logo

Dedem görevi başında ölen ilk Başkan

selim karasekreter (7)

Bir Odak Gazetesi markası haline gelen Pazar Kahvaltıları’na katılan 30’uncu konuk MHP Bolvadin Belediye Başkan Aday Selim Karasekreter oldu. Dinar’ın ilk Mimarı, 1991-1994 tarihlerinde Bolvadin Belediye Başkanlığı yapmış. Kendisi gibi 131 yıl önce babasının dedesi Abdülkadir Ağa Karakatip iki dönem belediye başkanlığı yapmış. Bolvadin tarihinde görevi başında hayatını kaybeden ilk Belediye Başkanı da Karakatip Abdülkadir Ağa oluyor. Selim Karasekreter hayatıyla ilgili bilinmeyenleri, özel anıları, siyasi kariyerini ve Bolvadin ile ilgili düşüncelerini ODAK Gazetesi Yazarları Mehmet Emin Güzbey, Ertuğrul Sevim, Emre Çınar ve Ömer Mazi’ye anlattı.

 

Dakik olması ile bilinen Selim Karasekreter, Pazar günü saat 09.01’de gazetenin kapısından içeri girdi. Mehmet Emin Güzbey, Ertuğrul Sevim ve Ömer Mazi tarafından karşılanan Selim Karasekreter ile kısa bir sohbetten sonra Emre Çınar kapıda görünüyor. Çınar’ın mazereti trafik sıkışıklığı oldu. Ekip tamamlandıktan sonra kahvaltı masasına geçildi. Sohbet öncesinde elden ele dolaşan kahvaltı malzemelerinden herkes kendi tabağına istediklerinden alırken sohbet kaymak üzerine başladı.

 

Emre Çınar, “Yakında Afyon’da kaliteli kaymak kalmayacak. Kaliteli kaymak mandadan yapılır Afyon’da Manda kalmadı”

S. Karasekreter, Bakın size bir şey anlatayım. Ben bu tehlikeyi bundan 20 yıl önce gördüm. Biz o zamanlar Kaymak şenlikleri yapıyoruz. Olmayan, kaybolan bir şeyin şenliği olmaz. Ali Korkmaz benim arkadaşım. Onun kendi çiftliğinde mandaları var ve manda kaymağının devamını sağlamaya çalışıyor. Ama bunlar yetmez. Manda kendi doğal ortamında yetişmediği sürece, kendi doğal ortamında yemlenmedikten sonra etin ve sütün kalitesi olmaz. Oysa eskiden mandalar Eber gölüne gider gölün içinde sadece kafaları dışarıda kalırdı. Gölün çamurunda yaşar ve beslenirdi. Mandanın doğal ortamı orasıdır. Orada yemlenecek, orada yaşayacak. Siz bunu yapmaz mandayı çiftliklerde yetiştirmeye kalkarsanız o mandanın ne etinden nede sütünden istediğiniz kaliteyi alamazsınız. Çiftliklerde hazır yem verirseniz onun içinde sanayi yemleri var böyle başarıya ulaşamayız.

 

20 yıl önce Yurt dışından manda getirecektik  

Ne yapılması lazım. Manda yetiştiriciliği verimli olmaktan çıktı.

S. Karasekreter, Bir kere bizdeki mandalar zaten verimli mandalar değildi. Manda gölün içinde yatacak, ara sıra debelenecek, sadece başı kalacak suyun üstünde. Bakın o zaman siz manda kaymağının tadına. Buna rağmen bizdeki manda çeşidi uysal ve verimli değil. Ben 20 yıl önce bir araştırma yaptım. Daha verimli manda var mı? diye. Hem daha verimli hem de daha uysal manda türü Hindistan’da bulduk. Bolvadin de Mandacılığı geliştirmek ve teşvik etmek için bir çalışma başlattık. Bu günkü sorunu biz 20 yıl önce gördük ama mevzuata takıldık.

 

20 yıl önce siz belediye başkanısınız, belediye olarak mı böyle bir girişimde bulundunuz?  

S. Karasekreter, Biz 20 yıl önce bu işi gündeme getirdiğimizde şöyle yola çıktık. Bolvadin kaymak şenlikleri ile başladı her şey. Ama şenliğini yaptığınız şeyin ürünü yoksa bir anlamı olmaz. Bu mantıkla yola çıkarak mandacılığın önemli olduğunu düşündük ve desteklenmesi gerektiğine karar verdik. Eber gölü etrafında 25 bin dekar göl arazilerimiz var. Burada da belediyenin % 10 hissesi var. Burası kültür arazisi değil meraydı. Burada çok güzel göl otları yetişiyordu. Her mandacılık yapana ot vereceğiz dedik. O zaman Tarım Bakanı Necmettin Cevheri’ydi. Mandacılığın gelişmesi içinde yurt dışından manda getirmeye karar verdik. Belli bir aşama kadar getirdik ama o zamanki mevzuata göre dışarıdan böyle canlı hayvan getirmek imkansız ve bu proje kaldı.

 

Neden yurt dışından manda. Türkiye’de bulunan mandalar yetersiz mi? bizim mandaların üremesini sağlasak daha kolay olmaz mı?

S. Karasekreter, Bizdeki mandalar bir huysuz hayvanlar, iki eti ve sütü verimli değil. Nedim diye bir arkadaş vardı. Manda konusunda uzman ve Doçent bir arkadaştı. Onunla irtibata geçtik ve o bize dedi ki, “Hindistan mandası dünyanın en uysal ve dünyanın en iyi süt verimine sahip hayvanlar dedi. Biz bu nedenle Hindistan mandası getirmeye karar vermiştik. Benim Belediye Başkanlığı görevim bittikten sonra bu iş rafa kaldırıldı. Olmadı. Keşke olsaydı. Bugün kaymak konusunda bir endişemiz olmazdı.

 

Şimdi bu konu daha kolay. Yasal bir sorunda kalmadı. Belki de proje kaldığı yerden devam eder?

S. Karasekreter, Geçen hafta Ali Korkmaz’la beraberdik. Yine bu konu konuşuldu ve “O iş tamam yurt dışından manda getirmekte bir sorun kalmadı. Artık getirebiliriz” dedi. Bakalım kısmet yeniden bu işin üzerine düşmek 20 yıl sonra bana kısmet olacak galiba.

 

Dedesi Osmanlı belediye başkanı

Genelde ilk sorumuz olur ve Ertuğrul Sevim sorar. Yine o soruyu Ertuğrul’a bıraktık. “Başkanım bizim ilk sorumuz konuğumuz kimdir kendi ağzından anlatmasını istiyoruz” dedi. 

S. Karasekreter, Selim Karasekreter 1951 yılında Bolvadin’de dünyaya geldi. Bolvadin’in en eski mahallesinden biri olan Alaca mahallesinde doğdum. Şimdiki Alaca camisinin tam karşısında evimiz vardı. Bizim çok eski bir aile geçmişimiz var. Babamın dedesi padişahlık döneminde Karakatip Abdülkadir Ağa ilk 1882 yılında belediye başkanı seçilir. 1888 tarihinde de görev süresi bitiyor. Tam 6 yıl belediye başkanlığı yapıyor. Aradan 9 yıl geçtikten sonra dedem 1897 yılında ikinci kez belediye başkanı seçiliyor. Ancak bir yıl görev yaptıktan sonra hayatını kaybediyor. Bu olay Bolvadin Belediyesi’nde görevi başında ilk hayatını kaybeden Belediye Başkanı olarak kayıtlara geçiyor.

 

Belediye Başkanlığı size dededen miras kalmış galiba?  

S. Karasekreter, Biraz öyle ama aradan geçen 80 yılda bizden başka Belediye Başkanı yok. Dedemden sonra 80 yıl sonra ben Belediye Başkanı oldum. Bizim aslında lakabımız Karaktipler diye geçer. Ama soyadı kanunu çıktığında görevli memur Karakatip Arapça biz bunu sekreter yazalım derler Karakatip oluyor Karasekreter. Çocukluğumuzda Alaca mahallesinde çok güzel çocukluğumuz geçti. Şimdi o mahallede benimle birlikte çamurun içinde top oynayan çocukların birçoğu önemli görevlere geldiler. Çaputtan top yapardık. Top satın alamazdık. Sigara kutuları toplardık. Onların çok güzel kapakları olurdu. Onlara mal derdik. Yaka, Gelinicik sigaraları vardı. Onların kapaklarını keserdik. Mal derdik onlara dokuz tane taş düzerdik ve bez topumuzla onları yıkmaya çalışırdık. Kaybeden kazanana o sigara kapaklarından verirdi.

 

Kendi oyuncaklarınızı kendiniz yapardınız yani?

S. Karasekreter, O yıllar öyleydi. Paran olsa bile oyuncak alacak yer yoktu. Pancardan topaç yapardık. Topaç bulamazdık yoktu. Bir değneğin ucuna ip bağlardık ve pancardan topaç yapar onu çevirirdik. Telle kamışla arabalar yapardık. O zaman çocuk bahçesi falan yok tabi. Gümüş ağaların avlusu diye bir yer vardı. Çocukluğumuz, ilk ve ortaokul dönemimiz böyle geçti.

 

Ortaokuldan sonra ne yaptınız Bolvadin’de lise yok o tarihlerde?

S. Karasekreter, Evet Bolvadin’de lise yok. Ortaokuldan sonra Eskişehir Sanat Enstitüsüne gittim. 3 yıl torna tefsiye bölümüne gittim. 3 yılın sonunda Yıldız’a giderek Mimarlık okumaya başladım. O zaman Yıldız’ın adı Yıldız Yüksek Okuluydu. Sonra Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi oldu ve en sonunda Yıldız Üniversitesi oldu. Türkiye’nin 5 bin 277’nolu kayıtla Mimarlar odasına kayıt oldum. O zaman Mimarlık çok kıymetliydi. Bolvadin’de hiç yoktu, Afyon’da sadece birkaç arkadaşımız vardı. Okulu bitirdikten sonra memleketime geldim ve yıllardır da memleketimde hizmet veriyorum.

 

Siyah lastik ayakkabı giydim

Siz mimar olmanıza rağmen aynı zamanda çiftçi ve hayvancılıkla uğraşan çiftliği olan birisiniz. Çiftlik ve çiftçiliği seven bir kişisiniz?

S. Karasekreter, Ben çocukluğumdan beri hayatım çiftlikte geçti. Çiftlikle ilgili çok anılarım var. Benim için çiftlik hayatı bir yaşam biçimi. Ben bir apartman dairesinde kalmayı sevmem. İllaki ayağım toprağa değecek elimi uzattığımda ağaçlara dokuna bilmeliyim. Eskiden naylon ayakkabılar vardı. Ondan öncede lastik ayakkabılar vardı. Siyah lastik ayakkabı. Zengin fakir herkes onu giyerdi. Çiftlik yollarında arabaların geçtikleri yerlerde bir karış toz olurdu. O sırada bir araba geçti mi dakikalarca her yer toz olurdu. O tozdan yürüyeceksiniz. Naylon ayakkabı ile o toz yoldan yürümek imkansız. Güneşten o toz öyle bir sıcak olur ki sahildeki kum nasıl sıcak olur aynı öyle. Ya lastik ayakkabı ile ayağınız yana yana o tozdan yürüyeceksiniz. Ama o ayağınızı müthiş yakar. Ya da ayakkabıyı elinize alıp yolun kenarındaki otlak kısımdan yürüyeceksiniz. Orada da ayva dikeni vardı. Biz ayakkabıyı çıkartıp otluk yerden yürürdük. O ayva dikenleri ayağımıza bata bata giderdik. Ayağımıza batmasın diye seke seke giderdik.

 

Kaldığınız çiftlik sadece ise mi aitti. Kalabalık bir aile çiftliğimiydi?    

S. Karasekreter, Çiftlik amcamlarla bizim birlikte kaldığımız kalabalık bir çiftlikti. Amca çocuklarımla birlikte çiftlikte her işi yaptık. Koşum dedikleri bir şey vardı. Koyunları sağmak için çoban tarafından bütün koyunlar bir ipe sağlı sollu koşuma bağlanırlardı. Biz çocuklarda bu koşum sırasında koyunlar sağa sola hareket etmesin diye koyunları tutardık. Bu işlemde genelde ikindi vakti olurdu. Hepimiz yarış ederdik koşum sırasında evin gölgesinde kalmak için mücadele verirdik. Güneşte kalan yanardı. Şimdi her şey kolaylaştı. Eskiden düvenle saman yapardık, traktörün arkasına düvenler takıldı, sonra patozlar çıktı. Şimdi biçer överler şimdi hem kesiyor, hem balya yapıyor hem de araca yüklüyor. Her şey daha kolay.

 

Bezden top yapardık

Herkes evinden bez getirirdi. O zaman hiç kimsenin evinden top yapacak kadar bez çıkmazdı. Herkes evinden gider bez getirirdi. Kimi çocuk çorap getirirdi. Çorap çok önemliydi. Çorap geldi mi bezleri çorabın içine doldurur bağlardık. Oyun oynamak için topa ihtiyaç var, top yapmak içinde beze ihtiyaç var. Yollar çamur top bazen çamura düşerdi. Biz o çamura aldırmadan topu yakalamak için o ter temiz güzelim ceketlerimizi açıp topu yakalamaya çalışırdık. Oyunda asıl olan topu yakalamak. Çamuru falan düşündüğümüz mü var. Oyun bittikten sonra eve vardığımızda onun tantanası kopardı. Yolda 9 tane saksıyı üst üste koyarsınız. Belirli bir mesafeden topu atarsınız ve saksıları düşürmeye çalışırsınız. İki gurup halinde oynanır. Yakar top gibi, 9 saksı yıkıldıktan sonra kaçarsınız ve diğer ekip sizi topla vurmaya çalışıyor. Yanmamak için top çamurluda olsa tutmaya çalışırsınız.

 

Kaymakla et fiyatı aynıydı

Eskiden her evde kaymak yapılırdı. Her evin altında ya da avlusunda bir ahır vardı. Orada kaymak yapılırdı ve bunlar satılırdı. Ben bugün gibi hatırlıyorum bir kaymak bir kilo et fiyatına satılırdı. Kaymak evlerin tek geçim kaynağıydı. Şimdi o zamanki kaymağın en kötüsü, bu günkü kaymağın en iyisinden çok daha iyiydi. Develi köprüsünden geçerken her yer manda ile doluydu. Mandalar suların ve bataklıkların içinde sadece kafaları dışarıdaydı. O şekilde akşama kadar orada kalırlardı. Binlerce manda vardı. Ama işin asıl püf noktası bugün mandaların sadece Eber gölünde yayılımı değil. Mandalar bugün o eskin bulduğunu bulamıyor. Göl göl olmaktan çıktı. Manda diğer kültür ırkı hayvanlar gibi değil. Manda kesinlikle yem ayrımı yapmaz. Sazlıktan kamışı kesip getirin verin onu yer. Manda öyle bir hayvan genelde çiftliklerde artan yemi değerlendirmek için diğer hayvanlardan kalan yemi manda çöpüne kadar yer.

 

Afyon’un ilk teniz kortu bizim çiftlikteydi

Ben çiftlik hayatını çok seviyorum. Çocukluğumdan beri çiftlikte büyüdüğüm için oradan kopamıyorum. Kopamıyorum ama çiftliği de aynı zamanda yaşana bilir bir yer hali

Ne getirmek için çalışıyorum. Bundan 25 yıl kadar önce daha Belediye Başkanlığı öncesinde bizim çiftliğe standart ölçülerde bir tenis kortu yaptırdık. Afyon’a geldim. Bazı arkadaşlarla konuşuyoruz. Dediler ki biz tenis kulübü kuruyoruz. Benimde çok ilgimi çekti. Sanırım onlarda mimardı. Benim ilgi olduğumu görünce sen çok ilgilisin dedikler. Bende tabi ki benim çiftliğimde şu kadar yıldır tenis kortu var dedim. Çok şaşırdılar daha Afyon’da yokken bizim Bolvadin’de tenis kortu var. Adamlar çok şaşırdı ve gel sen bizim kulübün başkanı ol dediler. Ben tatile gittiğim yerlerde teniz dersi almıştım ve çok hoşuma gitti. Bende mimar olunca çiftliğe bir tenis kortu yaptık. Ben çocuklarla oynarım bazen gelen misafirlerde bize katılır.

Selim Karasekreter, konuşmanın bu bölümünde ceketini çıkartarak kollarını sıvamaya başladı. Mehmet Emin Güzbey, “Başkanım kolları Bolvadin için sıvamaya başladınız galiba” dedi. Karasekreter “Evet Bolvadin için sıvamaya başladım. Benim 20 yıl önceki yaptıklarımın yanına yanaşan olmadı. Kaldığımız yerden Bolvadin’i hak ettiği yere getirmek için projelerimiz hazırı” dedi.

ODAK Pazar Kahvaltıları

Share
#

SENDE YORUM YAZ