logo

Böyle olduğunu bilsem girmezdim

mevlüt çınar odak (3)

AK Parti Çay Belediye Başkan adayı Mevlüt Çınar, ODAK Pazar Kahvaltıları’nda, aday adaylığı sürecinde insanların gerçek yüzlerini gördüğünü ve kendisinin arenaya atılmış kurbanlık gibi hissettiğini söyledi. Çınar Mehmer Emin Güzbey, Emre Çınar ve Ömer Mazi’ye özel hayatı ve siyaset yolculuğunu anlattı.

Bir çocuğunuz Danimarka’da diğerleri İstanbul’da siz eşinizle baş başa kalmışsınız? Oğlum Muhammet evlilik nedeniyle yurt dışına gitti. Emirdağ’da tanışmışlar kısmetleri öyleymiş. Bir arkadaşım vardı Selam okullarının müdürü. Oğlumu kendine yakın bulduğu ve yardımcı olması nedeniyle Danimarka’ya götürdü. Onlardan iki torunum var. Biz temiz ve birbirine bağlı bir aileyiz. Eşim çok cefakar bir ev hanımı. Biz hep dışarıda olduğumuz için çocuklarımın hepsinin bakımı, terbiyesi ve eğitimi eşime ait. Biz helal rızık getirme derdindeydik. Çocuklarımın 4’ü İstanbul’da aslında bizimde İstanbul’da olmamız gerek sürekli gel diyorlar ama Belediye Başkan adaylığı işi o planlarımızı ertelememize neden oldu.

Kalabalık ve köyde varlıklı sayılacak bir ailede yaşamışsınız. Çocukluğunuzda nasıl bir evde kalıyordunuz. Ataerkil bir ailemi yoksa kendinize ait bir ev mi vardı?               

Dedemin de benim gibi 5 çocuğu vardı. İki halam vardı 2 de amcam vardı. Halamlar evlendikleri için başka evdeler di ama geri kalanlar babam ve 2 amcamlar dedemin evinde kalırlardı. Biz dedemle birlikte kalırdık ama amcamlar aynı binanın yan odalarında karlılardı. Babam evin ekonomisinden, planlanmasına tüm işlerin merkezinde olan biriydi. Bizim ev okul, cami, oda bizim ev. Merkezi sistem gibi bir şeydi. Bir misafir gelse 7 evden yemek gelirdi. Sülalemize de Hacıosmanoğlu derlerdi. Devederesi’ne vardıktan sonra Hacıosmanoğlu’na var aç ve açıkta kalmazsın derlerdi. Eskiden at satıcıları gelirdi. 25 at kalacak bir yerimiz vardı. Gelen konuğa olduğu kadar atlara da samanı verilirdi.

 

Köy odası nasıl bir yerdi. Misafir geldi. Kim ilgilenirdi. Sizin rolünüz neydi?     

Bizim kaldığımız evin hemen yanında bitişik bir yer. Kalabalık misafirler ve dışarıdan gelen insanların kaldığı bir oda. Yemek yenir, sohbet edilir ve daha sonrada gelen konuk orada kalır. Oranın bir hiyerarşik bir düzeni var tabiî ki. Misafir en başta dedem en başta onun yanında babam, amcamlar ve sonra biz kapının yanında diz çöküp beklerdik. Babamın bir işaret etmesi ile patırt diye fırlardık ekmekse ekmek, suysa su alıp gelirdik. Amca çocukları ve komşu çocukları da olurdu. Hizmetin içinde yoğrularak geldik. Şimdi bakıyorum da bir küp şeker bile verirken insanın içi gidiyor. Ama o zaman ikramın hesabı yapılmazdı. Misafir gelmediği zaman huzursuz olunurdu. Biz böyle bir terbiye ile yetiştik. Şimdi çok değişti tabi bugün niye bunlar yapılmıyor diyemeyiz. Hayat şartları çok değişti. Bir ailenin artık böyle ikramları hizmetleri yapması imkansız ama bu Belediye imkanları ile bu geleneklerimiz devam ettirilebilinir.

 

Bu çocuk yaşamaz diyorlardı

Çocukluktan kalan unutamadığınız bir anınız var mı?

Ben doğduğumda biraz zayıf doğmuşum. Çok hastalandığım için benim için herkes umutsuz konuşurmuş. Köyde bir eğitmen vardı bir tek o iğne yaparmış. Annem senin iğnen için bir gün ekmek yapardım derdi. İğne karşılığında eğitmene ekmek yaparmış annem. Herkes benim için ölür diye bakıyormuş. Ama annem üzerime titremiş zavallı. Ben hayatımdan çok memnunum. Bir tek eksiğim var. Bazen derler ya yeniden dünyaya gelsen ne olmak isterdin diye. Ben yeniden dünyaya gelem babamın engel olduğu Hafız İlahiyatçı olurdum. Ben hukuk okumayı da isterdim. Her İmam Hatiplinin hayalidir Tıp okumak. Onu en başa yazar. Sonra hukuk ve aralara da kendi branşımızla ilgili şeyleri yazarız.

 

Mevlüt Çınar, tamamen memuriyet ve Dernekçilik faaliyetleri ile alakalı oldu. Başka bir alanda çalışması oldu mu?

30 yıla yakın bir zamandır memuriyet hayatımın bir parçası. Ancak başka alanlarda bazı çalışmalarımız oldu. Bizim hayatımızda ben yoktur. Biz varız. Bizim bir arkadaş gurubumuz var. Onlarla birlikte 1994 yılında girişimcilik yönümüzü ortaya çıkartarak Güven Gıda diye çok ortaklı bir şirket kurduk. Çay gibi bir yerde 125 ortaklı bir oluşum yaptık. Kimliğimiz olsun, felsefemiz olsun, adresimiz olsun diye düşünerek yola çıktık. O gün hastalandık ilaç ve doktor masrafı olacak kadar bir rakamı 100 mark gibi bir rakam vererek iş başladık. 19 yıl boyunca bu çoklu şirket devam etti. Ama her şirket gibi onunda bir sonu oldu. İçimizden birisinin farklı bir niyeti yüzünden dostlar kederlenmesin bir birimize düşman olmayalım diye sonlandırdık. Bu bir kar amaçlı şirket değil, bir hizmet ve buluşma noktasıydı.

 

Bir daha böyle işlere girmediniz mi? Aslında 19 yıl iyi bir süre bir şirket için?  

Bizim amacımız Güven gıdayı büyütmekti. Büyürken de insanlara iş olanakları yaratmak faydalı olmaktı. Ama ömrü 19 yılmış. Bir arkadaşa devrettik. Ama o da 3 yıl sürdüremedi ve kapandı. Biz daha sonra 12 kişi bir araya gelerek yapı üzerine bir çalışmamız oldu. Dayanışma yapı diye bizim üzerimizden kooparatif değil ama 12 daireli 2 blok halinde bir site yaptık. Faize bulaşmadan 3 yılda kendi imkanlarımızla yaptık ve şimdi hepimiz o dairelerde oturuyoruz. Bir evim, bir arabam, bir hanımım ve 5 çocuğum var.

 

Hizmet etme kültürü ile büyüdüm

Sizin ekip ve kalabalık çalışmak gibi bir yapınız var. Ailenizde kalabalık, dernek ve yaptığınız işlerde de bir ekip ruhu var. Oysa günümüzde bireysellik ön plandayken siz bunu nasıl başarıyorsunuz?

Benim kalabalık bir ailede yetişmem, öğrencilik yıllarımda kalabalık yurtlarda kalmam, eğitim hayatım ve sonrasında ekip çalışmasının önemini bildiğimden dolayı benim hayatımda ben değil biz vardır. Moda deyimle Toplam Kalite Yönetimi sistemi benim hayatımda hep vardı. Buna sonradan uymaya çalışanlar başarılı olamıyor. Ama bizim hayatımızın bir parçasıydı. İstişareye çok büyük önem veririm. Herkese sorar ve onların fikrini alırım. Sonra o fikirler daha dar kadrolar tarafından yeniden masaya yatırılıp uygulanabilirliğine bakarım. Olayı çok yönlü bir şekilde etüt ettikten sonra tamam bu iş olabilir deriz. Ekip olmaya önem veririm ve benim yönetim anlayışım aynı zamanda şeffaf yönetim anlayışını benimseyen biriyim. Ben o gün ne yapmışsam bunu herkes bilsin. Bir gizlim saklım yok.

 

Bunca zaman halkın içindesiniz, eğitimci, din adamı, dernekçi ve girişimci birisi olarak siyasete girdiniz. Siyaset beklediğiniz gibi oldu mu? Aktif siyaset anladığım kadarıyla Belediye Başkan adaylı süreci ile başladı?

Evet aktif siyaset Belediye Başkanı adaylığı ile başladı. Çay’da birisi mevcut başkan olmak üzere toplam 6 aday adayıydık. Ben siyasetin Karadeniz gibi dalgalı olduğunu bilsem girmezdim. Yıllardır birlikte olduğunuz insanların bir anda bakışı davranışı değişiyor. Hakkınızda türlü söylentiler ortaya atılıyor.

 

Sizin gibi insanlar siyasete girecek ki, çalkantılı siyaset biraz olsun durulsun. Aksi takdirde şikayet etme hakkımız ortadan kalkar.  

İnşallah bizim siyasete giriş amacımız da bu zaten. Çay siyaseti som dönemde iyi anılmıyordu. Ben hiçbir zaman bir insanın kötü yanını ortaya çıkartarak siyaset yapan, konuşan birisi olmadım olmam da. Benden önce kim ne yapmış, yapanın zaten yanına kalmaz. Onunla ilgili gerek kurumlar, gerekse seçmen tercihini yapar. Herkesin bildiğini birde benim ifşa etmem bana yakışmaz. Biz Çay’ın bundan sonra güzelliklerle, olumlu şeylerle ve başarıları ile anılmasını sağlamak istiyoruz. Çay çok zaman kaybetti. Hep yerinde saydı. Üstelik hükümetin belediyesi olmasına rağmen biz bu kayıp yılları telefi etmek için yepyeni bir sayfa açmak için yola çıktık.

 

Herkesin işlediği kabahatin hesap vereceği yer belli

Ali Yakut gibi bir belediye başkanı var. Ve siz onunla aynı partiden onun yerine adaysınız. Bunu seçmene nasıl anlatacaksınız, onun yarattığı tepkileri yok edebilecek misiniz?

Ali Yakut halen bizim belediye başkanımız. Onun ne yaptığı sadece kendini ilgilendirir. Ben Ali Yakut başkanımın bu güne kadar Çay’a yaptıkları için teşekkür ediyorum. Belki imkanları o kadardı, belki bilgisi o kadardı. Ama kendi çapında bir şeyler yapmaya çalıştığını inkar etmemek lazım. Görev bize kısmet olursa biz geçmişinde telafisini yaparak açığı kapatacağız. Çay halkı bizi biliyor. Neler yapabileceğimizi biliyor. Biz olumsuzluklar üzerine siyaset yapan bir yapıya sahip değiliz. Biz güzelliklerden bahsetmek istiyoruz.

 

Kavga etmemek için İstanbul’a gittim

Adaylık sürecinde çok sıkıntılı anlar yaşadık. Çay’da bir ilçe teşkilatı yok. Partinin kapısına kilit vurmuşlar. Ben meclis üyesi ekibi kurmak istiyorum. Bazı arkadaşlarla konuşuyoruz. Nereden almış o yetkiyi, kim ona liste kur demiş gibi bir sürü baskı yapılmaya başladı. Bana göre her başkan adayı kendine bir liste oluşturmalıydı ama buna izin vermediler. İnanın bu olaylardan sıkıldığım ve kimseyle kavga yapmamak için İstanbul’a çocuklarımın yanına giderek bu çalkantılı süreçten uzak kaldım. Ömer beyin yazılarından Çay ve bölge siyasetini takip ettim. Baktım ya beni birileri kıracak, ya ben birilerini kıracağım. Siyasetin bu kadar sıkıntılı olduğunu bilsem hiç adım atmazdım. Böyle olmamalı.Hepimiz aynı partideniz, hepimizin amacı Çay’a hizmet etmek. Niye birbirimize bu kadar öfkeyle yaklaşıyoruz anlamış değilim.

 

Kendimi arenaya atılmış gibi hissettim

Parti bizi bir ara tanışmaya çağırmaya çağırdılar. Hepsini tanırım, ben Çay halkını severim onlarda beni severler. Ben sevdiğim için sevilirim zaten. Partiye vardım. Şöyle bir baktım. Hissimi söylüyorum o kadar iyi tanıdığım, sevdiğim dostlarımla aramızın gerginliği gördüm. Arkadaşların hepside adayız diye dolaşıyorlar. Partiye bir girdim herkesin bir birine bakışı o kadar sert ki anlatamam. AK Parti İlçe Binasında kendimi Arenaya atılmış kurbanlık gibi hissettim. Ben en son gitmemem rağmen hoca sen konuşacaksın diye beni öne attılar. Dedim ki ben buraya hasetlenerek gelmedim, hırsımda yok, benim gücüm kuvvetim de yok. İki şeyim var duam ve inancım var. Allah bir kuluna bir makam verecekse buna dünya bir araya gelse engelleyemez. Ben 24 yıldır Çay’ın eğitim öğretimine hizmetim oldu. Sivil Toplum Örgütlerinde çalışmalarım var. Herkes gibi bende şehrime hizmet etmek istiyorum. Kendim için dua ediyorum. Son güne kadarda dua edeceğim elimden başka bir şey gelmez dedim.

 

Babamın bir anısını

Size babamın bir sırrını anlatayım. Babam rahmetlik bunu ölmeden önce anlattı. Bu artık sır olmaktan çıksın dedi. Annem babamın ikinci eşi. İlk eşinden çocuk olmamış. Babam askerden önce evleniyor. Askerden geldiğinde ilk eşi veba gibi bir hastalığa yakalanmıyor ve hayatını kaybediyor. Evlilik yaptığı eşinin anne ve babasına kendi anne babası gibi ölene kadar baktı. Onların tek çocuğuydu. Onlarda bizi kendi torunları gibi sevdiler. Bizim 3 dedemiz 3 ninemiz oldu. Babam ilk eşi öldü diye eski kayın validesi ve kayınbabasının hiç unutmadı. Bir gün babam uyurken bir ses duyuyor. Ramazan odaya gel oğlum diye. Babam karanlıkta odaya geliyor. Pirifani bir adam var. Lambayı yakacak bir kibrit yok mu diyor. Babam eve gidip kibrit getiriyor. Gerek yok ben yaktım diyor. Babam ben ömrümde o kadar yumuşak bir eli ilk defa tuttum diyor. Adam babama yakında senin bir oğlun olacak. Adıyla gelecek adını Mevlüt koy diyor. Ben ismimin Mevlüt olması da Mevlüt kandilinde doğdum. Onun ilmiyle irfanıyla ilgilen diyor. Çok hastalıklar çekmişim. Hep ölür bu diyorlarmış Bolvadinli rahmetli Ömer Özülkü vardı bana 40 iğne veriyor bunu 40 gün aralıksız vuracaksınız inşallah yaşar diyor. Babamın böyle bir olayı vardı. Babam bunu ölmeden önce anlattı. O zamana kadar kimseye anlatmamış.

ODAK Pazar Kahvaltıları

Share
#

SENDE YORUM YAZ