logo

Deniz Baykal’a niçin “Domates” denilirdi

Deniz Baykal’ı tam 26 yıldır tanırım. İlk kez 1994 yılında yerel seçimler öncesi daha çömez bir gazeteciyken ilk röportajımı yapmıştım. Sonraki yıllarda Antalya’da ki evinden direk arayıp konuşan birkaç gazeteciden birisi oldum. Günlerce birlikte yolculuklar yaptık. Aynı sofradan yedik, aynı otobüslerde yolculuklar yaptık. Düğünde, bayramda, cenazede, seçimde, sayımda her daim birlikte gezdik. Antalyalı bir gazeteci olarak bunlar elbette normal. Ancak her gazete ve gazeteci gibi benimde Deniz Baykal hakkında bir gün yeri geldiğinde kullanacak özel bir çalışmam var. Elbette benim çalışmam öyle gizli falan değil. Tam tersi Deniz Baykal’ın bizzat kendi aile albümünden alınan resimler ve bir Baykal hikayesi. Bu hikayede bu güne Deniz Baykal hakkında hiç duyulmamış, hiç yayınlanmamış olaylara rastlayacaksınız. Kısmet Afyonkarahisar’aymış. Bu yazıda politika hiç yok. Ama benim yazdıklarım ve sadece afyonbasin.com’da okuyacaklarınız ilk kez yayınlanıyor. Tamamen A politik bir Deniz Baykal hikayesi, bir insan hikayesi bulacaksınız.

BAYKAL AİLESİ

Hüseyin Hilmi Bey, Kaş ilçesinde memurluk yaparken Finike’de yaşayan Feride Hanım’la 1925 yılında evlenir. Kızları Sevim 1930, oğulları Deniz ise 1938 yılında aileye katılır. Savaş yıllarının yokluğu ile birleşen aileler, cumhuriyetin kuruluş yıllarındaki zorlu dönemde eğitim ve iş şartları gereği dağılır. İlkokulu Kastomonu’da okuyan Sevim Hanım, kentte ortaokul eksiğinden dolayı Antalya’ya halasının yanına döner ve birkaç yıl sonra Baykal Ailesinin bu kuşağı Antalya’ya yerleşir.

Hüseyin Hilmi Bey, Antalya’da ki ilk yıllarında ordu için çeviriler yapar. Baykallar için hayatın vazgeçilmez  alışkanlığı radyodan “ajans” dinlemektir. Bir de Ankara Ulus ile İstanbul Cumhuriyet gazetelerinin hergün alınması ve o evin her bireyi tarafından okunması. Komşularla gazete değiş tokuşu da günlük hayatın vazgeçilmezleri arasındadır. Baykal Ailesi, belki de sonradan ortaya çıkacak yönlerinin o yıllardaki ilk ipuçları olsa gerek, Meclis bültenlerini daha dikkatli ve devamlı bir ilgiyle dinlemektedirler.

Sevim’in “ Sıla”  yılları

Sevim Hanım, 1950 yılında veteriner Ahmet Şevki Kansızlar ile evlenir. Baykal Ailesi’nin hasret yılları yeniden başlar; çünkü Ahmet Bey, görevinden dolayı Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde bulunmaktadır. Buna rağmen yılda bir kez memleketi Antalya’ya gelen Sevim Hanım, her gelişinde kenti farklı bulduğunu söylüyor.

Sevim Hanım, tüm misafirlere de ikram edilen, bakraçlarla taşınan “Hoşgeldin” anlamındaki tavuk çorbalarını her gelişinde içmiş. O yıllarda Kaleiçi’nde kapı önünden geçen arklara taş bendler yapılır, yönü bahçelere çevrilen sular, havuzlara günlük kullanım suyu olarak doldurulurmuş…

 Sevim Hanım, bir dönem sivrisinekleri yiyen kırmızı balıkların sıtmayla savaş ekiplerinin emriyle her havuzda zorunlu olarak kullanıldığını hatırlıyor. Bu sevimli ve süslü hayvanlarla birlikte sıtma mücadele ekipleri de, kimi zaman ev sahibinin onayını dahi almadan, sivrisinek yavrularını gördüğü havuzları hemen ilaçlayıp, Antalyalıları sivrisinek derdinden kurtarmışlar. Akşam gezmelerine katılan hanımların, Lara bandındaki son durakları ise boynuz ağacı olmuş. Zerdalilik’teki bahçeler, doğal bir hal ya da manav gibi koluna sepetini takan hemşehrilerin ihtiyacını karşılıyor. Bir de rezervasyonlu dolmuş seferleri var. Dost ziyaretlerine giden Antalyalılar, tanıdıkları ile haberleşiyor ve aralarından ilk dolmuşa binenler, sonradan binenlere yer ayırıyor.

Geleceğin “ Utangaç” politikacısı

Baykal Ailesinin ikinci çocuğu Deniz Antalya’da doğuyor. Çocukluğu da Antalya’da geçiyor.. Sonradan Cemal Tugayoğlu İlkokulu olan İstiklal İlkokulu’nun ve Antalya Lisesi’nin öğrencisi oluyor. Antalya’da öğrenci olup da “denize girmek” için dersleri kaytarmayan var mıdır, bilinmez. Nitekim, sıcak bir Mayıs gününde, aralarında Deniz Bey, sınıf başkanı Kadri Yakut ve Vural Savaş’ında bulunduğu bir grup öğrenci dersten kaçarlar. Bugünkü Talya Otel’den aşağı inilen koyda eşyalarını kayalıklara bırakıp, denize giren öğrenciler, Okul Müdürü Reşat Oğuz ve müstahdem Şükrü Efendi’ye yakalanır. Müdür Reşat Oğuz’u görünce oyuklara saklanan öğrenciler, bir bakarlar ki kayalıklara bıraktıkları eşyaları Şükrü Efendi bir çuvala doldurmuş götürüyor. Koca koyda kalan öğrenciler çareyi arkadaşları Cengiz’i ikna ederek “Adem” kılığında eve göndermek bulurlar.. İncir ağacından koparılan iki yaprakla “örtünen” Cengiz Bey, istemese de bu kılıkla yakındaki evine gidip, giyelebilecek ne bulduysa getirir…

Bu görev Deniz Bey’e verilseydi, her halde yapamazdı. Çünkü utangaç kişiliğiyle tanındığı için, en ufak bir terslikte hemen yüzünün kızarmasından ötürü de okul yıllarında “domates” lakabıyla anılırmış. Deniz Bey, bu tatlı anı da rol alan Okul Müdürü Reşat Oğuz’la bir dönem parlamento arkadaşı olurlar. Buna karşın iyi bir yüzücü olan Deniz Bey, bugün stadyum önündeki otopark yerinde Süleyman Erol hocanın yaptırdığı tenis kortunda tenis oynamış. Antalya’nın, batı kültürüyle tanışıklığının geçmişini de yansıtan bu anıların yanında, yine aynı yıllardaki okul arkadaşları Kadri Yakut, Noyan Engiay ve Edebiyat öğretmeni Ubeyd Bey’le, Atatürk’ün naaşının Anıtkabre taşındığı törene katılmaları hala belleklerinde.

Akçakoca sırları

Deniz Baykal’ın eşi Olcay Hanım’ya olan ilişkileri de çağdaş bir aile ve gençlik yaşamının anlamlı “sırlarını” taşıyor… Bu sırlardan en önemlisi uzun süre yakın arkadaşlardan bile saklanan “evlenme kararı” ortamı. Olcay Hanım ve Deniz Bey, Akçakoca’da bir tatil sırasında, Karadeniz’in dalgalı denizinde birlikte yüzerlerken evlenmeye karar veriyorlar. Evlenme dairesine başvuran çifte, nikah saati doğru bildirilmeyince, keyifli bir şekilde yüzerken, evlenme memurunun sahilden çağrısı üzerine ıslak ıslak nikah masasında soluğu alıyorlar. Nikah şahitleri de tanımadıkları diğer evlenme memurları oluyor..

Böylesi bin “yalnızlık” içindeki evlenme serüvenine rağmen, Baykallar aile buluşmalarına önem veren bir geleneği de sürdürüyorlar. Örneği, Şeker Bayramlarında ilk gün, Kurban Bayramlarında ise ikinci gün, baba ocağı olan Antalya’da mutlaka tüm aile bir araya geliyor. Deniz ve Olcay Baykal’ın oğulları Ataç Bey, Hacettepe Genel Cerrahi Bölümünde doçent, kızları Prof Aslı Hanım ise Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde akademik çalışmasını sürdürüyor. Deniz Bey ve Olcay Hanım’ın, Deniz, Mehmet ve Ali Can adlarında üç de torunları var. 

Share
#

SENDE YORUM YAZ