logo

Bir ailenin acı kaderi

 ömer mazi

Bazen başımıza gelen şeylere kader der geçeriz.

Arkasını aramayız.

Sonrasına hiç bakmayız.

Saldım çayıra Mevlam kayıra” yaşıyoruz.

 

Belçika’da binlerce Emirdağlı yaşıyor.

Bir kısmının işi gücü yerinde.

Bir kısmı siyasette başarılı.

Öyle bir kesim var ki sefalet içinde.

İşsizlik maaşı ile geçinen bir gurup var.

Bazen haberler geliyor.

Belçika’da bir hemşerimiz hayatını kaybetti.

 

Nasıl kaybetti.

İntihar etti.

Belçika’da emniyet ve sosyologlar derhal devreye giriyor.

Bu sadece Belçika’da değil.

Avrupa’nın hepsinde aynı.

İntihar edenin tüm aile fertlerine psikolojik destek vererek onları ömür boyu kontrol altında tutuyor.

Özellikle Türkçe yayın yapan gazeteler varsa onlarla irtibat kurarak haber hazırlanmasında öneride bulunuyorlar.

İntihar’ın özendirici, bir kurtuluş gibi servis edilmemesi için çaba harcıyorlar.

Hatta eş, dost, akraba ve komşularda bu destekten nasibini alıyor.

 

Bir ailede bir mahallede intihar olayı yaşanmışsa bu benzer eğilimde olanları tetikler endişesi taşıyorlar.

İntihar eden kişinin yakınlarını ve ailesini yalnız bırakmıyorlar.

Şimdi bunları niye yazıyorum.

Elbette bir sebebi var.

Siz hiç Türkiye’de intihar eden bir kişinin ailesine devletin psikolojik destek olduğunu gördünüz mü?

Ben görmedim.

 

Ama olmalı.

Yapılmalı.

Bakın birkaç gün önce Sandıklı’da Ali Topkoç isminde 49 yaşında birisi intihar etti.

Daha doğrusu ilk haber böyleydi.

Sonra haber değiştirildi.

Yüksekten düşme sonucu ölüm denildi.

Anladığım kadarıyla aile gazeteciler üzerinde baskı kurduğu için yeni bir haber yapılarak kazara olduğunu yaymaya çalıştılar.

 

Gazetecilik değişti.

Farklılaştı.

Garipleşti.

Sorgulayan, araştıran muhabirler kalmadı.

Ne gördük ne duyduk onu yaz yeter.

Başka bir şeye gerek yok.

İşin araştırma soruşturma kısmını hepten tarihe gömdük.

Bazı dostlarımızla bir yerde sohbet ederken konu intihar ya da kaza ile hayatını kaybeden Ali Topkoç’a geldi.

Konuştukça bu kişinin daha önce babası ve sonrada abisinin benzer kaderi paylaştıkları ortaya çıktı.

Oysa servis edilen haberde bunların hiç birisi yok.

 

Dünya’nın her yerinde yapılan araştırmada aile ve yakın çevresince intihar eden varsa o insanlarda intihar riskinin yükseldiği ortaya çıkmış.

Bu nedenle devlet intihar edenin yakın çevresine ve aile fertlerine tedavi uyguluyor.

 

Ölüm sonrası yas dönemlerinde duyulan acı ve üzüntüye bir de suçluluk, utanç ve öfke gibi duygular ekleniyor.

Geride kalanların hayata ne anlam yükledikleri ve ölümü nasıl gördükleri yas döneminin süresini ve yoğunluğunu etkiliyor.

Çevrenin aileye yaklaşımı ise bu acının atlatılması ya da iz bırakmasında bir diğer önemli belirleyici oluyor.

İntihar sonrası aile fertleri her şeyden önce bir suçluluk psikolojisi içerisine girerek ölümden kendilerini sorumlu tutabiliyorlar.

Ya da çevrenin onları suçladıkları gibi bir düşünceye rahatlıkla kapılabiliyorlar.

 

Ali Topkoç intihar ya da ailenin söylediği gibi kaza ile düştüğünü kabul edelim.

Bu adam çalıştığı yerden ne zamandan beri maaş alamıyordu?

Aileden kalan evden çıkması için telkinde bulundular mı?

Ekonomik sorunları var mıydı?

Psikolojik bir rahatsızlığı var mıydı?

Bu sorulardan bir kısmının olduğunu biliyorum.

 

Hikayenin geçmişine bakalım.

Ali Topkoç’un abisi ve babası da hayatını kaybediyor.

İlk baba Mustafa Topkoç hayatını kaybediyor.

Oturdukları evin tavanına kendini asarak hayatına son veriyor.

Devlet ne yapıyor?

Hiç bir şey.

 

Aradan bir süre geçtikten sonra bu kez Veli Topkoç babası ile aynı kaderi paylaşıyor.

Ekonomik sıkıntıları olan Veli Topkoç, kendini bir iş kamyonun altına atarak yaşamına son veriyor.

Bir ailede ikinci intihar.

Devlet ne yapıyor?

Yine hiç?

 

Geride kalanlara bir tedavi ve takip yok.

Aradan yine bir süre geçtikten sonra sıra bu kez ailenin üçüncü ferdine geliyor.

Ali Topkoç’un çalıştığı yerden 6 aydır maaş alamadığından bahsediliyor.

Ekonomik sıkıntılar içinde olan adama bir de kaldığı evi terk etmesi söylendiği konuşuluyor.

Bu kadar baskıyı kaldıramayan Ali Topkoç yakınlarının iddia ettiği gibi yüksekten düşmeye bağlı hayatını kaybediyor.

 

Bir aileden tam üç kişi normal olmayan yollardan hayatını kaybediyor.

Ve buna kader deniliyor.

 

Bu nasıl kader?

Her şey insan için diyen bir ülkede neden insanlara değer vermiyoruz?

Araştırmalar intihar eden kişilerin ailesinde benzer olayların yaşandığını gösteriyor.

Bu aile için kim ne yaptı?

Kim bu işin sorumlusu?

 

Devletin işi insanlar hayatını kaybetmeden sorunlarına çözüm bulmak olmalı.

İnsanlar hayatını kaybettikten sonra onu morga taşımak değil.

Topkoç ailesinin geri kalanlarına mutlak bir tedavi uygulanmalı.

Bu aileden başka benzer olayların yaşanmasına izin verilmemeli.

 

Toplumsal hafızamızı kaybetmiş olabiliriz.

Toplumsal bilincimizi kaybetmiş olabiliriz.

Toplumsal duyarlılıklarımızı kaybetmiş olabiliriz.

Ama toplumsal insanlığımızı kaybetmemize engel olun.

İnsanlara değer verin. ODAK Gazetesi

Share
#

SENDE YORUM YAZ