logo

Babam siyasete karışma dedi

saffet acar  (89)

Pazar Kahvaltılarına katılan Dinar Belediye Başkanı Saffet Acar, özel hayatından Belediye Başkanlığına, koro şefliğinden okul hayatına kadar her şeyi Mehmet Emin Güzbey, Ertuğrul Sevim, Emre Çınar ve Ömer Mazi’ye anlattı.

Bugüne kadar hiç siyasetin içinde olmamanız ilginç. Neden siyasetten uzak durdunuz?

S. Acar, Benim siyasetten uzak durmanın arkasında babamın koyduğu yasak var. Bizim ailede siyaset konuşulmazdı. Ben 1970’li yıllarda en kargaşalı dönemler de bile siyasete bulaşmadım. Benim görevim okumaktı. Ben görevimi yaptım ve hiç sene kaybı yaşamadan okulumu bitirdim. Benim tersime siyasetle uğraşan, sağ solla uğraşan arkadaşlarım daha uzun yıllar okumak zorunda kaldılar. Ben o dönemde bile hiçbir taraftan olmadım. Gündüz çalıştım gece okudum. O zaman okumak çok zordu. Ama şimdi okumak ne kadar kolay. Şimdiki öğrenciler boykot nedir bilmezler. Biz giderdik okula bir bakardık o gün okulda boykot var. Derse giremezsin. Yeniden eve dönersin. Bizim tek amacımız bir an önce okulu bitirip hayata atılmak ve babamızın yükünü hafifletmekti. Bizde onu yaptık. Askere gittik ve geldik. Sonrasında sanayici olduk. 150 kadar kişiye iş imkanı veren şirketlerimiz var.

 

Okul hayatınızda özellikle her ne kadar siz dahil olmasanız da unutamadığınız bir olay, bir anınız yok mu?

S. Acar, O yıllar da iletişim araçları şimdi ki gibi değildi. Evlerde manyetolu telefonlar var ve bağlatıyorsunuz. Benim tek amacım okulu bitirmek. Bazı zor dersleri hem gündüz alıyorum hem de gece alıyorum ki iyi anlayayım ve o dersten zayıf almayayım. Yine bir gün bir arkadaşımla okula geldik. Okulun kapısında boykot var kimse derse girmesin diye yazı var. Arkadaşım gel o zaman boykot varmış kantinde bir çay içelim evimize gidelim dedi. Bende camda ders programı var ona bir bakayım programda bir değişiklik var mı diye bir adım atacak oldum. Arkadaşımda kolumdan çekiyor gel gitme ben ders programına bakmak istiyorum o çekiştiriyor. Öyle bir çekiştirme oldu. O anda Tercüman gazetesinin muhabiri bizi öyle çekmiş. Ertesi gün gazetenin sürmanşetindeyiz. Bazı öğrenciler derse girmek istiyor diğerleri ona engel oluyor diye. Eniştem sürekli Tercüman okur. Sabah işe gittiğinde odacı gazeteyi getiriyor birde ne görsün benim resmim gazetede. Gazeteyi aldığı gibi eve geliyor ve bana, “Ya senin ne işin bu işlerin içinde boykot varsa eve gel” Enişte ben derse gireceğim demedim. Ders programına bakıp döneceğim sırada oldu. Aslında göründüğü gibi değil dedim. Ama Türkiye genelinde manşet haber olduk.

 

Peki bu olay Dinar’da babanız tarafından duyulmadı mı?

S. Acar, Dinar’da bir telaş annem babam da bir telaş. Babam aradı ilk trenle acele gel. Ben o gece trene bindim ve Dinar’a geldim. Babam gazeteyi gösterdi ve ne iş bu dedi? Durumu anlatana kadar akla karayı seçtim. O gazeteyi uzun süre babam sakladı ama şimdi nerede bilmiyorum. Böyle unutulmaz bir anım var.

 

Yaşımın gerektirdiği her şeyi yaptım

Gençlik yıllarında sadece ders mi çalıştınız?

S. Acar, Vallahi eğlence anlamında hiç bir şeyden geri kalmadık. Elbette o yıllarda şimdi ki gibi cafeler, discolar yoktu. Kahve çalıştıran arkadaşlarımız vardı. Bizde kahvenin bir köşesinde çay partileri düzenledik. Benim müzik ilgimden dolayı bunları çok sık yapıyorduk. Bir yandan söyler bir yandan eğlenirdik. Gençliğin verdiği şeylerden taviz vermedik. Ben o günden beri şöyle yaparım herkes her şeyi yaşının verdiği şeyleri yerinde, zamanında ve kararında yapmalı. Ben her şeyi yerinde zamanında ve kararında yaptım. Ben Yüksek okul da derslerine girdiğim çocuklara bir soru sorarım ve onlara bir hafta süre veririm.

 

Nedir bu soru?

S. Acar, Ben aslında her zaman akademisyen olmayı istiyordum. Öğretmenliği ve öğretmeyi çok seviyorum. O zamanlar akademisyen olmak şimdiki kadar zor değildi. Bir profesörün tavsiye etmesi ile senato sizi öğretim üyesi yapabiliyordu. Bende akademisyen olmayı çok istiyordum ama sanayici olmayı tercih ettik. Ama o özlemimi şimdi Dinar’da yüksek okulda derslere girerek gideriyorum. Ben çocuklara bir soru sorarım. Soru 1 İnsan ne için yaşar?, soru 2 yaşadığımız süre içinde neyi yapmalıyız neyi yapmamalıyız. Parantez içinde kanun ve nizamlar içinde. Soru 3 hayat felsefeniz ne olmalı? Bunu sorarım ve bir hafta süre veririm. Bir hafta sonra cevapları alırım. Kimi sevgilim için der, evli olan eşim için, çocukları olan evlatlarım için der. Bunların hiç biri değil. Cevap şu olmalı. Kendi mutluluğum için yaşıyorum. Kendini mutlu etmeyen hiç kimseyi mutlu edemez.

 

Ben çok yakışıklıyım

Pozitif bir insansınız ve bunu etrafınıza yaymayı seviyorsunuz? 

S. Acar, Kesinlikle evet. Bir kere kendimizi mutlu etmeliyiz. Karamsar olmayacağız ve mutlu olmanın çok yolu var. Ben her sabah kalkarım aynanın karşısına geçerim. Bugün ne kadar yakışıklıyım. Ben güzelim diye gülerim. Ben bunu her sabah yapıyorum. Neyi yapmalıyız neyi yapmamalıyız. Yaşadığımız süre içinde kanun ve nizamlara uygun bir biçimde yaşımızın gereği her şeyi yapmalıyız. Nasıl yapmalıyız? Yerinde zamanında ve kararında. Bunu başardıktan sonra işler daha kolay. Sevgi saygı hoş görü olmalı. Sevgi varsa saygı vardır, sevgi saygı varsa hoşgörü zaten vardır.

 

Şimdi o yıllarda genelde otoriter babalar ve ailelerin olduğu yıllar. Sizde bahsettiniz babam bu evde siyaset konuşulmayacak dedi ben başkan olana kadar hiçbir partiye üye olmadım dediniz. Sizin nasıl bir babanız vardı?  

S. Acar, Her baba gibi otoriter bir babaydı. Ancak aynı zamanda demokrat da bir babaydı. Bizim evimizde her zaman toplanır ve konuşurduk. Babamın işleri ve neler yapacağımız hepsi konuşulurdu. Biz konuşan bir aileydik. Babam bizimle arkadaş gibiydi. Babamı kaybettik ama annem hala bizimle arkadaş gibi. Benim 29 yaşına kadar evlenmemem de bu konuşmalara konu oldu. Bizim askerlik çağımızda bir yığılma oldu ve bir süre askere kimse alınmadı. Bu nedenle ben 4 yıl geç askere gittim. Askerlik bittikten sonra da işimi geliştirip elime ekmeğimi almak için çalışmaya başladım. Bu arada yaş 29 oldu ve bir çiğ böreğe gittik.

 

Annenizle ilişkileriniz nasıl?

S. Acar, Çok iyidir. Ben hiçbir gün annemi aramadan işe gitmedim. Mutlaka 5 kardeşin hepsi her sabah annemizi ararız ve işimize öyle gideriz. Ben her gün mutlaka annemi görürüm gider elini öperim. Bu sabah buraya gelirken de anne ben bugün Afyon’a kahvaltıya gidiyorum, öğleden sonra seni göreceğim diye izin alarak geldim. Biz bir birine bağlı ve aynı zamanda demokrat ve arkadaş gibi bir aileydik. Şimdi aynı şey ben kendi çocuklarımla da öyleyim. Onlarla arkadaş gibiyiz. Bir tane torunum var ama ona karşı başkayım. Onunla oynarken biraz hırpalıyorum. Benim tüm yorgunluğumu alıyor. Ben çocuklara dayanamıyorum onun için okullara ve ana sınıflarına çok büyük önem veriyorum ve sürekli onların arasında olmayı seviyorum. Bazen ana sınıfı çocukları ile birlikte oyun oynuyorum. Benim bir kızım bir oğlum var. Kızım Güzel Sanatlar Grafik Tasarın ve Halkla İlişkiler okudu. Oğlumda üniversiteyi bitirdi ve işin başında. Yakında onu da askere göndereceğiz.

 

Ticaret mi zor siyaset mi zor?   

S. Acar, Ben siyasetçi değilim. Olmayı da düşünmüyorum. Ben sanayici ve işadamıyım. İkisi arasında hangisi zor derseniz kesinlikle siyaset daha zor. Ben siyasete alışamadım ve alışmakta istemiyorum. Ben hizmet adamıyım, görev adamıyım.

 

Siyasette bir beklentim yok

Bana göre sizin başarınızın arkasındaki gerçek fark aslında burada ortaya çıkıyor. Afyon’da en başarılı Belediye Başkanı olarak görünüyorsunuz. Bu sizin siyasi kaygısı ve beklentisi olmadığınız için daha rahat ve sadece işini yapan biri olmanızdan kaynaklanıyor galiba?

S. Acar, Aynen öyle teşekkür ederim. Gerçekten benim bir siyasi beklentim ve kaygım yok. Ben hizmet için yola çıktım. Bu memlekete hizmet etmek için herkesin bir kapasitesi var. Ben gücüm yettiğince, elimden geldiğince aklım erdiğince bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Ben hiçbir zaman yapamayacağım sözler vermedim. Verdiğim sözleri de mutlaka yaptım. Bakıyorum insanlar kapasitelerine bakmadan öyle sözler veriyorlar ki aklım almıyor. İşte bu nedenle siyasetten nefret ediyorum. Aslın da siyaset bir bilim dalı. Biz bir bilim dalını kendi çıkarlarımız için politika yaparak siyaseti kirletiyoruz. Siyasi olan bir kişinin sözüne itibar edilmiyor. Oysa ticarette söz çok önemli ben hiç kimseye çek vermem, senet vermem, söz veririm. Bu güne kadar verdiğimiz sözden dönmedik.

 

Bazen öyle belediye başkanları var ki hiç ağzından olmaz diye bir şey çıkmıyor. Tamam olur der ama o işin olduğunu görmedik. Sizin böyle alışkanlıklarınız var mı?

S. Acar, Kesinlikle bende böyle bir şey olmaz. Vatandaş gelir bazen öyle bir talebi vardır ki olmaz. Ona hemen söylerim bu iş olmaz ne kendini yor ne beni üz. Bu işin olma imkanı yok derim. Şimdi hemen kendimi o vatandaşın yerine koyarım. Bana yapılmasını istemediğim bir şeyi başkasına asla yapmam. Romen vatandaşımızda gelse ayağa kalkarım ve olabilecek bir işi varsa yaparım. Olmayacak bir iş içinde kimseye umut vermem. Benim bu işi yapacak gücüm yok, benim öyle bir imkanım yok diyorum. Vatandaşta artık buna alıştı.

 

Siz bu kadar titiz ve özenli birisiniz. Başkanlık koltuğuna oturduğunuzda personelle aranız nasıldı. Onlarda eskiden kalan bazı alışkanlıklar olur ve başkanları kendilerine benzetirler?  

S. Acar, Göreve geldiğimde 215 personel vardı. Çok üzücü bir olay birçoğu düzenli olarak işe bile gelmiyordu. İlk 12 gün her gün gece 01.00’a kadar tüm personelin seçersini çıkardım. Her personelin resimli, hangi birimde çalışıyor, kimin oğlu, evlimi, çocuğu var ı gibi her şeyini yazdım. Ben herkesten önce gelirim ve en son çıkan ben olurum. Tüm personelle konuştum. Şimdi herkes layıkı ile işini yapıyor. İşe bile gelmeyen çalışanlar şimdi çok verimli bir şekilde çalışmaya başladı. Çalışmanın hazzına vardılar. Ben personelim kadar başarılı ve işini iyi yapan başka bir personel olduğunu sanmıyorum. Bir söz vardır şeyh uçmaz müritleri uçurur diye. Başarılı olmanın bir yolu da ekip çalışmasından geçiyor. Biz iyi bir ekip olduk.

 

İş yerimiz askeriye gibi

Benim en önemli özelliklerimden birisi ekip çalışması. Bizim işyerlerimizde askeriye gibi disiplin vardır. Çuval fabrikasında üç vardiya çalışılır ve çoğunluk kızlardan oluşur. Bazen fabrikaya gittiğimde onların arasına karışırım. Çalışanlarıma baba şefkati ile yaklaşırım. Ben koro şefliği yaptığımın yanında psikolojik eğitim arlım, göz okuma davranış eğitimi aldım. Kızların gözlerine bakarım. O gün onun bir sıkıntısı olduğunu anlarım. Gel bakalım odama derim onu alır karşıma konuşurum. Neyin var kızım bir şey yok der. Başlarım be ya senin yaşında geldi seni evlendirelim artık deriz kız başlar açılmaya. Görücü gelmiş babası olmaz demiş. Hemen yazıyorum kim bu şanslı damat araştırıyorum. Gerekeni yapıyoruz. Kız gülerek çıkıp gidiyor. Ben her zaman çalışanlarımın düğününde, cenazesinde mutlaka yanlarında olurum. Biz çalışanlarımızla bir aile gibiyiz. Ama aynı zamanda askeriye gibi de disiplin vardır.

 

İşyeri ve Belediye de kora şefi gibi       

Bazen bakıyorum ortaokulda voleybol, lisede basket bol oynadım. Sonra da musiki derneği ile koro çalışmalarına katıldım. Yıllarca koro şefi oldum. Hep bir takımın ve ekibin parçası oldum. Onun için bizim iş yerlerimizde ve Belediye de başarılıyız. Ben koro şefliğinin meyvesini kendi iş yerimde ve belediye de gördüm. Dünyanın en iyi müzisyenlerini bir araya getirin. Onların başına iyi bir şef koyamazsanız o dünyanın en iyi müzisyenlerinden başarılı bir müzik alamazsınız. Şef dediğin adam hiç bir şey yapmıyor gibi görünüz. Ama o kaşıyla, gözüyle, mimikleriyle, hareketleriyle koroyu öyle bir yönetir ki tadına doyum olmayan bir müzik ziyafeti ortaya çıkar. Ben Belediyeyi ve şirketlerimizi de aynı koro yönetir gibi yönetiyorum. Bizim başarımızın arkasındaki en büyük başarı bu.

Eşim bir çiğ böreğe beni kandırdı  

Eşimle Eskişehir’de tanıştık. İlkokul’dan üniversite bitene kadar Almanya’da okumuş. Yaz tatiline Eskişehir’e gelmişler. Tatil sırasında tanıştık. Aslında eşim ablamın arkadaşıydı. Onlar daha önceden taşıyorlarmış. Ablam eşimin annesini tanıyor. Kız Almanya’da annesi Eskişehir’de tatil sırasında ablamla komşu oldukları için sık görüşüyordu. Ablam bir gün biliyorum titiz birisin ama sana uygun birini buldum dedi. Ben 29 yaşına kadar evlenmedim. Askerden sonra Dinar’da oto ticareti yapıyorum. Ablam da Eskişehir’de oturuyor. Bir gün evlerine gidelim tanışalım dedi. Bende hay hay dedim. Eşimin ailesi Tatar onlarda çok güzel çiğ börek yaparlar. Çiğ börek yemeye gittik. Ama önceden özellikle söyledim çiğ börek yapacaklarsa giderim dedim. Bir çiğ böreğe kandırdılar beni. Aileme haber verdik onlarda geldiler ve bana bu aile bize münasip kızda çok güzel olur dediler. 5 ay nişanlı kaldıktan sonra evlendik. Eşim çiğ böreği iyi yapamaz, ama rahmetli kayın validemin yaptığı çiğ börek gibisini hayatım boyunca yemedim.

Share
#

SENDE YORUM YAZ