logo

Eşek safari şampiyonu Hatice Gök

hatice gök

ODAK Gazetesi Pazar Kahvaltıları’nın 50 konuğu olan Avukat Hatice Gök, ilginç yaşam hikayesi Ömer Mazi’ye anlattı. Annesi neden traktör kullanıyordu?, Dedesi Murat Gök’ün kulaklarını neden kopartıyordu? Eşek binme şampiyonu nasıl oldu?

 

Hatice Gök nerede ve kaç yılında dünyaya geldi?

Sinanpaşa Yıldırım Kemal Köyünde 1964 yılında dünyaya geldim. Hayatımın 50. Yılında Odak Pazar Kahvaltılarında 50 konuk olmamda benim için ayrı bir güzellik oldu. O dönemde yaşayan herkes köylü gibi bizde çiftçi bir ailenin çocuğuyum. Ben dünyaya geldiğimde o yıllarda traktör kullanan Hava Gök’ün kızıyım. Benden büyü bir abim bire ablam var. 3 kardeşin en küçüğü olarak çok şanslı bir çocukluk yaşadım. Ben henüz 1.5 yaşındayken babam Almanya’ya işçi olarak gidiyor. O nedenle ben dedem tarafından büyütülüyorum. Öyle ki dedemin omuzlarından hiç inmezmişim ve çevre köylerde dahil dedesinin omzundaki kız olarak ünlü hala gelmişim. Hatta sonradan öğrendim düşmemek için dedemin kulaklarının tutarmışım.

 

O çok tehlikeli ve can yakan bir durumdur nasıl izin vermiş dedeniz?

Benim keyfim yerinde dedemin omzundan inmiyorum ama dedemin canının yandığının hiç farkında değilim. Hatta yine sonradan öğrendim dedemin kulak dipleri kanarmış. Neredeyse kulaklarını koparacak kadar sıkı sarılıyormuşum. Ama bir gün olsun buna rağmen beni omzundan indirmedi. Dedem kulaklarından uzun süre tedavi olmak zorunda kalmış. Renkli gözlü dev gibi bir adamdı dedem. Evin son çocuğu olmam nedeniyle bana aşırı bir düşkünlüğü vardı.

 

Babanız Almanya’ya gidiyor ve evin işlerini kim yapıyor?

Bizim oturduğumuz ev çok büyük ve bitişik yan yanaydı. İki katlı ve dedem biz, amcalarım hepsi aynı evde yan yana otururlardı. Babam Almanya’ya gittikten sonra evin işleri elbette anneme kaldı. Annem o dönemde traktör kullanan ve bağa bahçeye gidip gelen bir kadındı. Bende zaman zaman annemle tarlaya traktörle giderdim. Ama en çok da eşeksırtında gidip gelmeyi severdim.

 

Okul bahçesine gidip oturdum

İlkokula nerede ve ne zaman başladınız?

Benim hayatım ilkokul çağına kadar Yıldırım Kemal Köyünde yaşadık. Benim okulum için Afyon’a göç etmek durumunda kaldık. Ama köyden hiç bir zaman kopmadık. Daha doğrusu bizler okuyalım diye buradan bir ev tutuldu. Ailenin yaşantısı yine köy’de. Köy ve Şehir hayatı iç içi bir birine girmiş bir hayatım oldu. Her iki tarafında güzelliklerini yaşadım. 1970 yılında İlkokula Namık Kemal İlkokulunda başladım. Ama asıl 1973 yılında Zafer Mahallesine taşındık ve o mahalle benim için çok önemli. Büyüğüyle küçüğü ile bir birine bağlı ve bir çocuğun yapabileceği her şeyi yaptık. Her türlü çocuk oyunlarını oynama imkanım oldu. O mahalle baştan sona çocuklar öbek öbek oyunlar oynardı. Büyüklerde onları izlerdi. Namık Kemal İlköğretim’de başladım Kocatepe İlkokulu’nda tamamladım. Murat Sarıkaya öğretmenimin benim için özel bir yeri vardır 4 yıl önce kaybettik. Ben ilkokuldan itibaren her zaman çok iyi öğretmenlerin öğrencisi oldum. Hepsinin farklı özellikleri ve katkıları var hayatıma.

 

İlkokul nasıldı o zaman, sizde ne gibi şeyler çağrıştırıyor?

Bakın o zamanın öğretmenleri çok başkaydı. Biz ilkokulla giderken Çimento fabrikasına, Şeker Fabrikasına, Askeri fabrikaya, köy hayatı için Akçin köyüne, PTT’ye, Müzeye, Hastaneye, Ulu camiye, Çocuk Esirgemeye götürülürdük. Bunlar şu anda aklıma gelenler. Daha birçok yere götürürlerdi. Buraya gittiğimizde orada neler yapıldığı anlatılır ve o işletmeleri görme öğrenme şansımız olurdu. Ama bunun hiç birisi yok şimdi. Eğitim kalitesi bizim çocukluğumuz ile şimdiki arasında çok büyük fark var. Fark maalesef iyiye doğru değil geriye doğru olmuştur. Hiç unutamadığım bir olay var. Çocuk Esirgeme Kurumuna televizyon izlemeye gittik

 

O yıllarda şehirde kaç insanda televizyon vardı ki Çocuk Esirgeme Kurumunda olsun?      

Bakın size çok daha farklı bir olayı anlatacağım. Biz daha sonra bir kez daha Çocuk Esirgeme kurumuna götürüldük. İsmet İnönü’nün cenaze törenini televizyondan izlemek için. O zaman Afyon’da televizyonu olan ev sayısı parmakla gösterilecek kadar azken Çocuk Esirgeme Kurumunda televizyon vardı. Oradaki ziyaret bittikten sonra okula döneceğiz ve herkes evlerine oradan gidecek. Arabalara bindik bazı arkadaşlarımız binmedi. Biz o gün öğrendik 3 yıldır birlikte okuduğumuz arkadaşlarımızın bir kısmı Çocuk Esirgeme Kurumunda kalıyorlarmış. Bizim çocukluğumuzda anası babası olanla olmayan, varlıklı olanla olmayan hepsi eşitti. Kimsenin kimseden farkı yoktu. Bunu sağlayan da o zamanki öğretmenlerdi. Onların hepsinin ellerinden öperim ve hayatta olanlarla hala görüşürüm.

 

Köy hayatınız nasıldı sizde ne gibi hatıraları var?

Büyük bir ailede yaşadık. Kocaman bir avlusu olan dedem, amcalarım, halalarım ve çocukları bir arada yaşadık. Bitişik nizam evlerde yaşadık ama biz dedemle kalıyorduk. Amcamın biri ablamdan 3 ay küçük ve ben çok uzun yıllar amcama abi dedi. Sonradan amca demeye başladım ve bir haylide zor oldu. İki katlı bir ev samanlık, ahırı, depoları Hacımehmetler Sülalesi ve büyük avlunun ortasında bir köy odası olan bir yer. Ben daha 1.5 yaşına gelmeden babam Almanya’ya gidince ben zaten ailenin en küçüğü olmam nedeniyle dedemlerle daha çok yaşamaya başladım. 1976 yılında babam geri Almanya’dan döndü. Babamla da çok iyi bir iletişimim vardı.

 

Afyon’dan süslü şenlik treni gelirdi

Köy nasıldı, biraz o yıllardan sosyal hayattan bahsedebilir miyiz?

Köyümüz gerçekten çok güzel ve özel bir yerdi. O yıllarda köyümüzde ofis var, ortaokul var, istasyon var çok modern ve hoş görülü bir köydü. Daha önemlisi bizim köyde aylar öncesinden şenlik hazırlıkları yapılırdı. 30 Ağustos Zafer Bayramı bizim köyümüz için çok önemli ve farklı bir yeri vardı. Sadece bizim köy değil çevre köylerde bağını bahçesini, harmanını şenliklere göre ayarlardı. Herkes şenliklerden önce işini bitirir ve en temiz kıyafetlerini giyip şenlik alanına gelirdi. Kocatepe’ye 1.5 kilometre uzaklıkta bir köy. Tren bizim için özel bir şeydi. Her yıl Zafer Bayramı şenlikleri için asker bir buçuk ay önceden gelir ve hazırlıklar yapılırdı. O yıllarda bizim köyümüzün yolu asfalttı. Bugün bile asfalt olmayan köy yolları var. Şenlik için tren özel olarak süslenir ve Afyon’dan önemli konuklar gelirdi. Askerler dağlara sloganlar ve sözler yazarlardı. Biz bürokrasiyi orada gördük ve törenler bizim için çok özeldi. Belki de benim içimdeki ülke sevdasının temeli oradan geliyor.

 

Böyle bir köyde eğitim ve okuma oranı çok yüksek olmalı?

Kesinlikle bunun çok önemli katkısı var. Bizim köyümüzde okuma oranı çok yüksek. Düşünün o yıllarda ortaokulu olan bir köyden bahsediyoruz. Törenler öncesinde herkes bir birine yardım ederek şenliklerden önce kimsenin harmanı kalmıyor. Yardımlaşma ve dayanışma son derece yüksek. Eğitim ve kültür açısından çok uç noktalarda. O günkü şenliklere bakıyorum birde bu gün yapılan şenlikler ve festivalleri kıyaslıyorum da her şeyin olduğu gibi şenliklerimizin de içi maalesef boşaltıldı. Bakın ben o zaman ilkokulu bile gitmiyordum ama yapılan şenliklerde hayvanat bahçesi kuruluyordu. Biz birçok hayvanı o şenliklerde gördük. Bu gün balkıyorum işportacıların olduğu ne ruhu ne anlamı olmayan garip şeyler yapılıyor.

 

Siz yine şenliklere dedeniz Murat Gök’ün tepesinde mi giderdiniz?

Evet ben yakışıklı dedem Murat Gök’ün omuzlarında giderdim. Dedem zaten uzun boylu dev gibi bir aram ve ben onun omuzlarında. Benden daha şanslısı yoktu çünkü hiç bir şeyi kaçırma imkanım yoktu. Her yeri neredeyse kuş bakışı görüyordum. Beşikten 70’e eli ayağı tutan herkes şenlikleri izlemeye giderdi. Sadece bizim köy değil çevre köylerde bizim köyde toplanırlardı. Şenliklere kadar herkes harmanını bitirdiği için katılım yüzde 100 civarında olurdu. Afyon’dan köye giden şenlik treni 8-10 yıl öncesine kadar devam ediyordu. Yeni yeni kalktı şenlik treni. Ben birçok arkadaşımı alıp o trenle köyüme gittim. Şenlik treni özel olarak çiçeklerle bayraklarla süslenirdi. Aynı zamanda köyde süslenirdi. O yıllar canlandı gözümün önünde. Mesela o zaman yediğim sucuk ekmeğin tadını bugün hiçbir sucuk markamızda bulamıyorum.

 

2. yıl eşekten düştüm

Çocukken annem traktör sürerdi ama eşekle gezmeyi ya da tarlaya gidip gelmeyi daha çok severdim diyorsunuz. Hala eşek biner misiniz?

Köy yerlerinde eşek çok büyük bir lükstür. Lüks bir arabadan daha kıymetli çünkü köyde eşek her yere gider. Ama araba öyle mi?. Babam Almanya’ya gidince babamın görevleri anneme kalıyor. Traktör kullanır, tarlaya gider gelir. Bende eşek binmeyi çok seviyorum. Hala bir eşek bulsam binerim o büyük bir keyif. Hatta ben eşek binme yarışmasında 1. Oldum.

 

Nasıl yani, eşek binme yarışması yapılıyor ve birinci oluyorsunuz? Çok hoşsunuz vallahi?   

Eşek yarışı şöyle benim annem Tazlar köyünden. Tazlar köyünde katmer şenlikleri yapılıyor. Bu sene galiba 12.si düzenlenecek. Katmer şenliklerinde eşek yarışları yapılmaya karar verildi. Guruplar belirlendi 5 eşek var herkes onlarla yarış yapacaklar. Bizde kadınlarında katılması için öncülük ediyoruz. Bizim traktörümüz var ve annem traktör kullanıyor. Annemin traktör kullanması da biraz mecburiyetten oluyor. Babam Almanya’ya gitmeden önce bir olay yaşanıyor ve hayvan otlatırken elindeki ot kesme aleti orak’ı savurunca birinin başına geliyor ve babama 6 ay hapis cezası veriyorlar. Babam 6 ay cezaevine girince annem traktör kullanmaya başlıyor. Daha öncesinde evlendikten sonra babam askere gittiği için annem ilk o zaman traktör kullanmaya başlıyor. Sonrada Almanya’ya gittiğinde traktör kullanmaya devam ediyor. Babamlar 7 kardeş 5 kız 2 erkek amcam ablamdan küçük olunca evin gelini kayınpeder halatlımın bir kısmı gelin olmuştu. Annem her konuda aileye destek olmak için traktör kullanmaya başlıyor.

 

Tamam ama biz hala eşek yarışına gelemedik. Nasıl eşek yarışında birinci oldunuz? 

Katmer Şenliklerinde eşek yarışı yapılacak diye söylendiğinde bayanlarında katılması isteniyor. Komitedeki kişiler zaten tanıdık ve akrabalar. Bizde ilk yılında bu yarışmalara öncülük yapmak için katıldık ve ilk yılın kadınlar şampiyonu ben oldum. İkinci yıla ben yine iddialı bir şekilde hazırlandım. Yarışlar başladı ama eşek beni üzerinden attı. Gerçi o zaman eşekten düşen tek ben değildim. Komite başkanımız Hüseyin Bey ve Harun Bey vardı onlarda düştüler. O sene eşeklerin yarışmacıları üzerinden atması damga vurdu.

 

Her şeyi yaptım bir tek bisiklet binmedim

Hayatımda her şey yaptım ama bir tek bisiklet binemedim. Üstelik hiç kimsede olmayan ve babamın Almanya’dan getirdiği çok güzel bir bisikletim vardı. Başkalarının da bisikleti var ama bizim bisiklet çok güzeldi. Bir gün o rampadan bir Sema diye bizden birkaç yaş büyük bir arkadaşımız vardı. Onların evi rampanın başında. Tam o bisikletle yukardan aşağıya gelirken askeri bir araç geliyor. Tam bizim evin önünde ve bizde dışarıdaydık. Çarpmamak için düştü ve yayıldı gitti. O olayı gördükten sonra annem kızım tamam her şeyine itiraz yok ama bisiklet binmek yasak. Bu olaydan sonra Almanya’dan gelen orta boy bisikletime asla binemedim. Bende bu konuda ısrarcı olmadım. Bu nedenle bisiklet binmeyi bilmiyorum. Birkaç yıl önce arkadaşımın kızlarıyla denedim ama bana güldükleri için vazgeçtim.

 

Zafer Mahallesi benim için çok özel

Zafer Mahallesinden önce iki mahallede daha yaşamışız ama onları fazla hatırlamıyorum. Ama zafer Mahallesinin yeri benim hayatımda çok başka. Hala bazı simaları çocukluğumdan hatırlıyorum ve siz Zafer Mahallesinde oturdunuz mu diye sorarım. Hıdırlık caddesi vardır o caddenin tam başındaki ilk evde oturuyorduk. Çok güzel bir mahalle hayatı ve bizimde 10 yıllık bir kiracılık hayatımız var. O cadde rampa olduğu için kışın karda kayak kayardık, yazında tahtadan yapılma ve bilyeli arabaya binerdik. O dönem sokakta oynan tüm oyunları oynardık. Daha ilginci subay lojmanlarının bir kısmı yapılmamıştı. Orada mahallenin top sahası vardı. Gençler orada top oynar kadınlarda ellerinde işleri ile hem maç izler hem de örgülerini örerdi. Bende top dışarı çıksa da bende topla bir iki hareket yapsam diye beklerdim. Mahallenin birden fazla takımı vardı. Bazen başka mahallenin takımları ile çok güzel maçlar olurdu. Kadınlarda oturup izlerdi. Orası mahallenin toplanma yeriydi.

Okulun bahçesine gelip duvara oturuyordum

Köyde yaşarken henüz ilkokul çağına gelmeden ben her sabah hazırlanıp okula gidermişim. Okulun bahçesine kadar gidip bahçe duvarına çıkıp bir öğretmen beni görür de sınıfa alır mı diye beklermişim. Bunları ben fazla hatırlamıyorum ama abim ve ablam zaman zaman söylerle birde uzun zaman görüşmediğim köyden insanlarla bir yerde karşılaştığım zaman arkadaşlarım söyler. Sen bizim sınıfa gelmiştin. Öğretmen seni bahçe duvarında görmüş okulu alısın sevsin diye bizim sınıfa gelmiştin diyen çok kişi çıkıyor. Birkaç defasını hatırlıyorum ama derslere girdiğimi bilmiyorum. Beni gören öğretmenlerin bit kısmı sınıfa almış. Rahmetli babaannem söylerdi bunun okuyacağı o zamandan belliydi diye. O zamanlar 4-5 yaşındaydım.

Share
#

SENDE YORUM YAZ