logo

izmir escort bursa escort izmir bayan escort istanbul escort antalya escort izmir escort bayan izmir escort bursa escort bursa escort kızlar istanbul escort bayan gaziantep escort istanbul escort istanbul escort kızlar

DAVANIN NİYETİ VE NİHAYETİ BELLİDİR

Adı Zarrab davası iken Zarrab’ın tanık/itirafçı olması ile Halkbank eski genel müdür yardımcısı Mehmet Hakan Atilla (ve dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti ve iktidarı) davasına dönüşen dava Zarrab’ın açıklamaları ile kamuoyunun her yerde konuştuğu gündem konusu haline geldi.

Sosyal Medyadan (Facebook’tan ) yapılan canlı yayınları baktığımızda Cüneyt Özdemir, VOA Haber, Zeynep Erkan Mahkemede olup bitenleri bize aktarmaya çalışıyorlar…

Mahkemeye katılan Türk gazetecilerin açıklamalarına göre Zarrab’da heyecan yok, suçluluk psikolojisi yok… Gayet sakin… Alabildiğine rahat…  Adeta bir görev ifa eder gibi…

Mahkeme ABD’nin İran’a koyduğu yaptırımların (ambargonun) delinmesi üzerine kurulu.

Naklen yayın gazetecilerin anlattıklarına bakarak söyleyecek olursak yaptırımları delen baş aktör tanık, rüşvet almayan hatta ambargodelicilere direnen Mehmet Hakan Atilla sanık durumda.

Zarrab’ın tanıklığında söyledikleri doğruysa ambargonun ihlalinden daha önemli olan Halk Bankasının üzerinden kurulan rüşvet çarkı. Ama o çarkın içinde yine Rıza Zarrab’ın anlattıklarına göre rüşvet almayan kişi yine Mehmet Hakan Atilla….

Daha ilk mahkemede vatandaşın dikkatini çeken; dönemin bazı bakanlarının bu çarkın içinde oldukları…

Ve telaffuz edilen rakamlar bir tek siyasetçiye tek başına yedirilmeyecek/bırakılamayacak kadar büyük rakamlar.

Adı geçen siyasiler Zafer Çağlayan ve Egemen Bağış şimdilik suskun… Davanın ilerleyen zamanlarında konuşurlar mı bunu da ilerleyen zamanlarda öğreneceğiz.

Tabi hükümet bu davaya kumpas olarak bakıyor, kumpas olarak değerlendiriyor. Çünkü delil olarak gösterilenler 17-25 Aralık döneminde basına belge-tape diye dağıtılanlardan başka bir şey değil…

Bu da gösteriyor ki o belge-tape diye gösterilenler ile ilgili derinlemesine incelemeler yapılsa, FETÖ tuzağından ve elemanlarından arındırılmış Türk Mahkemelerinde davalar açılsa, uluslar arası tarafsızlığını kanıtlamış kurumlarda, kuruluşlarda o tapeler inceletilip raporlarlaştırılmış olsaydı bu dava dünyanın gözü önünde gerçekten fos bir dava veya kumpas davası olarak değerlendirilirdi…

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu dava ile ilgili olarak “İran ile ticari ve enerji ilişkimiz var. Ambargoyu biz ihlal etmedik. Davadan ne çıkarsa çıksın biz doğru olanı yaptık. Biz ABD’ye böyle bir taahhütte bulunmadık. Dünya ABD’den ibaret değil. Bizim İran ile ticari ve enerji konularına ilişkimiz var” dedi.

Yani ABD böyle bir yaptırım kararı almışsa bile biz kimseye böyle bir söz vermedik. Bununla beraber ABD’nin aldığı kararlara da aykırı hareket etmedik diyor.

Bu dava milli bir dava değil.  Hükümete yani Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a ve iktidara karşı ‘düzenlenen’ aleni siyasi bir dava. Hatta operasyon.

Katar’ın, Suudi Arabistan şeyhlerinin/krallarının malvarlığına  silah satma ayağına çöken, Irak’ın Libya’nın petrollerine ‘size demokrasi getiriyoruz’ edaları ile çöken ABD, bu mahkeme sonunda aklınca (tahminen) BM’i de işin içine katarak  kararları ile Türkiye’ye ceza kestirip  hükümetle hesaplaşmayı planlıyor.

Rıza Zarrap rüşvet çarkını anlatıyor… Çarkın içinde Türkiye var, İran var, Çin var, Hindistan var, Dubai var… Belki daha başka ülkelerde var.  Salonda ise sanık sandalyesinde sadece Türkiyeli bir bürokrat var…

Bu bürokrat rüşvet almamış, hatta yapılanların hukuka/kurallara uygun olmadığını bizzat söylemiş biri… Bunları da benim işimi zorlaştırdı, yokuşa sürdü, rüşvet istemedi diye yine Sarraf söylüyor…

O bürokratın oturduğu sanık sandalyelerinin yanı başında rüşvet çarkı içinde adı geçen Çin niye yok… Niye İran yok… Niye Dubai yok?

Taraflı tarafsız canlı yayın yapan gazetecilerin anlattıklarına baktıklarımızda ABD derin zihniyeti  cumhurbaşkanından bakanlara, bürokratlara kadar bazı kişilerin adını mahkeme tutanaklarına, yani ileride kullanılmak üzere kayıtlara geçirtiyor.

Yarın hükümetten bir şeyler isteyecek, istekleri yerine gelmezse cumhurbaşkanından başbakana, bürokratlarına, bakanlarına kadar iktidarın önde gelenlerine kırmızı bülten çıkarttıracak ve Türkiye içine hapsedecek…

Kaddafi’ye de aynısını yapılmadı mı?

Saddam’a da aynısını yapılmadı mı?

Açıkçası davanın niyeti ve nihayeti bellidir…

Lakin iktidar da ben nerde hata yaptım diye kendini sorgulamalı…  Sayın Cumhurbaşkanını ve dolayısıyla iktidar da “Ben BOP’un eşbaşkanıyım dediği günden itibaren, FETÖ’nün devlet kurumlarına sızmasına kadar, Saddam’ın Kaddafi’nin asılmasında, Suriye’nin karışmasına, adı yolsuzlukla anılan bakanların TBMM’de aklanmasına kadar birçok konuda ben/biz nerde hata yaptık, nasıl bu hataları yaptık”  diye kendini sorgulaması gerekir.

İnanın köyde kentte, kahvede, sokakta her yerde vatandaşın kafası ve vicdanı hiç rahat değil.

Eğer zihinler ve vicdanlar bu kadar bölünmeseydi, insanların inançları ve aidiyetleri üzerinden yıpratıcı siyasetler yapılmasaydı, vatandaş keskin çizgilerle birbirine ötekileştirilmeseydi bu dava milli bir dava olurdu…

İşte Milliyetçiliği ayaklar altına aldığınızda milliyetçileri de millicileri de yanınızda bulmak zor oluyor.

Allah ülkemizin yardımcısı olsun.

Her şeye rağmen bu millet azizdir ve haksızlık had safhaya varınca zalime de zulmüne de dur demesini bilir.

Share
#

SENDE YORUM YAZ

kastamonu escort , eskişehir escort , mardin escort , diyarbakır escort , türk porno , adana escort , adana escort bayan , porno izle , mersin escort , escort adana , adult forum , istanbul escort , hatay escort , beylikdüzü escort , bodrum escort , eskisehir escort , porno indir , escort bayan , seks hikaye ,