logo

BU KENTİN AĞALARI, EŞRAFI, AMELELERİ

Metin Uzun, hatırladığım kadarı ile 20 – 22 sene önce Milli eğitim bakanlığında özel eğitim daire başkanı veya o başkanlıkta etkin-yetkin birisi idi.

O’nunla tesadüfen Mersin’de bir seminer de tanışmıştım…

Metin Bey o yıllarda bir dönemin Enderun’u yerine geçebilecek “Bilim Sanat Merkezlerini” oluşturmaya çalışıyordu.

O dönemde Mersinde üç beş Bilim Sanat Merkezi’nin yöneticisi ve öğretmenleri ile Mersin’de Hizmetiçi Eğitim Merkezi’nde bir seminer düzenlemişti.

Bense o hizmet içi Eğitim merkezinde Afyon Halk Eğitim Başkanı ve RAM’lardan sorumlu şube müdürü olarak bulunuyor ve Halk eğitim merkezimizi o dönemde popüler olan ve adeta fabrika gibi çalışan Mersin Halk Eğitim Merkezi/İskilip Halk Merkezi Gibi merkezlerle ‘aklımca’ eş değer hale getirmeye çalışıyordum.

Allah için, Sezar’ın hakkı Sezar’a:  O zamanki Milli Eğitim Müdürümüz Metin Topkaraoğlu da şube müdürü olarak benden pek hoşlanmasa da bu tür atak davranışlarıma destek veriyordu.

Neyse.

Mersin’de olduğumuz o süreçte gök patladı, yer delindi.

Korkunç bir yağmur oldu.

Ve biz Mersin Hizmet İçi Eğitim Merkezi’nden dışarıya çıkamadık.

O zaman ki RAM Başkanımız Nuri Bey ile biz (Halk eğitimciler) Bakanlığın Metin Uzun Başkanlığında düzenlediği toplantıya mecburen vakit geçsin diye katıldık.

Metin Bey’in o seminerde söylediklerini mantığım aldı.

Seminer bittikten sonra da galiba biraz ukalaca kendimi tanıttıktan sonra sanki o daire başkanı/

temsilcisi değilmiş de benmişim gibi “Hocam sizinle akşamleyin bir ara görüşelim demişim”…

Anlaşılan o da samimiyetimi vermişti ki hay hay hocam, sürede sınır yok, ne kadar isterseniz görüşelim demişti.

Çünkü o da bir ideale koşturuyordu…

Özel eğitim bize uzak konuydu… Ama Başkanımız Nuri bey o katıldığımız toplantının haricinde Bilim Sanat Merkezlerini o zaman Mersin gümrük bölgesine yaptığımız ziyaret sürecinde iyice anlatmıştı…

Gece Metin beyle 21:00 sularında buluştuk. Ve ramazan ayındaydık.

Metin beyle iftara kadar aralıksız konuştuk.

Ve sonuçta “Ben Bu Bilim Sanat Merkezi’ni Afyonkarahisar’a kurarım, siz bana yardımcı olun dedim…

Metin Uzun “Biz bakanlıkta Özel Eğitim Daire Başkanlığı olarak elimizden geleni yaparız ama siz eğer Afyon’da bu merkezi açacaksanız önce ‘kentin ağalarını/eşrafını’ ikna etmeniz, desteğini almanız gerekir” demişti.

Abim dolayısıyla Yusuf Özer’in fazla tanımasa da bir sempatisi vardı bana.

Ünal Çakar bir randevu ayarladı, Yusuf Amcam ile bu meseleyi konuştuk.

Yusuf Amcam dobra adamdı. Açık sözlüydü. Kendini bilen biriydi.  Oğlum ben bu memleketin gözünde zenginim, ağayım, deliyim, doluyum… Eşraf olmak başka bir şey, sen Hancıoğlu ile (Mehmet Sami Hancıoğlu) konuş, bana ne düşüyorsa söyleyin, ben zaten yaparım demişti.

İlginçtir aynı şeyi ağız birliği yapmış gibi İsmet Abi (İsmet Oruç) da söylemişti…  Cevabı sen O’nunla konuş, bize düşen neyse biz zaten yaparız olmuştu. Ve cevabı aşırma değil, samimi bir cevaptı.

O yıllarda Kültür Müdürü Muzaffer Abi (Muzaffer Uyan)  AKÜ’ye geçmişti.

Bilim Sanat Merkezlerini O’na anlatıp Emrivaki yapar gibi  “Eşrafı” toplamamız gerekir demiştim.

O da gülerek tamam Mehmet Abiden başlayarak eşrafı toplarız, sen de onları daha detaylı bilgilendirecek şekilde hazırlan demişti.

Neticede Muzaffer Abi eşrafı yanyana getirdi.

Ben onlara  Bilim Sanat Merkezlerini anlattım.

Mehmet Sami Hancıoğlu büyük bir ciddiyetle saatlerce anlattıklarımı dinledi.

Sorular sordu, ben cevapladım.

Ve Mehmet Abi; “Tamam… Biz bu merkezi basına yansıtmayalım… Hiç adını anmayalım… Bu proje günümüzün Enderun projesi. Böyle üstün zekalı çocuklarımızdan kimsenin haberi olmasın.Maksadının dışında kullanmak isteyen art düşünceliler olabilir. Biz çocuklarımızı muhbirlemiş olmayalım. Sen bu merkezi kur. Biz de elden geleni fazlasıyla yaparız” dedi.

NETİCE 1:

Rahmetli Yusuf Özer bu kentin bilinen son ağasıydı…

Ve iki gün önce kaybettiğimiz Mehmet Sami Hancıoğlu da bu kentin son reddedilmeyen ve her kesim üzerinde özgül ağırlığı olan son eşrafıydı…

Ve bu adları  o unvanları onlara ben değil Devlet koymuştu…

Yani isimlerini/unvanlarını devletten almışlardı…

NETİCE 2:

Bu kentin son ağası Yusuf ağa idi…

Son eşraf’ı ise Mehmet Sami Hancı oğlu…

Ve Mehmet abi ile toplantılara katılan, gerçekten adını ön plana çıkarmayıp bu kent için bir şeyler yapmak isteyen öyle eşraftan kişilerimiz var ki biz onlara bakıyor, onlarla konuşuyor, ama görmüyoruz…

Mesela mı…?

Mesela Mustafa Özer…

Mesela Kadir Altınkaya…

Gerisi de var…

Ama onlar görünmemek için özel gayret sarf ediyorlar.

Bu durumda onları bulmak da Afyon için ‘ihlas içinde’ güzel şeyler düşünenlere kalıyor.

NETİCE 3:

Bu memleketin ağalarından eşrafından sonra bir de gönüllü ameleleri vardır…

Afyonkarahisar için onları mayınlı alanlar dahil hayatın her alanına gönüllü sürersiniz…

Mesela mı?

Mesela Halil Ürün gibi…

Mesela Mahmut Emin Birliktir gibi…

Ama bu amelelerin hep önü kesilir…

Neden mi?

Çünkü onlar …………………………………………….

NETİCE 4:

Bu memlekette kendini ağa, eşraf, bey zanneden öyle kimlikler oluştu ki, ceplerinden parasını alsanız hiç bir şeyler.

Ve bunlar her geçen çoğalıyorlar…

NETİCE 5:

Bu yazı vesilesi ile Son ağa Rahmetli Yusuf Özer’e, son eşraf Mehmet Sami Hancıoğlu’na bir kez daha rahmet diliyorum…

Kendilerini kenara çeken gizli “amelelere, ağalara ve eşrafa buyurun meydana çıkın yoksa meydanı boş bıraktıkça memlekete zarar vermek üzeresiniz “ diyorum….

Share
#

SENDE YORUM YAZ

türk porno porno izle mersin escort adana escort adult forum istanbul escort hatay escort bayan escort bodrum escort eskisehir escort porno indir escort istanbul

izmir escort bursa escort izmir bayan escort istanbul escort antalya escort izmir escort bayan izmir escort bursa escort bursa escort kızlar istanbul escort bayan gaziantep escort istanbul escort istanbul escort kızlar