logo

Aziz Aslan niçin akıl hastanesinde yattı?

aziz aslan

Aziz Aslan İstanbul üniversitesinde nasıl okudu, solcuların yurdunda bir yıl nasıl gizlendi, neden imam evinde kalmak zorunda kaldı, yurttan ne için atıldı, Hatemoğlu mağazalarına nasıl muhasebe müdürü olacaktı. Hepsi ve daha fazlası ODAK Pazar kahvaltılarında.

 

Hiç adliyeye savcı karşısına çıktınız mı bu kadar olay, kavga?

Çıktık elbette. Solcularla bir kavgamızdan sonra iyi bir dayak yemiştik. Biz 9 kişi onlar 50 kişi falan vardı. Kanlar içinde karakola gittik ve ifade verip şikayetçi olduk. Polis diğer taraftan bazı kişileri alarak bizi Adliye’ye götürdü. Devletin hakimi savcısı kimse mahkeme başkanı hiç unutmam “Size faşistler mi saldırdı?” diye sorumuştu. Düşünün ülkenin içinde bulunduğu duruma. Böyle bir yaklaşımı asla kabul etmem.

 

Okul her zaman sizin gurubun mu elinde kaldı? Hiç karşı taraf üstünlük sağlayamadı mı?   

Onlarda sağladı elbette. Hükümet değişikliği oldu. Biz son sınıfa giderken Ecevit hükümeti geldi. O zaman özel sınıf diye bir sınıf açıldı. Daha önce çeşitli nedenlerden okuldan atılanlar ve okula gelemeyenlere bir af geldi ve yaşları bir hayli büyük kişiler yeniden okumaya başladılar. Onlar için özel sınıf açtılar ve kollarına kolluk taktılar ve o öğrenciler idarenin yetkisine sahip dediler.

 

Nasıl yani öğrenciler okulu mu yönetecekler. Okul idaresi ne yapacak?

Bu özel sınıf öğrencileri okul yönetimin tüm yetkilerine sahip oldular. Bu arkadaşlar bizden öyle bir acılarını çıkardılar ki okulda duramaz hale geldik. Arkadaşlar okulu terk etmek yok mücadeleye devam diye karar almamıza rağmen dayanmak zor. Gece kaldırıp sorguya çekiyorlar, en yakın arkadaşlarınızla konuşmayacaksın diyorlar, koridorlarda omuz atıyorlar, gece kaldırıp dayak var. Mecburen gece gizli bir şekilde okuldan kaçıyoruz. Açık açık ben okulu bırakıyorum deme hakkın yok. Okuyacaksın devlet sana bunca yıl baktı sana yatırım yaptı, devlet senden iş bekliyor nereye gidiyorsun diye baskı ve dayak var.

 

Okul değil işkence evi gibi

Okul değil esir kampı gibi bir yer oluyor o zaman?

Resmen psikolojik baskı yapıyorlar. Her türlü baskıya maruz kalıyorduk. Çünkü kayıt alamıyorsun, başka bir okula gidemiyorsun. Benim devamsızlığım yok ve derslerim iyi olduğu için son zamanlarda dayanılmaz hale gelince okuldan kaçmak zorunda kaldım.

 

Nasıl mezun oldunuz? Okuldan kaçtığınıza göre atılmadınız mı? 

Okuldan kaçtık ama Afyon’a gelerek bize rapor verecek doktor arıyoruz. Ailelerimizin haberi yok biz kendi kendimize bir arayış içine girdik. Ama hiçbir doktor bize rapor vermiyor. Okula gidemeyeceğiz rapor verin vermiyorlar. Kütahya’da Devlet Hastanesinde memur olarak çalışan bir akrabamız var. Onun yanına giderek durumu anlattım. Bana rapor almamız lazım yoksa kalacağız dedim. Bir iki doktorla görüştük olmaz dediler. Son umut Ruh ve Sinir Hastalıkları doktoruna gittik. Onu daha iyi tanıyormuş. O doktor ben veririm ama iki gün hastanede yatması lazım dedi. Bizim akraba aman hocam olur mu dedi ama doktor ben ancak bu şekilde veririm dedi. Benim başka şansım yok tamam ben kalırım dedim.

 

Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde mi yattın?

Evet, orada yattım çünkü başka çarem yok. İki gün için bir yılı daha mı gidip Akşehir’de okuyayım. Yattım ama doktor ilacını iğnesini de yazmış. Resmen deli hasta muamelesi görüyorum. Ama gelen görevlilere ben hasta değilim bende bir şey yok diyorum ama anlatamıyorum ilaçları yaptılar bana. 3 gün yattım ama 20 gün rapor yazdı doktor. O sürede benim işime yarıyordu zaten. Böyle bir akıl hastanesinde yatmışlığım da var. O zaman üniversite müracaatı okullara yapılıyordu. Müracaat için okula gittik ama okula giremiyoruz girmemize imkan yok. Bir öğretmenimizin evine giderek rica ettik. Biz formlarımızı hoca sayesinde üniversite sınavlarına girdik.

 

İlk sınavda üniversiteye girebildiniz mi?

Giremedim, o zaman dershane de yok. Bir öğretmenimin tavsiyesi ile üniversiteye hazırlık kitabı alarak çalışmaya başladım. Bu arada köyde çobanlık yapıyorum. Dağlarda çobanlık yaparken ders çalışıyorum. O kitapla üniversiteye hazırlandım ve o zaman cemiyetçilik ruhum depreşti. Boş kalınca bir şeyler yapmak istiyorum. Köyde iki tane kahve var. Köyde elektrik yok 37 ekran küçük bir televizyon var aküyle çalışıyor. Gençleri topladım. Kahvecinin birine dedim ki gençlerin hepsi sana gelecek. Gençler babası ile aynı kahvede olduğu zaman oyun oynayamıyorlar. Kahveciye dedim en az 4 masanın dolmasını garanti ediyorum. Ama sende bize çay’ı indirimli vereceksin. Böyle bir anlaşma yaptık. Çobanlık dışında yapacak bir iş yok. Babamın bir misafir odası vardı orada toplanıyorduk. Ama herkesin isim listesi var ve kendi aramızda para topluyoruz. Evlerde su yok köy çeşmesinden su alınıyor.

 

Köyde çobanlık yaptım

Bu topladığınız paraları ne yapıyorsunuz?

Toplanan paralarla köyün çeşmelerini onarıp güzelleştiriyoruz. Çeşmenin suyu ahırlara akıyor ve oradan da boşa akıyor. Yamaçta bir yerlere yayılıyor kışın buz pisti gibi oluyor. Ne insan geçebiliyor ne hayvan geçebiliyor. Kahvenin birine ve köyün tek bakkalına oradan geçiliyor. Sürekli sakatlık oluyor. Bir yükselti var ve onun arkası dere. Ama o yükselti kaya olduğu için kazılacak gibi değil. Ben burayı açmaya karar verdim. Köy muhtarına bize boru al dedim. Muhtar gidin ya bu sizin yapacağınız iş değil dedi. Bu söz üzerine biz daha da hırslanarak gece el fenerleri ile köyün gençleri çalışmaya başladık. Kazmayı vurduğumuz zaman kıvılcım çıkıyor. Yorulanının yerine başka biri geçiyor tam bir haftada biz o kayayı parçaladık ve köyü o buz pistinden kurtardık. Köyde o olaydan sonra ne istesek yapıldı ve biz ne kadar onarılacak yer varsa imece usulüyle yaptık.

 

Üniversiteye gidememeniz köyün işine yaramış. Sonraki sınavda ne yaptınız?

Üniversite sınavına girdim ve 2. Tercihim İktisattı. Ben öğretmen olamayınca avukat olmayı istiyordum. Olmadı köy çocuğu olduğum için Ziraat veya veterinerlik okumak istiyordum. İktisat’ı nasıl 2. Sıraya yazdığımı hala bilmiyorum. İktisat gelince bu ne ya, burayı okuyunca ne olacak diye araştırdım. İstanbul Üniversitesini kazandım.

 

İstanbul hayatı başlıyor?

Babamla beraber giderek 1979 yılında kayıt yaptırdık. Kayıt yaptırdık ama kalacak yerimiz yok. Akşehir’den okurken Antalyalı bir arkadaşım vardı o İstanbul’da okuyor ve onun evinde kaldık. Kayıttan sonra yeniden köye döndük. Birkaç gün sonra bir evrak geldi. Atatürk Öğrenci Sitesine kayıt yaptırabilirsiniz diyor. Kış günü karda kışta İhsaniye’ye gelerek evrakları tamamladım İstanbul’a gittim. Bir odada 4 kişi kalıyor. Ama oranın nasıl bir yurt olduğunu hiç bilmiyorum. Bilsem de başka şansım yok. Yemekhaneye gittim yemek alan bir birine yarasın diyor. Eyvah dedim içimden.

 

Neden eyvah diyorsunuz biriyle mi karşılaştınız?

Yemekhanede bir birlerine yarasın diye hitap edenler solcular. Eğer afiyet olsun diyorlarsa ülkücülerdir. Burada herkes bir birine yarasın diyor. Tam ocaklarına düşmüşüm. Ben ne yapmışım ya. Bir an evvel buradan toz olmam lazım dedim. Bir köşede yemeğimi yedikten sonra dışarı çıkarken merdivenlerde bir arkadaşla karşılaştım. Hayırdır dedi. Ne hayır’ı dedim. Burası solcuların yurdu senin ne işin var burada dedi. Gel konuşalım dedim. Bak bu mekan sizin mekanınız bana bir şey yaptıracaksan bunu açık açık söyle benim gidecek başka yerim yok. Ben buraya okumak için geldim. Senin bana yaptığın iyiliklerin yarısını ben sana yapabilirsem ne mutlu bana dedi. Bu arkadaş Sandıklılı ve solcu olmasına rağmen Akşehir’de bizim yanımızda gezen ve kolladığımız bir arkadaş. Biz bunu orada idare etmiştik. Buna karşılık o da bizi burada idare edecek. Tamam burada kaldığımız sürece ne sen beni tanıyorsun ne ben seni dedik ve ihtilal olana kadar o kurala uyduk.

 

İhtilal olduğu zaman neredeydiniz, nasıl karşıladınız?

O akşam ben İstanbul’dan otobüse bindin Afyon’a geliyorum. Yol boyunca çevirmeler var. Buraya indik radyodan duyduk ki ihtilal olmuş. Onun üzerine ben bir ay kadar okula gitmedim. Ben açıkçası ilk önce iyi oldu dedim. Çünkü o günkü şartlara göre ben çok sıkıntı çektim. Sadece ben değil herkes aynı sıkıntıyı çekti. O zaman için olması gereken bir müdahaleydi. Lisede yaşadıklarımız, üniversitenin ilk yılında İstanbul’da yaşadıklarımız. Kendi korkarak girmek, kaç defa ölümden dönmek kolay şeyler değil Allah bir daha öyle olaylar yaşatmasın. O zamanki Aziz Aslan olarak iyi ki oldu dedim. Ama bugün aynı fikirde değilim. Bizim kaldığımız yurt 10 blokluydu ve bunu 6 bloğu boştu. Orada kalmaya korkuyordu öğrenciler. 80’den sonra yurdun tamamı doldu.

 

İhtilalden sonra 2. Sınıf rahat olmuştur?

Tabi ikinci sınıf çok rahattı ve ben hem okuyup hem de çalışmaya başladım. Bir muhasebe bürosunda çalıyordum. Aynı zamanda bizim köyün ilk kadrolu imamlarından birisi vardı genç bir arkadaş İstanbul’da onun imam evi vardı orada kalmaya başladım. Ama bakımsız ve kötü bir yerdi. Aynı zamanda bu arkadaş İlahiyat’ta okuyordu.

 

Yurttan niye ayrıldınız ki? Artık sıkıntılı bir durumda yok?

Ayrılmak zorunda kaldım. Hem okuyup hem çalışıyorum. Hafta sonra arkadaşın evine gidiyorum. Bir hafta sonu Kenan Evren bizim yurda gelmiş. Yoklama alıyorlar ben yok yazılıyorum. Yok yazılanları yurtta atacaklar. Atılırsak bir daha yurt hakkı olmuyor ve yatırdığımız depozit yanacak. Yurt memuru beni severdi. Biz atmayalım sen kendi isteğinle ayrıl paranda yanmasın dedi ve ben bu yüzden yurttan ayrılıp imam evinde kalmaya başladım.  Okuldan yada işten eve giderken 2 otobüs bir vapur değiştiriyorum. Gece 11’de eve geliyorum. Ev dediğim yerde bir oda dar ve bakımsız bir yer.

 

Okula giderken muhasebede çalışmaya başladım 

Bu arada okulda siyaset yapılmaya başlandı mı siz bir görev aldınız mı?

Devam ettik. Daha önceden okulda kendi belli etmiş 5 tane arkadaş vardı. Onlar derslere Jandarma ile gelip gidiyorlardı. Ama ders giriş çıkışlarında tekme tokat yiyorlardı. Bende onlara ders notu götürüyordum zor durumda kalmasınlar diye. Marmara kıraathanesi vardı oraya ders notlarını götürüyordum ki derslerden geri kalmasınlar diye.

 

Nerede çalışıyorsunuz nasıl iş buldunuz?

Bizim okulda Mustafa abi diye birisi var. Benden alt sınıflarda ama yaşı bana göre çok fazla. Bir gün onunla konuşarak ne yapıyorsun dedim. Benim muhasebe bürom var dedi. Hem muhasebe bürosu var hem okuyor. Ben 4. Sınıfa giderken o 2. Sınıfa gidiyordu. Benim oraya gel git vaktin olduğunca çalış dedi. Biz birlikte çalışmaya karar verdik. Daha sonra başka bir arkadaşımızı da işe aldık birde ayak işleri için başka birini işe aldık. Ben en eski ve tecrübeli eleman oldum ama hala maliyeye beni gönderiyor. Gidiyorum saatlerce kuyruklarda bekliyorum çok yoruluyorum. Ama bu iş canımı sıkıyor. Bir gün Mustafa abi konuşmamız lazım dedim odasına geçtik ve söyle bakalım nedir sorun dedi. Ben en eski olmama rağmen hala maliyeye ben gidiyorum çok yoruluyorum. Başka arkadaşlar aldık onlar niye gitmiyorlar dedim. Sonra anlarsın nedenini ben bu konuda sana bir şey söylemeyeceğim dedi.

 

Yine siz gidip gelmeye devam ediyorsunuz yani?

Evet, konuşma bir işe yaramadı. Aradan bir ay geçti beni yanına çağırdı. Neden seni gönderdiğimi anladın mı dedi. Anladım abi dedim. Neyi anladın? dedi. Ben işler yetişsin biran evvel işimi bitirip çıkayım diye oradan bazı memurlarla arkadaşlık kurdum. İki saat bekliyoruz vatandaşta bekliyor bende muhasebe elemanıyız bizde bekliyoruz. İşimi yapabilmek için her vergi dairesinde biri iki memur dost edindim. Bu sayede işler daha çabuk bitiyor dedim. İşte bunun için seni gönderdim dedi.

 

Köyde oturup da ilk üniversite bitiren benim

Ben lisede ve Üniversitede çalışkan bir öğrenciydim. İnek öğrenci derler ya ben öyleydim. Okul boyunca hiç kız arkadaşım ve gönül işim olmadı. Varsa yoksa dersler ve okul bitirmekti gayem. Benim üzerimde büyük bir yük vardı. Bu yük beni çok korkutuyordu. İlk defa benim köyümden bir öğrenci üniversiteye gidiyor. Ben bu okulu bitirmek zorundayım. Köye geldiğimde herkes beni el üstünde tutuyor. Üniversiteye giden ilk öğrenci bu olay bende büyük bir baskı oluşturuyordu. Annesi babası köyde oturup çocuğu üniversite kazanan ve bitiren ilk kişi olmak, benden sonra gelecek olan nesillere örnek olmak için ben okul hayatım boyunca birçok şeyden uzak kaldım. Çalışmak, sınıfta kalmamak ve okulu bitirmek. Bütün gayem buydu o nedenle okul hayatım boyunca bir kızın eli elime değmedi.

 

Pazarlarda soğan sattım

Üniversite okurken yaz tatillerin de köye geldiğimde yapacak fazla bir şey yok. Çobanlık yapıyoruz ama bana sıcak para kazandıracak bir iş yapmam lazım. Okul harçlığımı çıkartmak için komşulardan, eş dost akraba soğan topluyorum. Onları alıp Döğer pazarına getiriyorum ve pazarda tezgah açıp soğan satıyorum. Bağırmasını da beceremiyorum ama gide gele öğrendim. Soğanları pazara at arabası ile getiriyorum. Daha önce ilk kez İstanbul’a gittiğimde kurban satmıştık. Ben ilk defa orada yüksek sesle bağırmasını öğrendim. Önceleri utanıyordum. Baktım etrafımda herkes bağırıyor. Babamda oğlum bağırmazsan kimse gelip bizden kurban almaz bayramı burada geçiririz demişti. Mecburen herkes gibi bende bağırmaya başladım. Döğer pazarında da soğan satarken bağırıyordum.

 

Hatemoğlu mağazalarında müdür olacaktım

Bizim çalıştığımız muhasebe bürosu küçük bir yerdi. Bende artık okulu bitirmek üzereyim Mustafa abi beni yanına çağırdı. Okun bitiyor burası seni kaldırmaz. Sana başka bir iş bulmamız lazım dedi. Ben de sen bilirsin abi dedim. Aradan bir hafta geçtikten sonra beni bir tanıdığının yanına gönderdi. Oda başka birine not yazı. Al bunu git yanına dedi. Beyoğlun’da Hatemoğlu mağazaları sahibi Ertuğrul bey var. Git onu bul ve bu notu ona verdi. Gittim mağazayı buldum Ertuğrul bey kim dedim birisi buyur dedi. Ben Ertuğrul beyi arıyorum dedim. Buyur oğlum benim dedi ama adam orada çalışan biri gibi. Notu verdim durumu anlattım. Birkaç ay sonra muhasebe müdürümüz emekli olacak. Onun yerine muhasebe müdürü yetiştireceğimiz birini arıyoruz. İki ay sonra tekrar gel dedi. Peki dedim ve ben gittim. İki gün sonra telefon geldi gelsin başlasın diye. Sabah oldu giyindim Hatemoğlu mağazasına işe gidiyorum. Beyoğlu’nda yollar kapalı polis çevirmiş itfaiyeler yangın söndürüyor. Bizim mağaza yanmış. Herkes ağlıyor adam karşı kaldırımdan yangını izliyor. Hatemoğlu’na ilk iş günümde veda edim. ODAK

Share
#

SENDE YORUM YAZ