logo

FİNCANCI KATIRLARINI ÜRKÜT MEYEYİM

Dünkü yazımdan sonra bir dostumuz, “Fincancı katırlarını ürkütme” dedi.

Hani  hocanın başına gelenler var ya o hikaye.

Şahsen, dün yazdığımız isimlerin siyasette nasıl bir yankısı olduğunu bilemem.

Ama dostumuzun da dediği gibi, fincancı katırlarını ürkütmüş olabiliriz.

Bu rahatsızlıktan dolayı özür dileyip, şu meşhur fincancı katırları hikayesini anlatmak istiyorum.

Hikayemizi anlatmadan önce, Rusya’daki büyük yatırımcı hemşerimiz Hayri Tokman, İstanbul’daki hemşerimiz Ali Birdane, siyasetten bürokraside yükselen Mustafa Tarlacı ile meslektaşımız Antalya’da ikamet eden ama Afyon’dan kopmayan Semih Köken.

Bunları da yazdıktan sonra fincancı katırları hikayesine geçelim.

Hoca, mezarlık ziyaretindeyken, ayağı takılır ve bir çukura yuvarlanır. Toparlanır ve üstü başı toz olur. Üstünü silkelerken, aklına çukurda yatıp, öldükten sonraki kabir hayatını kendi kafasında anlamlandırmaya çalışır.

Sual meleklerinin sorularını merak edip yatar. Biraz bekler, Mezarlık yolundan fincan taşıyan insanların kervanı geçer. Bir sesler duyan Hoca, kıyamet koptu sanırcasına, ayaklanır. Hoca’nın mezarlıktan çıktığını gören katırlar, ürker ve bütün fincanlar kırılır.

Kervan sahipleri, Hoca’nın nereden çıktığını ve kim olduğunu sorar. Hoca, mezardan çıktığını ve ölü olduğunu, dünyayı seyre geldiğini söyler.

Kervan sahipleri öyleyse, sana dünyanın kaç bucak olduğunu gösterelim deyip, sopalarla Hoca’yı kovalar ve darp ederler.

Eve dönen Hoca’nın halini gören hanımı, ne olduğunu merak eder ve sorar. Hoca, öteki dünyadan geldiğini söyler. Hanımı, ya öyle mi, ne var ne yok diye sorar.

Hoca da fincancı katırlarını ürkütmezsen bir şey yok, der.

——————————————-

MİNİK KUŞUN MİNİK HATASI

İnsanın dostunu veya dost olmayanını bilmesi kadar güzel bir meziyet var mı?

Yok elbet!

Belki de insanın başına gelenler sayesinde dostlarını ya da dost olmayanları görme imkanı olur.

Bana kalırsa, bu büyük bir derstir.

Gerçek dostlarını görebilmek ya da olmayanları.

Hani bazen dostlukları ya da husumetleri karıştırabiliyoruz.

Benim için gerçekten önemli bir anekdotu sizlerle bir kez daha paylaşmak isterim.

Dostluk, düşmanlık ve kötülük üzerine olacak ama idare edin artık.

Minik kuş, kış erken bastırınca göç etmekte gecikmiş.

Bir taraftan soğuk, diğer yandan açlık öldü ölecek.

Açlık ve soğuktan ölecekken, ineğin biri üstüne şap diye pisler.

Minik kuş, o tezeğin sıcaklığı ile donmaktan, tezeğin içindeki arpaları yiyerek de açlıktan kurtulur.

Karnı doyup ısınan kuş, ötmeye başlar.

Cik cik cik!

Bu sesi duyan kedi, bir pençe hareketi ile pisliğin içindeki kuşu midesine indirir.

Gelelim esas meselemize, yani bu kısa anekdottan çıkarılacak ders ve cevaplarına.

Bir.

Üstünüze her pisleyeni düşman olarak görmeyin. İnek, kuşun üstüne pisledi ama kuş bu sayede donmaktan kurtuldu, arpaları yiyerek de karnı doydu.

İki.

Kuşu, pislikten kurtaran! Kedi  bir lokmada midesine indirdi.

Demem o ki, karnınız tok, sırtınız pekse fazla konuşmayın, dedikodu etmeyin.

Çok daha önemlisi çevrenizdeki dostluklara dikkat edin..

—————————————–

ŞUHUT’TA GENÇLİK DEYİNCE AKLA GELEN İSİM ÇATALKAYA

Neredeyse göreve geldiği günden bu yana tanırım Selçuk Çatalkaya kardeşimizi.

İyi niyetlidir, işini en iyi şekilde yapar.

Çoktan beridir de, AK Parti Şuhut İlçe Gençlik Kolları Başkanıdır.

Aynı zamanda iyi bir muhabir, iyi bir gazetecidir.

Bir aralar daha sık görüşmelerimiz oluyordu, şimdi onun işi yoğun bizimkisi de öyle.

İşlerimiz yoğun ama, yaptığı güzel işlerin takipçisi olduğumuzu bilmenizi isterim.

Selçuk kardeşime kolaylıklar diliyorum.

Share
#

SENDE YORUM YAZ