logo

22 Ekim 2013

Başarısız bürokrat siyasetçileri yıpratır

muharrem uslu (193)

Odak Gazetesi Pazar Kahvaltılarında konuşa Türk-İş İl Temsilcisi ve Demiryol-İş Sendikası İl Başkanı Muharrem Uslu, Afyon’da yapılan yatırımlar, atanan başarısız bürokratlar tarafın uygulamaları nedeniyle siyasetçilerin başarısızlığı gibi algılanıyor ve Afyon siyaseti yıpranıyor dedi. Uslu Mehmet Emin Güzbey, Ertuğrul Sevim, Emre Çınar ve Ömer Mazi’ye konuştu.

Sizin öğrencilik yıllarınızda siyasi bir çalışma, sendika olayları var mıydı?  

M. Uslu, Bizim zamanımızda öyle önemli bir olay yoktu. Siyasette fazla sıkıntılı değildi. Benim Ortaokul hayatım Afyon Lisesinde geçti. O zaman Afyon Lisesinin ortaokul bölümü vardı. Hatta Afyon lisesinin ortaokul bölümünün son öğrencileri biz olduk. Başka bir ortaokul açıldı ve Afyon lisesinin ortaokul bölümü kapatıldı. O yıllarda siyasi olaylar yoktu. Bizim zamanımızda daha çok arkadaşlık vardı. Okul arkadaşlığı mahalle arkadaşlığı bunlar önemli şeylerdi. Oyun oynardık, sohbetler yapardık tavla oynardık. Siyaset bizim zamanımızda böyle olaylar yoktu. Ama babam Tercüman gazetesi okurdu. Demokrat Parti ve Süleyman Demirel olayları konuşulurdu. A politik bir aile değildik. Babam okumasını ve siyasetle ilgilenmeyi severdi. O nedenle bizim de olayımız sadece Demokrat Parti ve Demirel’den ibaretti. Benim askerlik yaptığım zaman Kıbrıs çıkartması dönemine denk geldi. Ben o zaman 18 günlük askerdim. Kulağımız sürekli radyodaydı. Komutanlar zaman zaman gelip askere moral veren açıklama yaparlardı.

Kıbrıs çıkartması sürecini nasıl yaşadınız. Her an cepheye gidecek bir asker hali nasıl bir durum?

M. Uslu, Çok kolay olmadı. Öyle bir duygu anlatılmaz bir olay. Zaten o zaman şimdiki gibi iletişim imkanları yok. Tek haber alacağımız şey radyo. Kulağımız radyoda. Birde size komutanlarınızın verdiği bilgi kadarından haberdarsınız. Askerde yapılan konuşmalarda moral amaçlı. O konuşmalardan sonra öyle bir gaza geliyorsunuz ki kendinizi Kıbrıs savaşının ortasına atacak kadar gözünüz kararıyor. Hiçbir şeyden korkmayan önüne geleni öldürecek biri haline geliyorsunuz. Ben ve birçok arkadaşım çıkartmaya gitmek için müracaat ettik. Gece bizi zeytinlik denilen bir yerde gece tatbikata çıkardılar. Bizim bir arkadaşımız vardı, yağmur yağdı ve çocuk üzerindeki battaniyeyi taşıyamayan bir adam kendini yenilmez sanmaya başlıyor. Bıraksan Kıbrıs’a gidecek. Komutanlar askerleri nasıl gaza getireceklerini iyi biliyorlar.

Diyarbakır eskiden hiç böyle değildi

Siz Askerliğinizi Diyarbakır’da yaptınız. O zaman Diyarbakır nasıldı. Şimdiki gibi olumsuzluların yaşandığı bir yer miydi?  

M. Uslu, Kesinlikle böyle bir olaylar yoktu. Ben çavuş olduğum için sürekli çarşıya çıkar bölüğün işlerini hallederdim. Halkla ve esnafla çok iyi ilişkilerim vardı. Zaman zaman bende düşünüyorum. Bizim zamanımızda bunların hiç biri olmadığı gibi bize çok büyük saygıları ve hürmetleri vardı. İkramda bulunurlardı. Ben hiç ayrımcılık, bölücülük olaylarına tanık olmadım. Hatta Diyarbakır’da babamın bir arkadaşı vardı. Gelip beni alıp evine götürürdü. Çok iyi ağırlarlardı. Benim asker olduğum dönemler 1976’lı yıllar. Ancak biz terhis olup geldikten sonra 1984-85’li yıllardan sonra bu olaylar konuşulmaya başlandı.

Sizin hayatınızda özellikle sendika faaliyetleri açısından ailenizin bir katkısı oldu mu? Ya da olmamanız için baskı yaptılar mı? eşiniz sadece ev işleri ile ilgilenmiyor her halde?  

M. Uslu, Biz bu sendika görevini yaparken aileniz size muhakkak desteği şart. Aileye rağmen yapılacak bir iş değil. Bu konuda eşimin hakkını vermek lazım. Çok fedakarlık isteyen ve uzun süre evinizi ve ailenizi ihmal etmenize neden olan bir olay. Ailem benim her zaman yanımda olmuşlardır. Fakat ilk başlarda babam daha yeni işçiyken ben aday olurken girme dedi. Kaybedersen geri işe dönmek zor olur. Kaybeden adam yeniden işyerine dönüp çalışmak zor. Kazanıp bir iki dönem yaptıktan sonra geri dönmen zor olur. başka bir işte yapamazsın dedi. Gerçekten biz çalışmak zorundayız. Ama yinede ben aday olacağım dedim ve 1987’de aday oldum. 3 yıl genel sekreterlik yaptıktan sonra 1990 yılında başkan oldum. Babamın itirazına rağmen aday oldum. Babam sadece ikaz etti aday olmama engel olmadı. Bu arada emekli olmama 15 yıl var. Kaybeder yeniden işe dönerim korkusu benim daha çok sendikaya asılmama neden oldu. Ne yaparsanız yapın üyelerinizi memnun edersiniz ama bu yetmez siz çalışmalarınızı halkada duyurmak zorundasınız. Çalışmalarınızı nasıl duyuracaksınız gazeteyle gazeteciyle. Bu konuda Mehmet Emin Güzbey’in bana yaptığı destekleri asla unutamam. Bizim iş yerinde çalışmalarımıza arkadaşlarımız bizim çalışmamıza ikna oldular ve % 90’lara varan desteklerle seçildim.

Siz bir sivil toplum örgütüsünüz, sivil toplum örgütleri kentin sorunları hakkında söz söylemeli, eleştirmeli ve hatta çözümün bir parçası olmak zorunda. Ama Afyon’da hiçbir sivil toplum örgütünden bu yok niye?    

M. Uslu, Eskiden böyle değildi. 15 yıl önce bu kadar sesiz ve ilgisiz değildi sivil toplum örgütleri. Ortak bir tavır alırlar ve yanlış olan şey hakkında çıkıp açıklama yapılırdı. Bu yapılan açıklamalarda dikkate alınır ve gereken yapılırdı. Ama artık günümüzde ne böyle sivil toplum örgütleri kaldı. Nede onları dinleyecek yerel yöneticiler kaldı. Ben Afyon’un siyaseten güçlü olduğunu düşünüyorum. Neredeyse her dönem Bakanı olan bir il. Mesela biri işini iyi yapmıyorsa bunu söylemek benim işim. Siz MR konusunda yazı yazdınız. Ben isterdim ki aynı yazıyı tüm gazeteler yazsın kim bir bası unsuru olsun. Bunu yapmadıkları gibi sizin haberinizi çürütmek için karşı tarafı göklere çıkartmaya çalışan turum içine giriyorlar. Ya o MR’ı siz kendiniz için istemiyorsunuz ki. O MR Afyon için isteniyor. O zaman birlikte hareket etmek lazım. Bu yapılmadığı sürece Afyon’un gelişmesinden bahsedemeyiz. Bir şehir de sivil toplum örgütlerinin ne kadar sesi gür çıkıyorsa, ne kadar kendi yaşadıkları şehrin sorunlarına duyarlılık gösteriyorlarsa o şehirde yaşanabilirlik artıyor. Siyaseten yapılan güzel çalışmalar maalesef atadıkları başarısız bürokratlar yüzünden görülmüyor. Yapılan işler hep bürokratların olumsuzlukları ile haber oluyor. Buda siyasetçilerin başarısızlığı gibi yansıyor.  Benim anlamadığım başarısız bir adamın ısrarla arkasında durulmasını çözemiyorum. Süreç içinde yıpranan onu o göreve getiren siyasetçiler oluyor. Ortada bir başarısızlık var ise, bir adam işini iyi yapamıyorsa niye koruyup kollanılır, bunun arkasında iktidarın durmasını anlayamıyorum.

3 kız, 1 oğlan 5 torun sahibiyim

Üç kızdan sonra oğlunuz dünyaya geldi. Nasıl bir duygu bir erkek çocuk babası olmak?

M. Uslu, İlk kızım öğretmen oldu, ikinci kızım hemşire ve üçüncü kızım doktor oldu. Üç kız çocuğundan sonra birde erkek çocuk babası oldum. Benim için hiç birisi bir birinden farklı değil. Ancak bizim zamanımızda ki aile yapısı içinde aileler için erkek çocuğun faklı bir anlamı ve önemi vardı. Benim ve eşimin ailesi tarafından, yani mahalle baskısı nedeniyle bir erkek çocuk istiyordum. Ama Allah’ın işine karışılmaz. Ben oğluma son çocuk ve erkek çocuk olmanın farklı bir şımartma ve korumacılık hissini hissettirmemeye çalışıyorum ama ne yaparsam yapayım sen bunu koruyorsun diyenler var. Uygulamada hata yapıyoruz. İstesek de istemesek de ona karşı bir faklılık oluyor. İlk kızımdan iki oğlan bir kız, 2. kızımdan 2 oğlan olmak üzere 4 oğlan 1 kız olmak üzere 5 torun sahibiyim.

Çocukların mesleklerini seçerken yardımcı oldunuz mu?

M. Uslu, Bu sendikacılık olayları çok kolay olmadı. Ben bu göreve ve bu güne kadar kolay gelmedim. Ben zaten güçlü bir rakipten görevi devraldım. Seçimi kaybetmemek için yoğun bir çalışma içindeydik. Çocuklar büyürken açıkçası çok fazla yanlarında olamadım. Bu konuda hanımın hakkı benden fazla. Ben önemli ölçüde enerjimi seçimi kaybetmemeye harcadığım için ben bir tek son kızıma kardiyolog olmaması için çok uyardım. Kızım başka bölüm seç bu kardiyolog işi çok yorucu olur dedim. Beni dinlemedi ve kardiyolog oldu. Şimdi beni anladı ama yinede bana yorgunluğunu belli etmemek için hiç yorgunum baba demiyor. Ama ben onun konuşmasından anlıyorum yorgun olduğunu. Ben çocukların meslek seçimlerinde hiç katkım olmadı. Olmuşsa hanımın olmuştur.

Torunlarımı şımartıyorum

Babalar kendi çocuklarının yetişmesini takip edemediği için torunlarına daha çok önem verirler ve onları çok sevdiklerini görüyoruz. Bu birazda kendi çocuklarından esirgedikleri sevgiyi torunlarına gösteriyorlar. Bu durum sizde de böyle oluyor mu?     

M. Uslu, Bu kesinlikle doğru bir tespit. Bu güne kadar hiç bu yönden bakmamıştım. Bazen bana soruyorlar Sendika görevi bittikten sonra ne yapacaksın diyorlar, bende onlara diyorum ki torunların eğitim durumlarını, sağlıklarını takip edeceğim diyorum. Evet çocuklarıma ayıramadığım zamanı torunlarıma ayıracağım. Ben her gün torunlarımla konuşuyorum. Hatta bilerek anne ve babalarının yapmadıklarını benimle yapsınlar istiyorum. Onlar benim yanımda şımaracaklarını, benim yanımda her isteklerinin yerini gelebileceğini ve başları sıkıştığında bana gelebileceklerinin cesaretini veriyorum. Bizim zamanımızda dedelerimiz ve babalarımız bunları yapmadılar. Belki de imkanları olmadığı için.

Buradan şunu anlıyoruz, ben kendi çocuklarımın büyümesini ve yetişmesini hanıma bıraktım, onlara gösteremediğim yakınlığı torunlarıma göstererek kendimi affettiriyorum demeye gelmiyor mu?

M. Uslu, Olur mu Allah aşkına ya. Şimdi siz bunu yazarsanız bu olay hanımın çok hoşuna gider. Ben istemez miyim hanımım kadar çocuklarıma yakınlık göstermek, onlar her anında yanlarında olmayı. Ama bazen her istediğimiz olmuyor. İşlerimiz ve görevlerimiz nedeniyle bu tür sıkıntılar olabiliyor. Ama ben ilgisiz bir baba değildim. Tamam bu bir anlamda sizin dediğiniz gibi kendimi affettirme olayı olarak da kabul edilebilir.

Kilim olayı çok yanlıştı ama

Türk-İş İl Temsilcisi olmam nedeniyle Vali İrfan Balkanlıoğlu ile birçok toplantıda birlikte olmak durumunda oluyorum. Katıldığım birçok olayda vali beyin konulara ne kadar vakıf olduğuna şahit oluyorum. Bana göre vali bey başarısız bir idareci değil. Ancak bazı sorunların aşılmasında vali beyi aşan konular var. Bazı sorunlar konuya vakıf olmakla, konuyu çok iyi bilmekle çözülmüyor. Vali beyin iyi niyetle bir şeyler yapmaya çalıştığına çok şahit oldum. Ama vali de olsanız bazı sorunların aşılması sizin inisiyatifinizde olmaya biliyor. Evet 25 şehit’in olduğu bir patlamada Genel Kurmay başkanına Kilim hediye edilmesi anlaşıla bilir bir olay değil. Bunu hiçbir Afyonlu içine sindiremedi. İnsanlar bazen elinde olmadan masum bir hata yapar, bu masum hata öyle bir hale gelir ki savunulacak bir yanı kalmaz. Kendinizi ifade edemezsiniz. Bu olayda böyle olduğu kanısındayım.

MR 2 yıl niye gecikti?

Afyon’a yapılan hastane var. Bakan Veysel Eroğlu 5 yıldızlı hastane yaptık diye her yerde övünerek konuşuyor. Gerçekten çok güzel ve modern bir hastane. Yeri tartışılabilir ama mükemmel bir hastane. Peki bu kadar mükemmel ve 5 yıldızlı olan bir hastanenin neden MR cihazı alınamadı?. Neden 2 yıl sürdü. Biri bunun sorumlusu olan kişilerden hesap sormalı. Bu cihaz Afyon için çok önemli ve hayati önem taşıyor. Bir MR cihazının olmaması ciddi hastalığı olan insanlara aylar sonrasına özel hastanelere randevu veriliyor. Bir kısmı şehir dışına çıkıyor. Ben bunu bir türlü anlamıyorum. Birden fazla ihalesi yapıldı, bunun bazı süreçleri var ve tam 2 yıl gecikti. Basın gündeme getirdi, sivil toplum örgütleri dile getirdi. Kimse bu bürokratı sorgulamadı ve tam tersi desteklendi. Siyaset bu kişiyi kolladı. Siyasetin görevi başarısız bürokratları sorgulamalı. Biz sivil toplum örgütleri ve Afyon basını olarak Afyon’da başarıyı da başarısızlığı da siyasetçilere başlarsak daha doğru yapmış oluruz. Kamu Hastaneleri Genel Sekreterinin başarısızlığı AK Parti’nin başarısızlığı olarak kabul edilmeli.

Afyon’da bir başarı var mı?

Ben bir sendika başkanı olarak Devlet Demiryollarına yapılan yatırımları biliyorum. Ülke genelinde Demiryollarına yapılan yatırımların rüzgarıyla Afyon’a da bir şeyler yapıldığını görüyoruz. Bunun dışında yine ben bir sendika başkanı olarak Afyon’un sağlık, emniyet ve eğitim gibi sokaktaki her insanı yakından ilgilendiren kurumlara bakıyorum. Ama bu üç kulvarda çok başarılı olduğumuzu söyleyemeyiz. Afyon’un eğitim durumu ve başarısı ortada. Türkiye 52.si olan bir ilden bahsediyoruz. Sağlıkta yaşanan olumsuzlukları takip ediyorum ve bu konuda tepkimi net bir şekilde ortaya koyuyorum. Ortada bir başarısızlık varsa bunu tek başına o kurumları yönetenlere bağlayamayız. O kurumları yönetenlere baskı uygulayıp, onların başarılı olmaları için biz sivil toplum örgütleri, yerel yönetimler ve basın olarak biz ne yapıyoruz. Başarıya giden yolda birlikte adım atmak zorundayız. Ama biz Afyon olarak bunu yapamıyoruz. Bu şehir de sanki başarısız biri hakkında konuşmak suçmuş gibi algılanıyor. Bunu konuşmamız lazım.

ODAK GAZETESİ PAZAR KAHVALTILARI

Share
#

SENDE YORUM YAZ