logo

DSİ Kanallarına “Kahrolsun Kenan Evren” yazdım

pazar kahvaltıları zekeriya ölmez (1)

Üç dönemdir CHP Sultandağı Yeşilçiftlik Belediye Başkanlığı yapan Zekeriya Ölmez, Pazar Kahvaltıları’nda hayatının bilinmeyenlerini anlattı. 12 Eylül sabahı DSİ kanallarına ne yazdığını, neden asker kaçağı olduğunu ve neden 10 yaşında sınıf arkadaşını annesinden istettiğini ve daha birçok özel anısını bazen gülümseyerek bazen hüzünlenerek anlattı.

 

ODAK Pazar Kahvaltıları tüm hızıyla devam ediyor. Kahvaltının 32 konuğu olan Zekeriya Ölmez Afyon’da aralıksız 3 dönem belediye başkanlığı yapıp 4. döneme aday olan ilk ve tek aday olarak dikkat çekiyor. Mehmet Emin Güzbey, Ertuğrul Sevim ve Ömer Mazi ile yapılan kahvaltının unutulmaz anları bir döneme ışık tutacak türden. İşte kahvaltının notları.

 

Liseyi daha yeni bitirmiş bir kişi o yaşta nereye gidebilir?

Z. Ölmez, 6 Mayıs 1980’de dedemin o kararlılığını gördükten sonra daha orada duramam ki. Amcaoğlum var mektup yazıyoruz birbirimize. Isparta Eğirdir’de bir baraj inşaatında çalışıyor. Ben bindim arabaya oraya gittim. Şantiyede buldum amcaoğlumu, o da benim duvarlara yazı yazdığımı biliyor. Benim başımı belaya sokarsın senin ne işin var burada, sen daha çocuksun diye tartışmaya başladı. Bu arada babacan biri geldi, İnşaat Yüksek Mühendisiymiş. Bu kim? dedi, ben amcaoğlumdan önce Ahmet Beyin amcasının oğluyum dedim. Hayrola? dedi. Ben çalışmaya geldim dedim, amcaoğlu ziyarete geldi diyor, ben çalışmaya diyorum, o ziyaret diyor. Hüseyin Bey “Tamam delikanlı sen hoşuma gittin, ne iş yaparsın” dedi. Her işi yaparım dedim. “Tamam seni işe alıyorum, iki gün gez kim ne işi yapıyor incele, hangi işi yapmak istiyorsan onu seç” dedi. Ben iki gün herkesi inceledim Hüseyin Bey beni çağırdı. Hangi işi istiyorsun dedi. Ben de dedim ki “Bir alete gözlerini dayıyorlar da bakıyorlar ya ben o işi istiyorum”. O işle ilgilenen İlhan Özkan diye bir kişi. Bu çocuk çok hevesli, bunu senin yanına veriyorum dedi. Ben onun yanında çalışmaya başladım.

 

Olaylara karıştığım için kursu tamamlayamadım

Evden kaçtınız inşaatçı oldunuz?

Z. Ölmez, Evet lise bitti ben mecburiyetten inşaatçı oldum. Çünkü gidecek başka yer yok. Ben büyük bir şevkle çalışıyorum. Birkaç gün sonra Hüseyin Bey beni yine yanına çağırdı. Zekeriya Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü 8 aylık kurs veriyor. Bu işi ehil ellerde öğrensen. Sen git orada bu işi öğren yine benim yanıma gel. Ben sana böyle bir imkan vermek istiyorum dedi. Ben peki Hüseyin Bey siz öyle diyorsanız tamam dedim. Ankara’ya gittim ve 5 ay kurs gördüm ama yine boş durur muyum? Olayların içinde kaldım. Belgeyi almama fırsat vermediler. Kursu tamamlayamadık ama o günün şartlarında sol örgütlerin yaptıkları tüm eylemlerin içinde yer aldım. Eylül aylarının başında yeniden Eğirdir’e döndüm. Ama artık aletleri kullanmayı biliyorum hesaplamalar, bu işi tek başına yapabilecek seviyeye geldim.

 

Bu arada 1980 Eylül ayının başında Eğirdir’e dönüyorsunuz anladığım kadarıyla?

Z. Ölmez, Evet 1980 Eylül ayının başında yeniden Eğirdir’e geldim ve işe başladım. DSİ’nin bir baraj inşaatında çalışıyoruz, bir sabah bir kalktım darbe olmuş. Paşalar ihtilal yaptı, sokağa çıkma yasağı var. Eğirdir’in Yılanlı Köyü var. Elime bir teneke boya ile bir fırça aldım. Köyle Eğirdir arasında yol boyunca sulama kanalları var, oraya yazı yazmak çok büyük bir keyif. Yaz Allah yaz, 50 metre arayla DSİ sulama kanallarına yazı yazdım.

 

12 Eylül Sabahı insan ne yazar ki sulama kanalına?  Yeşilçiftlikten yazı yazdınız diye kovuldunuz?, Ankara’da eylemlere katıldınız diye kursu tamamlayamadınız, şimdi de yazı yüzünden işten atılma ve içeri atılma riski var?

Z. Ölmez, Tamam bunların hepsi oldu ama ben bu darbeye nasıl sessiz kalırım. Tek başıma kişisel bir eylem yaparak gidip DSİ kanallarına “Kahrolsun Kenan Evren” diye yazdım. Sabah bir kalkıyorlar her yer yazı, jandarma köye geliyor ve bu işi yapabilecek tüm gençleri alıp götürüyorlar. Çok kişiyi götürüp getirdiler. Ama işin mimarının ben olduğumu hiçbir zaman öğrenemediler. Yıllar sonra Hüseyin Beyle bir sohbetimizde durumu anlattım. O gün için benim yapabileceğim buydu. Tek başıma daha ne yapabilirim ki. Ama bir tepki de göstermek zorundaydım.

 

Siz o zaman Topograf olarak çalışıyorsunuz. Ama aynı zamanda harita çıkarma işi de var galiba çalışma alanınızın içinde?

Z. Ölmez, Evet o zamanlar Topograf ve haritacı fazla olmadığı için bizim meslek çok revaçta idi. Aranan bir meslekti. Ben de bu işte artık tanınan biri olmaya başladım. Bir gün Teklif aldım Çankırı’nın Orta ilçesinden. Burada aldığım fiyatın çok üstünde bir fiyat. Hüseyin Beyin yanına gittim. Ben ayrılmak istiyorum dedim. Nereye gideceksin dedi. Ben de eve gideceğim dedim. Doğru söyle nereye gideceksin, eve gidersen sana verdiğim emeklere çok üzülürüm dedi. Ben de Çankırı’ya gideceğimi söyledim. Teklif edilen rakamı söyledim, ben o kadar veremem yolun açık olsun dedi. Eğirdir gibi gölün, yeşilliğin, cennetin içinden bir tek ağaç bile olmayan bir yere gittim. Türkiye’de DSİ’nin birçok çalışmasında yer aldım. Topograf ve haritacı olarak aranan birisi oldum. Daha sonra Mersin’de Türkiye’nin ilk HES Santralinde görev yapma imkanım oldu.

 

Neden Asker kaçağı oldum

Bu arada siz hala Askere gitmediniz bu bahsettiklerinizin hepsi askerlik öncesi döneme rastlıyor. Askerden mi kaçıyorsunuz?    

Z. Ölmez, Kaçmak demeyelim de öteleme diyelim. Tam elimiz iş tutuyor, aranan biri olmuşum, işim iyi, o sırada askere gitmek istemiyorum. Bu nedenle asker kaçağı durumundayım. Yeşilçiftlik’ten haber geliyor, gel artık deden seni affetti. Dön, askere git gel deniliyor. Ben ise askere gitmek istemiyorum. Mersin’de çalışıyorum. Üç yıl dedemin sopayı göstermesinden dolayı aileyle bir daha görüşmedim. Mersin’de çalışırken 1986 yılında, tam 6 yıl sonra ben memlekete geldim. Askerlik ile ilgili bir şey yapabilir miyim diye arayış içindeyim. Açık Öğretim Fakültesinden belge aldım ve açık okumaya başladım. Ama askerlik yapmama engel olmadığı için açık öğretim kaydımı kabul etmiyorlar.

 

Askerden kaçış yok illaki bir şekilde yakalayıp zorla da olsa götürecekler. Yoksa hala kaçak mısınız?

Z. Ölmez, Mersinde çalışırken yeniden Yeşilçiftlik’e gelmem gerekti. Kahvede oyun oynuyoruz. Bir astsubayla iki asker kahveden içeri girdi. Zekeriya Ölmez’i arıyoruz, asker kaçağıymış dedi. Rahmetli yaşlı bir muhtarımız vardı. O ayağa kalktı, gel hele komutan, hayırdır, gel bir çay içelim dedi. Yaşlı muhtar kurt tabi, “Ya komutan ne olur bulursanız ailesine de haber verin, kaç yıldır kayıp, babası da kahroluyor, sağ mı ölü mü bilmiyoruz” diyerek komutanı ikna edip tutanağı imzalayıp gönderdi. Askerler yeni seçilmiş bir muhtarla karşılaşıyor. Hayırdır ne arıyorsunuz diyor. Onlar da Zekeriya Ölmez’i arıyoruz yıllardır kayıpmış diyorlar. Acemi muhtar ne kaybı ya kahvede oyun oynuyor diyor. Askerler yeniden gelirken muhtarın masanın altına girişini görünce çok üzüldüm. Adamcağız benim yüzümden ne hale geldi diye. Yakalanmak değil muhtarı o şekilde görmek beni kahretti. Öbür muhtara Afyonluca iyi kaydı.

 

Askerler kahveden alıp götürdü

Kahveden askere mi gittiniz?  

Z. Ölmez, Kahveden Askeri karakola gittik ama beldenin ileri gelenleri gelerek bizde adettir askere giden adama bir uğurlama yapılır diye imza vererek beni çıkarttılar. Bu arada ben öğrenciyim beni götüremezsiniz, avukat getirin diye bağırıyorum. Bir avukat var o da akraba sayılır. Geldi ona ben öğrenciyim beni bunlar götüremez dedim. Avukat da beni askerle uğraştırma bir an evvel git del işte dedi. Ben bir güzel ona da ağzıma geleni söyledikten sonra çıkardılar ve bir uğurlama töreni yapıldıktan sonra askere gittim.

 

Nereye gittiniz, genelde asker kaçakları sürgün bir yere gönderilir?

Z. Ölmez, Ben de öyle bekliyordum. Kesin sürgün lanet bir yere gönderirler diye bekliyordum. Ama öyle olmadı. Samsun’a gönderdiler ödül verir gibi. Kapıdan içeri girdim, benim gibi yeni gelmiş askerler var. Birisi avaz avaz bağırıyor Haritacı olan var mı? Ölçmeden anlayan var mı? Biçmeci var mı? diye. Ben de bu arada düşünüyorum var desem mi yoksa normal asker olarak mı yapsam diye. Nasıl olsa bu benim işim, var dedim. Beni alıp Ali İhsan Ayvalı diye bir başçavuşun yanına götürdüler. Bir şeyler sordu ben de cevapladım. O da alıp Akın Binbaşı diye biri vardı, onun yanına götürdü. Anlatmaya başladım o bu işten anlıyordu. Tamam dedi aradığımız adam bu diye beni paşanın yanına götürdüler.

 

Hiç itiraz yok mu? Burası askeriye nereye gidiyorsun öyle kafana göre diye?

Z. Ölmez, Ben ne dersem emir kabul ediliyor. Kesinlikle itiraz eden yok. Ben bir gün olsun elime silah almadım, tek bir gün nöbet tutmadım, ne spor, ne içtima hiç bir şey yok. Sanki normal bir iş yerinde çalışıyor gibiydim. Hatta istersen seni sivil memur olarak işe alalım dediler. Ama ben hiçbir zaman memurluk gibi bir düşüncem olmadığı için kabul etmedim. Bu şekilde askere gittik ve askerlik boyunca benden istenen bölgenin haritasını ve kamulaştırma evraklarını hazırladım. Böylece askerlik bitti.

 

Hayatınızda hiç kimse yok mu? 17 yaşından beri şantiyelerde yaşayan biri olarak arkadaşınız Kamil gibi siz de bir köylü kızı bulamadınız mı? 

Z. Ölmez, Olmaz mı? Şimdiki eşimle ben ilkokuldan beri görüşüyoruz. Benim şehir dışında olduğum zamanlarda da sürekli mektuplaşıyorduk. Önceleri sadece normal mektup arkadaşı olarak devam etti. Bizim birbirimize karşı ilkokuldan beri aynı sınıflarda okumanın verdiği bir ilgimiz de vardı. Sonra onunla evlenmek istediğimi söyledim. Daha doğrusu evlenmek istediğimi mektupla bildirdim. Kendisi de istiyorsa bu konuyu yüz yüze görüşmek istediğimi yazdım. O dönemde ben askeri yarıladım. Ama eşimle bizim hiç bir araya gelmişliğimiz, bir yere gitmişliğimiz olmadı. Tüm iletişimimiz mektupla oluyor. Konya Ilgın’da Devlet Hastanesinde hemşire idi, gittim ve görüştük. Tamam istesinler dedi ve ben anne babama gidin isteyin dedim. Çocukluktan beri ilgi duyduğum tek kişi olan ve 10 yıldan fazla mektupla haberleştiğim Ayşe’yi bana isteyin dedim.

 

Eşimle çamaşır kertmesiyiz

Eşim ile ilkokuldan beri aynı sınıflarda okuduk. Zaten aynı mahallenin çocuklarıyız. 4. sınıftan beri ona karşı bir ilgim vardı. Hatta bir gün, şimdiki balık yediğimiz Akpınar tesisleri var. Eskiden o tesislerin olduğu yer çamaşırhaneydi. Köyün kadınları haftada bir gün oraya gider çamaşır yıkardı. Kazanlar kaynar. Sabahleyin okula giderken annem öğleyin Akpınar’a gel çamaşır yıkayacağız, sen de yemeği orada yersin dedi. Biz okuldan çamaşır yıkanan yere gittik. O gün annem evden bir şey almayı unutmuş. Unuttuğu şeyi git evden al da gel dedi. Ben dedim gitmem. Niye gitmen dedi. Yan tarafta da rahmetli eşimin annesi çamaşır yıkıyor. Dedim ki bu kadından kızını bana istersen getiririm. Annem döndü ben annemin şalvarının arkasına saklandım. Benim oğlum senin kızını istiyor dedi. O da okusunlar büyüsünler de vereyim dedi. Ben o zaman 10 yaşındayım ve kızın adı da Ayşe. Bu sözden sonra ben uçarak eve gidip geldim.  O günden beri benim kalbime giren tek kız eşim Ayşe’ydi.

Ne düğünü beyim Kamil gelini mi kaçırdı  

Baraj inşaatında Türkiye’nin her yerinden faklı yüzlerce kişi çalışıyor. Benim samimi olduğum Kamil diye Çanakkaleli bir arkadaşım var. Biz köylere gidiyoruz orada ölçümler yapıyoruz aynı zamanda. Akşam oldu mu Kamil’den başlıyor “Ya şefim bugün öyle bir kız gördüm ki dünyalar kadar güzel ay kadar parlak”. Biz her akşam Kamil’den böyle aşk hikayeleri dinliyoruz. Bir akşam Zekeriya ben bu kızı kaçıracağım dedi. Bende niyetin iyi olduktan sonra kaçır ne var bunda dedim. Kamil benden 3 gün onu idare etmemi istedi. Tamam dedim ve Kamil kızı alıp kaçırmış. Bir gün sonra yaşlı bir adam yanında jandarmalarla şantiyeye geldi. Hüseyin bey ne var ne oluyor dedi. Jandarmalarda sizin bir çalışanınız köyden bir kız kaçırmış dedi. Hüseyin beyde amma yaptınız komutan ne olmuş kaçırdıysa birkaç gün sonra gelir isteriz babasından ellerini öperler yaparız bir düğün ne var bunda dedi. Yaşlı adam, “ne düğünü beyim kaçırılan benim gelinimdi” Hüseyin bey dizlerinin üzerine yere yığıldı.

Elime silah almadan askerlik bitti

Ceza beklerken paşaya kadar çıkarıldım ve tamam aradığımız bu dediler ve bana 80 metre kare koca bir oda verdiler. Bir masa verdiler 5 tane asker ve bir tane cip verdiler. Bana bir yer gösterdiler şu bölgenin haritası çıkartılacak, kamulaştırmalar yapılacak. Bu kamulaştırma evrakları düzenlenecek. Bu işlemler askerlik süresince bitirilecek dediler. Bir işe baktım bir de verdiklere süreye. Normalde benim için o iş 3 aylık bir zamanda biter. Ama Askerlik boyunca bitir dediklerine göre gözlerinde fazla büyütüyorlar. Ben bu işin keyfini çıkarta çıkarta yapmalıyım dedim. Aradan 15 gün geçti, dedim ki bu işi yapmak için elimizde yeterli alet edevat yak. Siz bana bir izin verin ilgili kurumlardan alet edavat bulup geleyim dedim. ODAK Pazar Kahvaltıları

Share
#

SENDE YORUM YAZ