalım.

Mesaide olursak bile bize vekilimi tanıma ve hatırlamayı nasip eyle Ya Rabbim” diye dua ediyorlarmış.

 

Şimdi bu kadar yazıdan sonra kim bu vekil? Sorusu akla geliyor değil mi?.

Aslında hepiniz anladınız.

Topu topu 5 vekilimiz var.

Biri bakan.

Geri kalıyor 4 tane.

Birinin yolu Afyon’a hiç düşmez.

Kaldı 3 tane.

3’ün 1’i.

Ama hangisi?

Onu da siz bulun diyeceğim.

 

Ama hadi bir ipucu daha vereyim.

Bu güzide vekil daha önce Şuhut’ta bir polis müdürü ile tartışmıştı.

Ve onun yerinin değişmesini sağlamıştı.

 

Geçen yıl “hep tören hep tören.

Ne gerek var kaldıralım bu resmi bayram kutlamalarını” demişti.

Kutlamamlar sırasında çok yoruluyormuş.

 

Hala hatırlamadınız mı?

Pes doğrusu.

Bu kadar ipucu yetmediyse hadi bir tane daha vereyim.

Ama bak bu son.

Yemin olsun başka ipucu vermem.

Geçen yıl bir gazeteci bizim vekile PKK ile ilgili bir soru sormuştu.

Aha.

Bizimkine biri bir soru sordu ya.

Farklı olduğunu gösterecek fırsat.

Ne olmuş yani.

PKK’lıları affedelim gitsin” demişti.

İşte o vekil hastanede terör estirmiş.

 

Vallahi ben rüyamın yalancısıyım.

Gerçekten böyle bir olay Afyon’da yaşanmamış olabilir.

Benim ki sadece bir rüya.

Ya da merak eden varsa birkaç telefonla öğrene bilir.

Hadi size kolay gelsin.

Kimleri seçtiğinize dikkat edin.

Seçtiğiniz vekiller, sonra gelip tepenize binip, “Sen benim kim olduğumu biliyor musun” der.

Ben biliyorum.

Ben milletim.

Sende benim vekilimsin.

Yani asıl olan benim.

Vekil.

Share
#

SENDE YORUM YAZ