logo

Dershanelere 48 yılda ikinci kapatma kararı

ömer mazi

Son günlerde herkes dershanelerin kapatılması olayını konuşuyor.

1 Ocak 2014 tarihinde dershaneler tarihe karışacak gibi.

1 Ocak tarihine daha çok var, köprünün altından çok sular akar.

Ancak hükümet cephesinden bu işin artık geri dönüşü yok gibi.

 

Dershaneler hayatımızda ne kadar zamandan beri var?, bu güne kadar neler oldu? Sizce dershanelerin kapatılması fikri ilk kez mi ortaya çıkıyor? Türkiye’de kaç dershane var? Afyon’da durum ne?

 

Dünyanın başka yerlerinde bizde ki gibi bir dershane sistemi yok.

Bu bize özgü ama eğitimde fırsat eşitsizliği olayından kaynaklanıyor.

Evet bana göre de dershaneler kapatılsın.

Velinin sırtına büyük bir yük.

Adam asgari ücretle çalışıyor, evini zor geçindiriyor ama çocuğunun kendisi gibi asgari ücretle çalışmaması için dershaneye göndermek zorunda kalıyor.

Bu büyük bir haksızlık ve eğitimde fırsat eşitsizliği yaratıyor.

Zaten durumu iyi olan çocuğunu sınava bile sokmuyor özel bir üniversiteye gönderiyor.

 

Dershaneler kapatılsın.

Ama önce devlet üzerine düşen görevleri yerine getirsin.

Türkiye’nin her noktasında eğitim kurumlarını denklesin.

Öğretmen kadrosunu tamamlasın.

Eğitim kalitesini yükseltsin.

Çocuklar okullarda öğrendikleri ile üniversiteye girecek hale getirilsin.

Ondan sonra zaten kimse dershaneleri tercih etmemeye başlar.

O zaman dershaneler kapansın dersin.

Ancak bugün hala ülkemin bir çok yerinde birleştirilmiş sınıflarda eğitim veriliyorsa, hala öğretmen yokluğundan dersler boş geçiyorsa, hala sınıflar 50-60 mevcutluysa siz dershaneleri kapatamazsınız.

 

Bu büyük bir haksızlık olur.

Dershane sahipleri, cemaatleri, gurupları, şirketleri beni ilgilendirmiyor.

Öğretmen olmak için Eğitim Fakültelerinden mezun atanamayan binlerce öğretmen kapatacağız dediğiniz dershaneler sayesinde ev geçindiriyor.

Çocuklar okudukları okulda öğrenemediklerini dershanelerde öğreniyor.

Siz Devlet olarak bana önce kaliteli bir eğitim sun, ondan sonra hep beraber dershaneleri kapatalım.

 

Dershanecilik sistemi başlamadan önce veliler çocuklarına geri kaldıkları dersleri tamamlaması için özel öğretmen tutmaya başladı.

Yani ihtiyaçtan dolayı.

Hali vakti yerinde olanlar evlerinde ders verdirdi çocuklarına.

Sonra üç beş aile bir araya gelerek öğretmen tutmaya başladı.

Daha sonra öğretmenler evlerinde çocuklara ders vermeye başladı.

Yani her öğretmen evi dershaneye döndü.

Bir başka deyişle merdiven altı eğitim verilmeye başlandı.

Özellikle ilk zamanlarda müzik, resim gibi derslerle başladı, sonra matematik ve diğerleri geldi.

 

Ücretle ders alma ihtiyacı giderek yaygınlaştı ve kurumsallaşarak, bugünkü adıyla “Özel Öğretim Kurumları” yani dershane sistemi başladı.
İlk dershaneler fen, fizik, kimya, matematik ve biyoloji ile başladı, dil ve sanat öğretimi üzerine yoğunlaştı.

Bugün de bu üç alan (fen, matematik, dil) özel dershaneler için çok önemli.

Bu alanlarda öğrenim özel çabalar istiyor ve o gün olduğu gibi bugün de okullarımızda bu alanların eğitim öğretiminde beklenen başarı elde edilemiyor.

 

Özel dershanelerin dönüm noktası

Özel dershanelerle ilgili en kapsamlı yasal düzenleme, 8 Haziran 1965 tarihli 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’yla yapıldı, bu yasa diğer özel öğretim kurumlarıyla birlikte özel dershaneleri de tamamıyla mevzuat içine alarak özel dershanelerin bugünkü statülerine kavuşmalarının önünü açtı.

 

Dershaneler kapatılması kararı ilk kez 1983’de verildi
Özel dershanelerin kapatılması ilk AK Parti hükümeti tarafından alınmış bir karar değil
.

Bu yaklaşım 12 Eylül 1980 ihtilalinden sonra kurulan hükümet tarafından alındı.

1982 yılında Türkiye genelinde 174 özel dershane varken dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Sağlam özel dershanelerin kapatılmasını istedi, kapatmayla ilgili bir yasa tasarısı o zamanki mecliste (Danışma Meclisi) gündeme getirildi, konu mecliste uzun uzun tartışıldı ve kapatmanın yanlış olacağı sonucuna varılarak yasa tasarısı reddedildi.

Ancak Milli Güvenlik Kurulu (MGK), bu kararı veto edip, 625 sayılı yasanın bazı maddelerini değiştirerek 16 Haziran 1983 tarih ve 2843 sayılı yasayı kabul etti.

Bu yasanın yürürlüğe giriş tarihinden bir yıl sonra, 31 Temmuz 1984 tarihinden itibaren özel dershanelerin kapatılmasına karar verdi.
1983 yılında yapılan seçimler sonucunda iktidara gelen Turgut Özal hükümeti, 11 Temmuz 1984 tarih (kapanmaya 20 gün kala) ve 3035 yasa ile kapatma hükmünü iptal etti.

3035 sayılı yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte, yasa hükümleri gereğince özel dershanelerle ilgili olarak pek çok yönetmelik, yönerge ve genelge yayınlandı, özel dershaneler Türk Milli Eğitim Sistemi içinde gerçek yerini almaya başladı.

 

Türkiye’de özellikle 2002-2003 sonrasında dershane sayısında önemli bir artış yaşandı.

Buna ilişkin olarak ilköğretimin 8 yıla çıkması, okullaşma oranlarındaki artış, dershane açmanın kolaylaştırılması ve dershanelere olan talep artışı gibi pek çok neden sayılabilir.
Eğitim ve sınav sistemlerinde yapılan değişiklikler ve belirsizlikler, orta ve yükseköğretimde kontenjan artışları, rekabet koşullarındaki kimi olumsuzluklar gibi nedenlerle sektördeki büyüme hızı durdu.

Dershaneler zaten azalmaya başladı.

2008-2009’da 4 bin 262 olan dershane sayısı, 2009-2010’da 4 bin 193’e, 2011 Mayıs verilerine göre de 4 bin 055’e düştü.

Bugün ise Türkiye dershane sayısı 2012-2013 döneminde 3 bin 858’e düştü.
4 yılda 404 dershane kapandı.

İhtiyaç azaldıkça dershane zaten kendi kendine kapanıyor.

 

Türkiye’de dershanelerde 51 bin 522 öğretmen ve 20 bin personel çalışıyor.

Dershanelerde eğitim gören öğrenci sayısı ise 1 milyon 280 bin 297.
Türkiye’de bulunan dershane sayısı 3 bin 858, Afyon’da ise 34 dershane hizmet veriyor.

Şimdi Türkiye’de 48 yıldır eğitimin bir parçası olan dershaneler 48 yılda iki kez kapanma karı ile karşı karşıya kaldı.

İlki 1980 Askeri darbe sonrası kurulan hükümeti kararı ve Milli Güvenlik Kururu kararı ile.

İkincisi 2013 AK Parti hükümeti kararı ile.

 

AK Parti hükümeti her konuda 1980 Darbesi ve darbecilerle hesaplaşma derdine girmişken ilk defa dershanelerin kapatılması noktasında 1980 darbecileri ile aynı noktada buluşuyor.

Mesele dershanelerin kapatılması mı?

Yoksa Gülen Cemaatine karşı yapılmış bir hamle mi?

 

Ramazan Gelmez kalp ameliyatı oldu

Bizim gazetenin Genel Koordinatörü Ramazan Gelmez geçen hafta kalp krizi geçirmişti.

Yaklaşık 10 gündür Park Hastanesin de tatil yapıyor.

Gerçekten yan gelip yatıyor.

Anjiyo oldu, günde iki paket sigara içtiğinden kalbe giden tüm damarlar iş göremez hale gelmiş.

Durum böyle olunca bizim adam az daha gidiyordu.

Neyse ki kriz gözümüzün önünde oldu ve erken müdahale ile hayatta tuttuk.

Önceki gün Özel Park Hastanesin de başarılı bir operasyonla kalp ameliyatı yapıldı.

Dün ziyarete gittik.

Hani kalp ameliyatından sonra insanın huyu suyu değişirmiş ya.

Bakalım bizim Dino Ramazan Gelmez’in huyu suyu nasıl olacak.

Adam zaten normalde çekilmez bir ihtiyardı, bakalım yeni Ramazan Gelmez nasıl olacak.

Her ne kadar benim başımın tatlı belası olsa da Ramazan Gelmez’in tedavisinde emeği geçenlere teşekkür ediyorum.

Başta Park Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Enis Arabacı’ya.

Hastane Müdürü Şükrü Tunçbilek’e.

 

 

Umarım bizim adamın kalbinden bana karşı olan olumsuz damarları almışlardır.

Bu arada daha önce Ramazan Gelmez’in ilk kalp krizi geçirdiği anı ve sonrasında yaşananları birazda magazinsel bir biçimde yazmıştım.

Orada yazmam gerek bazı isimleri yazmamışım.

Gazetede bana karşı küskünler ordusu oluştu.

Dino kalp krizi geçirdiğinde onu ilk gören ve bugüne kadar hastanedeki her aşamayla ilgilenen Nesrin Ürün, Ferda Yerlikaya, hastaneye giderken aracın direksiyonuna geçen ve bir ralli pilotu gibi kısa zamanda hastaneye yetiştiren Cüneyt Deniz, onlara refakat eden Yazı İşleri Müdürü Gökhan Kocaaslan’ın emeklerini unutmamak lazım.

Elbette Mehmet Emin Güzbey ilk andan itibaren her konuda tüm imkanları seferber etti.

Bu saydıklarım işin emeğini çekti ama Rabia Güzbey ve bendeniz işin şov kısmını yaptık.

Yoğun bakıma girip zafer işaretlerimizi yapıp kendi fotomuzu yayınlayınca diğerleri biraz kıskanmışlar.

Ne yapalım bu işler her zaman böyledir.

İşi emekçiler yapar şovunu ağalar yapar.

Neyse işin özü bizim çocuklardan Park Hastanesi yönetimine, ameliyatına giren hocalardan hastane müdürüne herkese teşekkür ediyoruz.

 

Ömer Kalafat TRT’de

Afyon’un yetiştirdiği en önemli sanat adamlarının başında Ömer Kalafat gelir.

Henüz Afyon onu anlayabilmiş ve keşfetmiş olmasa da onun İstanbul Ankara başta olmak üzere sanat çevreleri büyü bir usta olarak kabul ediyorlar.

Bugüne kadar yüzlerce söz yazdı.

Onun yazdığı sözler Türkiye’nin ünlü bestekarları tarafından unutulmaz Türk Sanat Müziği eserleri arasında yerini almaya başladılar.

TRT sanatçıları onun eserlerini canlı yayınlarda okuyor.

Ama bu güne kadar Afyon’da kimse ona yardımcı olmadı.

Duyduğum kadarıyla son günlerde Afyon Belediye Başkanı Burhanettin Çoban çalışmalarının bir kısmıyla ilgili bir çalışma yaptırıyormuş.

 

Ömer Kalafat geçen hafta Ankara’da TRT Radyo sanatçıları ile birlikte Yeni Besteler programına Afyonlu söz yazarı Ömer Kalafat diye konuk oldu.

Ömer Kalafat’ın sözlerini yazdığı bestelenmiş şarkıları okundu.

Özellikle “Damlalar içinde deryayı bulduk” adlı hüzzam eseriyle başlayan program büyük bir beğeni almış.

Damlalar içinde deryayı bulduk isimi Hüzzam eserinin hikayesi anlattı.

Ömer Kalafat ile bitlikte programa Bestekar, Koro Şefi Suat Yıldırım, Güfte yazarı Sami Derintuna, TRT Radyo sanatçıları Alper Diler, Ali Osman Akkuş, Kenan Günel, Cemile Uncu, Meliha Yazıcı, Hilal Çelebi Ömer Kalafatın eserlerini seslendirdiler.

Ömer Kalafat Afyon’dan fazla bir isteği yok.

Biraz ilgi görmek ve eserlerinin kalıcı hale gelmesi için destek olunması gereken bir adam.

Spor için Afyon’da milyonların harcandığını düşünürsek Ömer Kalafat gibi şehrin önemli sanat adamlarının eserlerinin gelecek nesillere kalması içinde bir miktar kaynak ayrılsa fena mı olur? 

 

Temayül yoklaması vahisi

Bilindiği gibi AK Parti temayül yoklaması yaptı.

Belediye başkan adayları için.

Afyon Belediye Başkan adaylığı başta olmak üzere ilçe ve beldeler için temayül yoklaması yapıldı.

Yapılan yoklama zarfları bir tanesi bile açılmadan bir çantaya konuldu ve Ankara’ya götürüldü.

Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi Afyon’da böyle oldu.

Herkesin gözü o yoklama sonuçlarında.

Özellikle biz gazeteciler için ayrı bir önemi var.

Flaş flaş AK Parti temayül sonuçları ilk bizde.

İlk kez ben açıklıyorum.

Her gazeteci için böyle bir listeye ilk ulaşmak önemlidir.

 

Böyle olunca herkes bir zarf atıyor.

Sonuçları ben biliyorum.

İlk ben açıklayacağım ama zamanı var.

Bunu demek o kadar abes bir durum değil.

Ama bu açıklamanın üzerinden herkesin ayağa kalkıp açıklama yapması bana göre biraz garip.

Bakan, Milletvekili, İl Başkanı, İlçe Başkanı, Merkez İlçe, partililer herkes bir açıklama telaşında.

Aslında sistemin nasıl işlediğini bilenler yaşanan olayları gülerek izliyor.

Kuyuya atılan bir taş misali?

Biz gazetecilere zaman zaman vahi iner.    ODAK Gazetesi

Share
#

SENDE YORUM YAZ