logo

Bazıları kendini afyon’un sahibi sanıyor

mustafa sarıdere

Kimse dede mirası ile kendini Afyon’un sahibi sanmasın  

ODAK Gazetesi Pazar Kahvaltıları’nın bu haftaki konuğu AVM Sarıdere ve OPİUM AVM’nin marketler zinciri Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Sarıdere oldu. Sarıdere, yaklaşık 5 saat süren kahvaltıda iş yaşamından politikaya, aile anılarından Fethullah Gülen hoca’ya kadar birçok konuda Odak yazarları Mehmet Emin Güzbey, Ertuğrul Sevim, Emre Çınar ve Ömer Mazi’ye anlattı.

Pazar Kahvaltıları uzun bir aradan sonra klasik saatti olan 09.30’da başladı. Bir başka yenilik ise bilindiği gibi havaların güzel olmasını fırsat bilerek yeni dönem Pazar Kahvaltıları Odak Gazetesi bahçesinde çiçekler arasında yapılıyordu. Havaların soğumaya başlaması nedeniyle kahvaltı yeniden başlangıç yeri olan Güzbey’in odaya taşındı. Konuk marketçi olunca elbette sohbette çarşı pazar ve marketçilik üzerine oldu.

 

Afyon’da irili ufaklı birçok market açılmaya başlandı. Bazıları yan yana olmasına rağmen her marketin kendi müşterisi ve kitlesi var diye bilir miyiz?  

M. Sarıdere, Marketlerin sabit müşterisi yok. Müşteri ihtiyacını belirliyor ve hangi markette hangi ürün daha avantajlıysa orayı tercih ediyor. Tüketici artık o kadar faklı bir konuma geldi. Tüketici X marketin alışveriş ortamını seviyor, Y marketin elektronik reyonunu beğeniyor, Z marketin yoğurdunu, peynirinden hoşlanıyor. Hangisine ihtiyacı varsa onun için o marketi tercih ediyor. Tüketici için vazgeçilmez olan her zaman en yakın mahalle bakkalıdır. Sevse de sevmese de, istese de istemese de günlük ekmeğini, gazetesin, süt’ünü o marketten alıyor.  Geri kalan ürünleri ise haftalık ve aylık olarak diğer zincir marketlerden yapıyor.

 

Gelir durumu ve beli makamlarda olanlar la orta ve alt kesim farklı yerleri tercih ediyor, bunun nedeni sadece gelirle mi alakalı?

M. Sarıdere, Bu kadar fazla market olması sektör için bir son değil tam tersi özellikle tüketici için çok da güzel oldu. Seçenek çok olduğu zaman tüketici istemediği halde aynı yere gitmekten kurtuldu. Seçenek çoğalınca fiyatlar belli bir seviyede kalmak zorunda kaldı. Bununla da yetinilmeyerek haftalık kampanyalar yapılıyor. Her gün birkaç markette kampanya dönemi ya başlıyor ya bitiyor. Tüketici de bu kampanyalar sayesin de ihtiyacını daha uygun bir şekilde karşılıyor. Şimdi diğer konu mesela bir kurumda yönetici olan bir kişi eşi ile markette alışveriş yapıyor. Belki tezgahta eşi ile bir ürün hakkında tartışıyor. Şimdi böyle biri hemen yanı başında kendi kurumunda emrinde çalışan birinin olmasını ve bu tartışmayı duymasını istemez. Böyle bir durumdan dolayı birçok üst düzey yönetici aracıyla haftalık ya da aylık alışveriş yapmak için büyük ve uzak yerleri tercih eder. O günde genellikle hafta sonu olur ve ailecek hem evin market ihtiyacını karşılar hem de sinema, eğlence ve diğer alışverişe zaman ayırır. Onun için bu olay bir hafta sonu eğlencesi gibi olur.

 

Bakkal hiç bir zaman bitmez

Bu durum Mahalle bakkallarını bitirtir mi?

M. Sarıdere, Ne kadar çok AVM olursa olsun, ne kadar büyük olursa olsun ama asla mahalle bakkallarını bitiremez. İnsanlar günlük ihtiyaçlarını en yakın ve yürüme mesafesinde olan mahalle bakkallarından karşılar. Şimdi ekmek almak için, yumurta birmiş 5 tane yumurta almak için kimse arabasına binip üç beş kilo metre gidip bir AVM’den almaz. Bunu en yakınından alır. Hatta o an üzerinde para yoktur ama alıp geçmesi gereken bir ihtiyaç vardır. Bakkal amcaya abi sabah vereyim diye bilirsin. Ama bir AVM kasasında böyle bir şansın yok. Hala bizim bakkallarımız da veresiye defteri tutulur. Hangi market size böyle bir imkan tanıyor?

 

Bu kadar çok seçenek tüketicinin kafasını karıştırmıyor mu? Ya da tüketici her zaman ne alacağını biliyor mu?

M. Sarıdere, Bana göre iki tür tüketici var birisi ne alacağını biliyor. Önceden incelemiş ve gider direk o ürünü alır. Bir başka tüketici ise hiç bilgisi yoktur. Çevresinden biri ne diyorsa onu tercih eder. Bazen ihtiyacı olmayan bir ürünü de alabilir. Özellikle gıda dışında bu olay yaşanır. Geçenlerde arkadaşım Kerim Dayıoğlu’nu ziyarete gittim. Ziyarete gitmemin sebebi de Afyon’da elden teslim taksitle satış yapılmaya başlayan bir AVM içindi. Bayram öncesi ve sonrası adamların mağazası tıklım tıklım. Bir tanıdığım ürün almış. O mağazadan aldığı fiyatla aynı ürünün internette sayış fiyatı arasında tam 400 lira fark var. Elden teslim diye senetle yapılan alışveriş uğruna insanlar 400 lira fazla ödemeye razı oluyor. Kerim Dayıoğlu’na siz elden ödeme yapıyor musunuz dedim hayır dedi. Onun için sizde günde bir ürün satarken adamlar yüz ürün satıyor. Bu ülkede binlerce insan kredi kartı mağduru oldu. İşleri düzeldi bankalar yeniden kredi kartı vermiyor. Peki bu insanlar ihtiyaçlarını nasıl karşılayacak, sizin vermediğiniz imkanı gidip orda piyasa değerinin üzerinde farkla senetle alacaklar. Bunlar sizin suçunuz dedim. Kredi kartı olmayan bir şey alamayacak mı? elbette alacak, bunu siz yapmazsanız dışarıdan biri gelir ve yapar. Çünkü bu bir ihtiyaç. Adamın peşin almaya imkanı yok, ama 400 daha pahalıya aldığı 2 bin liralık ürünü 12 taksit’e rahatlıkla alıyor.

 

Sizin gibi gıda sektöründe olan mağazalarda elektronik satıyor onları nasıl buluyorsunuz?

M. Sarıdere, Onu da açıklayım, Kedim Dayıoğlu ile konuşurken bir beyefendi geldi. Elinde bizim gibi gıda işi ile uğraşan bir marketin elinde ilanı ile geldi. İlanda plazma bir televizyonun fiyatı var. Müdürü git bunu bir araştır demiş. Bu televizyon uygunsa almak istiyormuş git araştır gel demiş. Kerim Dayıoğlu bu televizyon boş kasa bir şahin taksi dedi. Git sen müdürüne söyle şahin taksiye biniyorsa alsın, binmiyorsa nasıl bir arabaya biniyorsa öyle bir televizyon alsın dedi. Sadece adı plazma televizyon. İçinde hiçbir teknoloji yok. İşte bizim tarzımızda çalışan marketlerin ucuz, kampanya adı altında yaptıkları bu. O nedenle bize göre değil. Biz gıdacıyız.

 

Bakkal defteri ve senetli satış olmalı

Senetli satış bir dönemin vazgeçilmeziydi. Sonra sokakta herkese kredi kartı dağıttılar asgari ücretli biz adamın cebinde 5 tane kredi kartı konuldu. İnsanlar kart batağına girdi. Şimdi de yine zorunluluktan 20 yıl öncenin senetli elden satış dönemi başladı ve büyüyen bir sektör haline geldi bu yeni bir trend olur mu?

M. Sarıdere, Dünyada her şey ihtiyaçla ortaya çıkmıştır. İnsanlar maaşlarının 10 katı kadar kredi kartı limiti ile karşılaştı. Bir yetmedi her banka adamın cebine kredi kartı koydu. Kimisi işleri bozulduğundan kimisi lüks düşkünlüğü nedeniyle kart mağduru oldu. Şimdi o insanlar borçlarını bir şekilde ödediler ama yeni kart alamıyorlar. O nedenle elden ödemeli yerler onların imdadına yetişiyor. Ticarette her şey olmalı. Veresiye yazan Bakkal amca da olmalı, senetle satan işletme de olmalı. Genç bir adam askerden gelmiş, yeni işe girmiş ve evlenecek. Aile durumu da çok iyi değil ve asgari ücretle geçinen bir adama bankalar artık tak diye kredi kartı vermiyor. Şimdi bu adam iyi niyetle çalışıyor ve ev kuracak. Peşin alma imkanı yok, kredi kartı yok, ne yapacak bu adam? Çamaşır makinesi, fırın, buzdolabı alacak. İşte bu adam elden satış yapan yere gider. Gitmek zorunda bırakıyoruz. Ticarette bakkal defteri de, senetle satışta olmalı. Buraya nereden geldik. Müşterinin belli bir yer tercihinin olmadığından. Şartlar uygunsa makam sahibi bir adam bile ucuz market gurubu bir yerden alışveriş yapabileceğinin örneğinden buraya geldi.

 

Mustafa Sarıdere nasıl bir iş adamı, nasıl bir marketçi?  

M. Sarıdere, Ben işini çok seven bir adamım. Çok araştırma yaparım. İşimle alakalı iyi bir araştırmacıyım. Başkalarının hobileri vardır benim hobim yok. Tam tersi benim hobimde işim. Ben boş vaktim olursa market gezerim. Alternatif işyerlerini gezer incelerim. Bel balık tutmaya gidemem. 10 dakikada sıkılırım ve oradan zevk almam imkansız. Bir berber de bile 10 dakikadan fazla kalamam. Berber özellikle tanıdığı insanı özene bezene tıraş etmek ister ben istemem benim 10 dakikada işim bitmeli yoksa bir daha o berbere gitmem. Türkiye’de alışveriş sistemleri değişti. Ekonominin ayak ta durabilmesi için bir kampanya vardı alışveriş yapalım çarklar dönsün diye. Dünyada ticaretin değişebilmesi için ü ana konu değişti. 1950’lerden sonra ve değişmeye de devam ediyor. Biz öyle olumsuz bir dönemde ticaret yapıyoruz ki benim yaş gurubumdaki arkadaşlarım. Biz % 100’lük enflasyonu gördük, biz % 10’luk enflasyonda yaşıyoruz, biz bir tane margarin yağı için bakkala vali muamelesi yaptığı hürmet gösterdiği 1978’li yıllardan bahsediyoruz. Küçük bir tüp için 2 kilometre kuyruk olduğu dönemler, ekmek kuyruklarını biliyorum. Böyle bir dönemlerden sonra bugüne geldik. Bugün bir margarinin raf ömrü 4 ay. Satılmıyor ve margarin %10 iadeye çıkıyor. Tüketici alışkanlıkları değişti. Asıl konu o yıllarda bir tane margarin fabrikası vardı. 50 milyona margarin yetiştiremiyordu. Adamın kapasitesi o kadardı. Bugün Türkiye’de onlarca fabrika var ve o yıllarda bir fabrikanın bir günde yaptığını şimdi bir makine 5 dakikada yapıyor. Bu sadece Türkiye’de olmadı dünyanın birçok yerinde gelişmeyle birlikte ürün yelpazesi genişledi ve dağıtım ağı genişledi. Eskiden ürettiğiniz ürünün lojistiği yoktu.

 

Siz perakendeci olmasanız bir tüketici olansız nereden alışveriş yapardınız? İndirimli kampanyalı olan yerlerden mi? yoksa daha büyük bir yerden mi? 

M. Sarıdere, Perakendeci olmasam ve bir yönetici olsam bir kendimin ve ailemin rahat edeceği bir yer ve aynı zamanda kendimin ve çalışanlarımın aynı anda tercih etmeyeceği yerleri seçerdim ederdim. X marketle diğer market arasında sadece % 20 fiyat farkı vardır. X marketteki bir sepet ürün fiyatı 100 TL, orta ölçekli bir markette aynı tarz ürünlerin fiyatı 82 liradır. Şimdi pahalı olduğunu bile bile orayı tercih ederim. Bunun sebebi belli seviyede ki insanlar kendi yanında çalışan personelle aynı yerden alışveriş yapmamalı. Ben orada eşimle bir şey tartışırken konuşurken onun duyması veya görmesi iş hayatında hoş olmayan şeylerin yaşanmasına sebebiyet verebilir.

 

Afyon’daki iş adamlarını nasıl buluyorsunuz, bazen Afyon’u için bir köy diyenler var, siz bunlara katılıyor musunuz?

M. Sarıdere, Bu lafı söyleyenlere çok kızıyorum. Bazen birileri çıkıyor Afyon şehir değil büyük bir köy, büyük bir kasaba diyor. Bir şehri şehir yapan orada yaşayan insanlardır. O insanların yaptıkları evler, işletmeler ve şehre kattıkları zenginliklerdir. Yolları, parkları, binaları ile, geçmişi ile bir şehir olur. Burası büyük bir köyde siz buranın şehir olması için ne yaptınız? Siyasi anlamda mı mücadele verdiniz, Ticari mücadelemi verdiniz? siz ne yaptınız diye sorarım. Hayır hiçbir şey yapmadılar. Sadece dedelerinin onlara bıraktığı maddi imkanları şu anda dedeleri olmayanların üzerinde olduklarından kendilerini Afyon’un üzerinde gibi görüyorlar. Ben buna katılmıyorum ve siz Afyon’un üzerinde değilsiniz. Afyon’a da bir köy deme hakkına sahip değilsiniz. Herkes haddini bilsin. Herkes ne konuştuğuna, nerede konuştuğuna dikkat etsin.

 

Mustafa Sarıdere kimdir?

Afyon’da Şükrü Sarıdere’nin oğlu olarak 1969 yılında Marulcu Mahallesinde dünyaya geldim. 5 çocuklu bir ailenin 5. çocuğu olarak doğdum. 4 ablam var ailenin tek erkek çocuğuyum. Tek erkek çocuk olmama rağmen şımartılan biri olmadım. Ama tüm aile tarafından sürekli kollanan ve gözlenen biri oldum. Liseden sonra okumadım. Üniversite sınavlarına hazırlanırken başımızdan geçen bir olaydan dolayı üniversiteye gitmedim ve işin başına geçtim. Yapı itibari ile ticaret kökenli bir aileden geldiğimden dolayı çocukluğumdan beri ticaret yaptım. Ticaret hayatımın tamamı Afyon’da oldu. İmkanlarım olmasına rağmen Afyon dışında ticaret yapmayı hiç düşünmedim. Ben Afyon aşığı bir insanım. Buradan her imkanı olan gidecek olursa Afyon nasıl gelişecek.

Yumurta bir zamanlar lükstü

Benim Saraçlar çarşısındaki şimdiki ofisimin bulunduğu yer eskiden nur içinde yatsın yumurtacı Hasan bey isminde bir beyefendinin yeriydi. 1950’li yıllarda köylerden yumurta toplarmış. Bozulmasın diyerek kireçlerler, samanın içinde muhafaza ederler. Kireçledikleri samana sardıkları yumurtayı da büyük tahta kasalara koyup Trenle İstanbul’a götürürlermiş. Şimdi düşünün bir yumurtanın çiftlikten alınıp İstanbul’daki bir tüketiciye ulaşmasındaki zorluğu, maliyeti, çabayı, emeği, uğraşı ve yolculuğu. Bugün Afyon’da bir çiftlikten günde 10 kamyon yumurta çıkıyor. Tavuğun yumurtladığı bir yumurta 24 saat sonra İstanbul’da tüketicinin sofrasında. Koruma, ambalaj, lojistik, soğuk havalı ortamlarda günlük Türkiye’ye sevkiyat yapan bir ortama gelindi. Her sektör kendi içinde gelişti ve büyüdü. Risk alıp yatırım yapanlar büyüdü, riske girmeyip elindekini muhafaza etmeye çalışanlar kayboldu. Eskiden köylerden yumurta çerçiler eşekle toplardı. O nedenle ulaşılması zor, pahalı ve lükstü. ODAK PAZAR KAHVALTILARI

Share
#

SENDE YORUM YAZ