logo

Çektiğim acılar beni kamçılıyor

lokman ekici1 (2)

Bir zamanlar Bozhüyük’ün en fakir ailesi olarak sığır Çobanlığı yapan Lokman Ekici’nin çarpıcı hayat hikayesi ilginç detaylarla devam ediyor. İzmir’e göçmek zorunda kalan ailesi ile kamyon kasasında giderken gözyaşları içinde bir dua etti. “Allah’ım bana buraya geri dönmeyi ve muhtar yapmayı nasip et” diye. Muhtar olamadı ama Belediye Başkanı oldu. Lokman Ekici hayatıyla ilgili özel anıları Pazar Kahvaltıları’nda Mehmet Emin Güzbey, Ertuğrul Sevim, Emre Çınar ve Ömer Mazi’ye anlattı.  

Sizin bölgenizde cemaatin ne kadar yeri var?

Yüzde 15 filan. Örneğin İdris Başkanım hizmetten birisi. Bana en dürüst üç kişi getir deseler tek getireceğim kişi odur. Yani üsttekiler gibi değil alttakiler. Sivas’ta bir ara Alevi vatandaşlara karşı bir isyan hareketine girmeye kalktılar. O zaman bir Amerika’n gazetesinden alıntı yapılmış. Başlık şu; Türkiye’deki radikal İslamcılarla laik İslamcılar arasında çatışma sinyalleri var. Alevi vatandaşlarımızın 12 Eylül öncesinden bir gurup alalım bir de 12 Eylül’den sonra bir gurup alalım.

12 Eylül öncesi ve sonrası ne değişti?

Burada bir farklılık var. Aziz Nesin’den sonra yetişen Alevi nesile sen İslamsın, senin kitabın Kur’an, senin peygamberin Muhammet Aleyhisselam dediğin zaman o size farklı gözle bakacaktır. Ama diğeri biz de bunları biliyoruz, biz de bunlara inanıyoruz. Ama biz Ali’yi seviyoruz diyecektir. Bir Amerikan gazetesi Türkiye’deki Alevileri ve diğerlerini bu şekilde tarif ederken ODAK Gazetesi cemaat içersindeki Müslümanlarla Sünni Müslümanları mı farklı görecek? Bu Müslümanları neden çatışmalı olarak görüyor? ODAK Gazetesi de radikal Müslümanlarla normal Müslümanlar çatışıyor diyebilir mi?

                        

Dışarıdan müdahale olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Ben dışarıdan müdahaleden ziyade şu soruyu sorayım size. Amerika bir karar alsa ve dese ki dünyadaki bütün bu okulları kapatacağım, kapatılmayanlarla mücadele edeceğim dese, sizce hangi devlet ben kapatmıyorum diyebilir Amerika’ya?

 

İnşaat işçiliği yaptık

Okul ve askerlikten sonra ne iş yapmaya başladınız?

Askerliğimi Manisa’da yaptım. Askerden geldim. Oradan geldiğimde hayatımda ilk defa iki ay maaşlı çalıştım. Ben hayatımda hiç maaşla çalışmadım. Belediye Başkanlığı hariç tabi ki. Hep taşeronluk yaptım. 1989 yılında okuldan çıkınca İstanbul’da bir inşaata gittim. İnşaat ameleliği yaptım. Orada Doğulu bir arkadaş vardı. Saz çalıyordu. Ona merak saldım. Saz çaldım. Hoşuma gitti. Hatta Abdülcebbar diye bir ismin parçasını öğretmişti. İki ay çalıştım bu iş yerinde. Sonra bu saz çalan arkadaş iki ay sonra kayboldu. Şantiyenin şefi vardı. Usta nerde diye sordu. Bilmiyorum dedim, maaşımı da alamadım. Sen bu işi biliyorsun, 130 tane daire var. Sen bu kırılmış, eski püskü fayansları al da bunların tamirlerini yap dedi. Eski ucuz bir kooperatif.

 

İstanbul’dan Afyon’a döndünüz. Neden İstanbul’da devam etmediniz?

Ben İstanbul’da yaklaşık bir sene inşaatta çalıştım. Askerden önce nişanlılık geçti başımdan. Sonra askere gittim. Manisa Batı Kışla vardır. Ben tırnaklarım battığı için bot giyemiyorum. Terlik istirahatlıyım. Kimseye görünmeyelim diye çalıların altına gidiyoruz. Gittik. Çamların altında biz yatıyoruz. İkinci taburda da bir yüzbaşı varmış öyle bir anlatıyorlar ki insanın aklı çıkıyor. Biz yatarken yüzbaşı geliyor. Herkes kaçtı, ben terlik istirahatlıyım, kaçamadım. Beni mutlaka yakalayıp dövecek. Ne yapayım diye düşündüm. Ben de ona doğru yürüdüm. Yolda yürürken selamlaştık. Geçtik. O geçtikten sonra ben devam ettim, ikinci tabura kadar devam ettim çok fena bir adamdı. Bakın onun bir olayını anlatayım. Köpekler vardı, bağlamışlar. Köpek kulübeleri minareli, kubbeli, camiyi andırıyordu. Ben buna şahidim! Manisa Batı Kışla yıl 1992.

 

Yusuf hoca hayatımızı değiştirdi

Afyon’da ne iş yaptınız?   

Askerlik bittikten sonra Afyon’a geldim. Afyon’da tekrar bu mermer fayans işine devam ettim. Fayans işinde uzun süre çalıştık. Kardeşlerimle ortaktık. Bir kurban bayramında Sahipata’da çalışıyoruz. Oradan bayram için köye gidecektik. Giderken Sahipata Okulu’nun müdürü bizim Bozüyüklü Yusuf Hoca. Dedi siz fayans işi yapıyorsunuz. Bizim şantiye şefi fayansçı arıyor. Tanıştık. Konuştuk. Bir okul vardı. Buranın fayans işlerini yapar mısınız? dedi. Yaparız dedik. Kaça yaparsınız dedi. Fiyatını bilmiyoruz. Siz kaça yapıyorsunuz dedi. Metresini yirmiye yapıyoruz. Bunu ucuza yapmanız lazım, küçük dedi. Kaça yapalım dedim. On sekize yapın dedi. Tamam dedik. Hemen Dinar’a gittik. Orada müteahhit geldi. Lokman Usta buyur dedi.  Sen bu dört katlı okulu kaç kişi yapacaksın dedi. Altmış tane sıvacı var orada çalışıyorlar. Bunlar bana yol verdikçe ben yapacağım bu işi dedim. Ekibin nerede? Gelecek ekip dedim ama ortada ekip falan yok.

Ekip yok ama kardeşlerini var kaç kardeş bu işi yapıyorsunuz?

Üç kişiyiz, üç kardeş. Allah’tan sıvacılar hızlı ilerleyemediler. Biz işe girdik. Hesabını yaptık. Günlük bir ustanın elinden 20 ton malzeme geçiyordu. Allah bize, yürü ya kulum dedi. Biz de yürüdük. Akşam olunca belimiz eğilirdi 20 tonu taşımaktan. Biz o dönemde doları bilmiyoruz. Mark alıp veriyoruz. Tansu Çiller de bir takla attırdı. Benim için hazine buldu derler.

Ne hazinesi buldun mu gerçekten?

Dedemin altınlarını buldu diye söylüyorlar. Ben dedemin bir evini yıktım. Oradaki kazancımızla mark alıyoruz. Çiller’de takla attırdı. Aldığım markı yazıyorum. En son aldığım markı 4 bin sekiz yüz liraya almışım. 1994 yılıydı. 1995 yılında da bir tane traktör aldım. Traktörümün de acı bir hatırası var. 28 bin dört yüze galericiye vereyim dedim. Ya başkanım git bozdur, uymuyor dedi. Oradan 28 bin dört yüz liraya baktık. Biz çarşıya çıkana kadar 24 bin sekiz yüz lira olmuş. Bozdurduk ve ödedik. Ben alın teriyle aldığım marktan bunu kazandıysam o büyük ağalar kim bilir neler yaptılar oralarda. Ondan dolayı belki istemiyorlar bu istikrarı.

                                                                                         

Yeni yapılan yolsuzluk hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ben bu dünyada parayı ayakkabı kutusuna koyacak kadar aptal tanımıyorum. Para dediğin ya bavula girer ya çuvala girer. Ayakkabı kutusuna girmez.  Bu arada unuttuğum bir şey var. Biz bir ara İzmir’e göç ettik. Babamın hastalıktan sonra ettiği dua vardı ya sığır gütmek için dileği. O zaman 15-16 yaşlarındaydım. Köydeyiz. Biz çobanlık yapıyoruz. Ama çobanlık karşılığında para veren yok. Biz işimiz karşılığında teneke teneke buğday alıyoruz. 150 tane buzağı katılıyor bir buçuk demir yani teneke ölçekle buğday veriliyor. O buğday da 225-250 teneke ediyor. Bunun bir kısmıyla yıllık un ve bulgur ihtiyacını ayırdıktan sonra geri kalanını satıp paraya çeviriyoruz.

Çobanlık dışında bir işimiz yoktu

Bunu dışında bir işiniz ve kazancınız yok?

Başka kazanç yok. Biz buzağı tuttuk. Babamın zamanında dövdüğü adamlar hıncını aldılar. 36 tane buzağıya kattılar. Bir buçuk demirden elli küsür demir buğday aldık biz. O yılki buğday ihtiyacımızı da karşılamadı. Biz Nisan’da başlayıp kasıma kadar hayvanları güttük. Babam sabredeceğiz ben dua ettim. Allah kabul etti dedi. Baba dedim inşallah öbür duan kabul olmamıştır. Sığır güdeceğiz. 700-800 tane sığır az değil. Ertesi sene yine iş yok. Babam gitmiş, demiş ben sığır güdeyim. Vermemişler babama. Başka birine verdiler. Üç gün de o güttü. O da bıraktı. Başkasına verdiler, o da bıraktı. Evde oturuyorduk, bunları konuşuyorduk. Babam güldü. Baba ne oldu dedim. Oğlum ben o duaları ederken ağlayarak yaptım. Allah benim duamı kabul edecek, sığırı bize verecekler dedi. Babama sığır verdiler. Bir yıl sığır güttük. Sığır güdüyorsun, evlenme zamanı geldi. Benden küçük kardeşler var. Sığır çobanına kim kız verir köyde?

Köyde sizden daha fakiri yok mu?

En fakir en çaresiz insanlardır sığır güden insanlar. Ne yapalım dedik. İzmir’de dayılarım var. Annem haricinde tüm kardeşleri İzmir’de. Dediler gelin burada işe girin. Göçü sardık. Bir Ford kamyona. Tavuklarımız vardı. Annem evdeki buğdayı süpürüyor. Hayvanlar aç durmasın diye hayvanlara atıyor. Kamyon üzerine bir kafes yapıp koyduk. Annem dedi ki orada bir tavuk var follukta. O aç dedi. Onu da doyurun. Arabaya attığımız buğdaylar ilaçlıymış. O tavuk hariç diğerlerinin hepsi öldü. İzmir’e varınca onların hepsini attık. 40 tavuk telef oldu. Canımız gitti. Fakir adam için 40 tavuk büyük bir servet.

Kamyona bindiniz ve Bozhüyük arkanızda kalıyor. Yıllarca yaşadığınız yer her saniye gözden kayboluyor. Nasıl bir duygu bu?

Çok büyük acı. Kamyonun üzerinde Bozüyük’ten sallanıyoruz Afyon’a doğru. Ben 18-19 yaşlarındaydım. İçim öyle dolmuştu ki, ağladım. O gün bir dua ettim. Babam dedi ki oğlum senin bu duan kabul olacak. Çünkü ben ağlayarak dua ettim. Benimkisi kabul oldu. Seninki de kabul olacak dedi. O duam şuydu, Allah’ım bana bu köye dönmeyi nasip et. Buraya muhtar et beni dedim. İyisinden bir traktör, iyisinden bir ev ve iyisinden bir araba nasip et bana dedim. Bir insanın memleketini terk etmesi çok zor. Hele de bunu mecburen yapıyorsa. Bu çok acıydı.

Bilirim bende yaşadım o anları. Bende 17 yaşında arkamda doğduğum yerleri, anılarımı, arkadaşlarımı bıraktım. Ne kadar kaldınız İzmir’de? 

8 ay durduk. 8 ayın sonunda İzmir’de yapamayacağımızı anladık. Okullar açıldığında ordaydık. Okullar kapandıktan sonra göçü tekrar sardık. Kendi evimize geri geldik. İzmir sıcak yer. Eve kendimizi attık. 8 Nisan sabah pencereyi bir açtık, kar yağmış Afyon’a.

Muhtar olmadım ama belediye başkanı oldum  

Biz muhtar olalım diye dua ettik ama Allah bize Belediye Başkanlığını nasip etti. Kasaba belediyelik oldu. En yeni traktörlerden aldık. En iyi yerden ev aldık. Şu anda İhsaniye bölgesinde aşağı yukarı 3-5 tane jip vardır. Bir tanesi bende. Rabbim o duamı kabul etti. O günlerdeki çektiğim acıların bugün ben kamçılayan şeyler olduğuna inanıyorum. O gün zordu, o gün acıydı. Ama bugün gerçekten çok güzel şeylermiş. İstanbul’da başlayan fayans işçiliği Afyon’da devam etti. Biz işi büyüttük. Ankara’ya, Kütahya’ya gittik. Resmi daireler yaptık. Cebimiz para gördü. Ama bir kişinin bir günde yaptığı işi biz sabaha kadar yapıyorduk. Yokluk nedir bildiğimiz için bir meslek sahibi olmuşuz, para kazanmaya başlamışız yılların acısını çıkartırcasına tek gün ara vermeden çalışıyoruz.

 

İşten siyasete zaman yoktu

İnşaat işleri yapıyoruz. Öyle bir çalışıyoruz ki siyasete ayıracak zamanımız yok. İstanbul’da siyasette girip çıktığımızı biliyorlar. Partiye üye olduk. Refah Partisi döneminde yönetime falan yazıldık. Çok aktif bir siyasette bulunmadık. Bizim için önce iş ve kendimizi kurtarma çabası. İşlerde iyi olunca soluk bile almadan çalışıyoruz. 1999’da Belediye Başkanlığı seçimleri var. O zamanda köy belde oldu ilk başkanlık seçimleri. Aday oldum. Aday olduğumda bir arkadaş daha aday oldu. Bana vermediler adaylığı. İbrahim başkanımın Belediye Başkan adayı olduğu yıl. O dönemde bana haksızlık yapmışlardı. Benim hakkım ve benim aday olmam gerekiyordu. Ben bu olaya çok içerledim. Ben de gittim market açtım Bozüyük’te. O gün dedim ki bir dahaki yıl ben Belediye Başkanıyım dedim. Partimiz kapatıldı.

İlginç tesadüf

Fazilet Partisi kapatıldı. Arkasından AK Parti kuruldu. Engin Aktürk Hocayla karşılaştık. Biraz sohbet ettikten sonra partiden birçok kişi AK Parti’ye gitti diyor onlara kızıyor. Bizimde tabi geçmişimiz önümüzde. O güne kadar da hiçbir şekilde aramadılar, sormadılar. Orada önümüzde bir beyaz Doğan var. Bir de siyah Doğan var. Tabi büyüğümüz. Büyüğe saygısızlık yapmak olmaz. Başladı saydırmaya. AK Parti’de ne kadar hırsız, ne kadar avukat varsa hepsi gittiler onlar bunu kurdular. Bizim davamıza nankörlük ettiler gibi yarım saat bu çeşit sözlerde bulundu. Senin kararın ne dedi. Hocam biz AK Parti’ye katıldık demek ayıbımıza gitti. Önümüzdeki beyaz arabayı göstererek hocam biz AK tarafta kaldık dedim. Biz de kara tarafta kaldık dedi. Çekti gitti. O dönemde Saadet kurulmuştu. Öyle bir geçişimiz oldu. Başbakana da İstanbul’dan beri bir saygımız vardı. Güvenim de vardı. Liderimdi. O yüzden bu yolu seçtim.

Bu konuşmadan sadece 5 dakika sonra Odak gazetesinin kapsından Engin Aktürk girdi. İki eski dost bir birine sarılıp kısa bir sohbet ettiler. ODAK Pazar Kahvaltıları

Share
#

SENDE YORUM YAZ