logo

Babamın iki kez ölüm haberini aldım

lokman ekici1 (1)

AK Parti İhsaniye Belediye Başkan adayı Lokman Ekici özel ve siyasi hayatını, iç dünyasında ve yaşamında iz bırakan anılarını, siyasi hayata atılış macerasını ve yerel seçimlere ilişkin düşüncelerini Pazar Kahvaltıları’nda ODAK yazarlarıyla paylaştı. Lokman Ekici,  yazarlarımızdan Mehmet Emin Güzbey, Ertuğrul Sevim, Ömer Mazi ve Emre Çınar’a iddialı açıklamalarda bulundu.

 

Kahvaltı Lokman Ekici’nin, kahvaltı itirafı ile başlıyor  

Size bir itirafla bulunayım. Ben 45 yaşındayım fakat hayatımdaki yaptığım kahvaltı sayısı 20’yi geçmez. Hiç kahvaltı yapmam ben. Afyon’da öğrenci yurdunda kaldım. 35 yıldır hiç zeytin yemem, o da kaldığım yurtlardan kaynaklanıyor. Sofraya öyle bir zeytin koyarlardı ki yenecek gibi değil. Yiyemezdim. Çok basit kahvaltılar olurdu. Yıllar sonra midemde bir rahatsızlık oldu. O nedenle kahvaltıdan nefret ettim, hayatımda yaptığım kahvaltı sayısı 20’yi geçmez. Hele zeytin hiç yemem.

 

Doğum tarihiniz kaç, ailenin kaçıncı çocuğusunuz?

1969 doğumluyum. Ailenin ilk çocuğuyum. Babam 10 kardeş, annemler 9 kardeş. Kalabalık bir ailemiz var. Büyük bir aile içerisinde doğduk. Makinenin olmadığı elle tarım yapılan zamanın çocuğuyum. Çiftçiliğe ve çiftçilik yaşamın her halini bilen birisiyim. Sabanla çift sürebilirim. Düvenle sap dövebilirim. Harmanı savurabilirim. Her kuşağı yaşadım. Ailenin büyük çocuğu olmam sebebiyle çok küçük yaşta ailenin yükü boynuma bindi. Ben 11 yaşındayken babam rahatsızlandı. Beyindeki omurilik kemiğinin yarısı alındı. Ayağından bir kemik kesilip oraya kondu. Babamı ameliyat edeceklerdi. İzmir’de Eşrefpaşa Hastanesi’ne götürüyorlar. Onlar da rapor veremeyiz, bu hasta bitmiş bir vaziyette diyorlar.

Ben iki kez babamın öldüğü haberini aldım

Ne demek bitmiş?

Onlara göre babamın yaşama sansı kalmamış. Sonrasında bir şekilde ameliyata girerken doktor babama yaşama şansının yüzde bir bile olmadığını söylüyor. Babam her şeye rağmen kabul ediyor. Beş saatlik ameliyat geçiriyor. Babam hep şunu yaptı, ya Rabbi bana 50 yaşıma kadar bir ömür ver. İyi olursam da bu köyün sığırını, buzağısını güttür. Sığır çobanı yap beni dedi. Onu yapmasının nedeni de on kardeşlik bir ailede büyüyüp güçlü bir kişiliğe sahip olması. Ben aslında Eskişehir Öğretmen Lisesini kazandım. Bizim kasabadaki ilk kazanan kişi bendim. O dönemde Afyon’a geldim. Buradaki sınavı da kazanmıştım. Babam hastanede 3 ve ya 4 ay kalınca bir gün orta ikideyken babamın öldüğünü duydum. 

Ameliyattan çıkamadı mı?

Köye gittim. Okulu falan bırakıp Bozüyük’e koştum. Bizim köyün aşağısında cenaze olduğunda kazan yakılırdı. Bir baktım kazan var, yan tarafta da yatak yorgan bir şeyler var. Şok oldum. Eve girene kadar ağladım. Eve girdim. Baktım, hiç kimse yok. Cenazede yok ortada. Annem dedi oğlum ne oldu neden geldin? Nedir bu halin? Bir şey olmadı, gözüm yaşardı dedim. Babam öldü mü diye de soramıyor insan! Öyle zor bir an ki. Boğazda düğümlenip kalıyor can. Sonra, annem oğlum baban yarın hastaneden gelecek dedi. Niye gelecek dedim. Hastaneden çıkarmışlar. Başka bir hastaneye göndereceklermiş dedi. Rahatladım, bir oh çektim ama bir yandan da inanamadım. Bir çocuğa babasının öldüğünü söylemek bana nasip olmasın! Ben bir çocuğa baban öldü demeyeyim.

Baban öldü denilmişti?

Öyle haber gelmişti ama çok şükür babam yaşıyormuş. Orta üçe geçtiğimde babam ameliyat oldu. Ameliyattan çıktıktan sonra tekrar öldüğüne dair bir haber daha aldım. Bir de öyle gittim. Aynı olayı iki kez yaşadım. İnsan acılarla pişiyor biraz da.

Nasıl yani yine öldü haberi geliyor ve yaşıyor mu?

Evet hayatımda 2. kez babamın öldüğü haberini alıyorum. İkinci kez dünya başıma yıkıldı. İşin garibi babam hala yaşıyor. Belki de her acı haber beni yıprattı, ama babamın ömrüne ömür kattı. Babam hep 50 yaşına kadar yaşamak için dua ederdi. Bunun sebebi de ben evin en büyük çocuğuyum. Benim evi geçindirecek aileyi toparlayacak yaşa gelmem için… Bu gün babam 75 yaşında ve hala ailenin başında.

Babam hala yaşıyor 75 yaşında

Babanız o kadar çok dua etmiş demek ki 2. elli yılı içinde dua etmiş?

Sanırım, ondan önceki dönemde de ilkokul bir ve ikinci sınıflardayken hayvan güttüm. Dört yıl çobanlık yaptım. İlkokulu başarılı bir şekilde bitirdim. Okula bir sene geç başlamıştım. Bunun sebebi de amcamın oğlu vardı benden 2 yaş küçük. O bana göre biraz zayıf bir çocuktu. Okula onunla beraber gidip gelmemiz ve benim ona göz kulak olmam içindi. Ben okuldakilerden biraz daha yetişkin olduğum için okuldaki sosyal yapıyı daha rahat anlıyordum. Üçüncü sınıfta yaşlı bir müfettiş geldi. Sınıfta ay ve güneşle ilgili bir olay anlatıp tahtaya yazdı. Hikaye çok ilgimi çekti. Can kulağıyla dinledim. Müfettiş ne sorsa cevap verdim. İki ders boyunca teneffüse çıkmadık. Sonra tam sınıftan çıkarken hocamıza kızdı müfettiş. Lokman lokomotif gerisi boş dedi.

Çalışkan anlamında mı kullandı?

Evet, o sözü hiç unutmadım. Daha sonraki yıllarda sınıfta, yurtta, askerde hep ön taraflarda yer aldım. Bu benim hayatımın mihenk taşıdır. İlkokuldayken, daha küçük yaşlardayken söylenen bir söz insanı daha ileriye taşıyabiliyor. Geleceğine yön verebiliyor. Daha sonraki yıllarda hastalık bir taraftan, yoksulluk bir taraftan ben burada İmam Hatip’e başladım. Rahmetli bir hocam vardı. Bana birilerinin zekatlarını harçlık olarak verirdi. Bana birilerinin elbiselerini getirirdi. Fakat elbiseleri mağazadan alınmışçasına bir poşet içerisinde gelirdi. Toplum içersinde vermezdi. Gizlice bir yerde verirdi. Şimdi anlıyorum ki o insan çok değerli bir insanmış. Lise bire kadar o yurtta kaldım. Biraz isyankar bir ruhum vardı. Bir konuda bir şeye karşı çıkılacaksa en önde ben yer alırdım. Yurtta düzgün yemek çıkmazsa ben konuşurdum.  Fakat insanlar da bu huyumu kötüye kullanırlardı. Bir şey olduğunda beni öne atarlardı. Görev benim olurdu. O kötü olsun ben kötü olmayayım diye düşünürlerdi. Böyleleri iyi gaz veriyorlar insana. Böyle uçuk yıllar yaşadım.

Bir komünizm ruhu var sizde?

Evet. Ben lise bire kadar orda kaldım. Lise birde Bolvadin’i kazandık. Bolvadin’i kazandığımızda orda Muhsin Akkaya diye bir hocamız vardı. Oradan gelmişti. Lise birde benim dersime girdi. Bana dedi ki gitme oğlum, Bolvadin küçük bir yer. Gideceksen İstanbul’a git dedi. Ertuğrul diye bir hocamız vardı matematiğe giren. Lokman’ım dedi, Bolvadin’e gidip okuyacağına Afyon’daki tabelalara bak, sana yeter dedi. İki hocam da bana bunu söyledi.  Ben buna rağmen yurtlarında harçlık veriyorlar diye gittim. O kadar fakiriz ki oradan verilen burs için hocalarımın gitme dediği yere gitmek zorunda kaldım. Babam da bu esnada iyileşmeye başlamıştı. Bolvadin’e gittim. Ben Afyon’da altı katlı bir yurtta kalırken, oraya bir vardım, tek katlı ahşap bir bina. Dökülüyor her tarafı. Tek iyi yanı, yemeklerinin çok çok iyi olmasıydı.

Bolvadin’in tek hatırası nohut yemeği

Unutamadığınız bir yemek var mı Bolvadin’den? 

Ben hayatımda vazgeçemeyeceğim tek nohut yemeğini orda yedim. Böyle bir nohut yemeği oradan başka yerde yok! Biz okula başladık buradan giderken radikal bir İslamcı olup gittim ben. Oraya bir vardım. Yurtta öğrenciler sigara içiyor. Belletmen de içeride sigara içiyor. Herkes lakayt. Okula vardık. Okulda derse başladık. Musa hocam da müdür yardımcısıydı. Şu anki Bolvadin İlçe Başkanı. Bir tane savaş yıllarında Kıbrıs’ta teğmenlik yapmış bir Fransızca hocamız vardı. Bir arkadaş derste “Hocam o tank o dağa nasıl çıktı, sen her seferinde anlatıyorsun ama benim aklım almıyor” derdi. Hoca Fransızcayı bırakır, başlardı anlatmaya. Dersi kaynatırlardı Hababam Sınıfı gibiydi sınıfımız.

Bir okula sonradan gelmek her zaman sorun olur sende böyle bir olay oldu mu?

Ben orada bir şeyi fark ettim. Bolvadin milliyetçiliği var. Sol cemiyette bir adam var. Ben abdestinde namazında bir insanım. O arkadaş Bolvadinli. Ona bir şey demiyorlar, bana gıcıklık yapıyorlar. Ben Mustafa diye bir hocamdan beşten yukarı not alamazdım. Vermiyordu ki. Bir gün sordum neden böyle diye. Sen beş aldığına şükret dedi. Abdullah Bey okul müdürümüzdü. O parkta otururken beni çağırdı bir gün. İçeri girdik. Musa Beyle odaları yan yanaydı. Bana döndü. Bak Lokman’ım dedi, bu okulda bir sen varsın, bir de ben varım. Üçüncü bir şahıs arama kendine dikkat et dedi. Okul hakikaten çok ilginç bir okuldu. Ben bir yılı orada zor bitirdim. Orada bir sene kaldım.

Fransızca ders gördüm bir tek kelime bilmem

Afyon’a gelecektim. Mahallede Zikri diye biri vardı. Onunla telefonda konuştum. O İstanbul’daydı. Beni İmam hatip’e kaydedeceklerdi. Sonra okul müdürü dedi ki biz bunu kaydedemiyoruz. Neden diye sorduk. Yabancı dili Fransızca olduğu için dedi. Bizim burada Fransızca eğitimi yok. Başka yere gönderelim dedi. Fransızca dersini orta birde seçerken torbadan çekerek seçmiştik. Bozüyüklülerin hepsi İngilizce ve Almanca üzerineydi. Bana Fransızca çıktı. Meğer bizim torbaya bir Fransızca dersi açılması için tamamen Fransızca doldurmuşlar. O gün dediler ki başka bir dili olan varsa karşı karşıya değişsinler. Yurda geldim birini buldum. Değiştirdik. Ama hocalar bunu kabul etmediler. Ona Fransızcayı verdiler ama ben yine Fransızcada kaldım. O gün bugündür Fransızcayı sevmem. Hala Fransızcadan bir kelime öğrenmedim.

Başkası kopya çekti ben sıfır aldım

Yine pansiyon binasındayken Türkçe dersinden yazılı oluyorduk. Yanımdaki arkadaş kopya çekti. Hoca gelirken kopya kağıdını benim ayağımın altına attı. Hoca kopya kağıdını aldı. Benim kağıdımı çizdi. 0 yaptı. Çık dışarı dedi. Benim değil dedim. Ama dinletemedim. İyi bir arkadaşım olduğu için ispiyonlayamadım da. Üst kattaydık. Üst kattan aşağı inene kadar hocanın küfredilmedik bir yanını bırakmadım. Ağladığım için etrafımda kim var kim yok görmedim. Tam aşağıya indim. Kısa boylu çok sevdiğim bir öğretmen vardı. Benim yaptığım tüm küfürleri duymuş. “Lokman hoca senin ettiğin küfürleri ettiğin kişi duydu mu? Ettiğin küfürler ona değdi mi? Diye sordu. Değmedi hocam ama böyle böyle oldu dedim. Yine de senin küfür etmen beni çok üzdü dedi. O zaman hayatımda küfretmediğim kadar küfür etmiştim ama o öğretmenimin söylediklerinden sonra o gün bugündür kimseye küfretmemişimdir.

Müftüye kızdım Hayrettin Paşa heykelinin altında sabahladım

Orta bir de hoca beni Beşiktaş’ta ki müftülüğe gönderdi. Müftülüğün altında bizim ders gördüğümüz bir yer var. Çocuklar her yeri dağıtmışlar. Hepsi benden eski ve bir tek ben yeniyim. Daha hiç birisini tanımıyorum. Müftü de çok yaşlı bir insandı. Aşağıya bir geldi hayvan herifler, eşek herifler, falan filan. Bana döndü sen bunların abisisin bunlara niye mani olmuyorsun yazık sana diye bana fırça atmaya başladı. Dedim hocam ben yeni geldim, ben yapmadım. Kes sesini dedi. Aldım çantamı, çıktım kapıdan. Arkamdan müftü geldi. Gel çabuk buraya dedi. Gelmiyorum dedim. Çıktım otobüs arıyorum o saatte otobüs yok. Geride dönemem, kaldım gece yarısı ortada. Beşiktaş’ta Barbaros Hayrettin Paşa’nın heykelinin olduğu yerde bir park var. Oraya gittim ve parkta oturdum. Sabaha kadar orada kaldım. Geceyi parkta geçirdim. O zaman ilk kez bir yerde parkta sabahladım. O gece bana çok şeyin dersini verdi. Bir yeri terk edeceksen ne zaman terk edeceğini bileceksin. Tedbir almadan yola çıkmayacaksın.

ODAK Pazar Kahvaltıları

Share
#

SENDE YORUM YAZ