logo

ATATÜRK YAŞASAYDI İNANIR MIYDI?

Bu gün 10 Kasım…

Yüce Atatürk’ün ölüm yıl dönümü…

Yazıma başlamadan evvel O’nu minnet ve şükranla bir kez daha anıyor, ruhu şâd, mekanı cennet olsun diyorum…

Atatürk ve arkadaşlarına ve cumhuriyet değerlerine cumhuriyet tarihinin en ağır saldırıları, Atatürkçüleri üzen en cahil ve en ağır ithamlar son 15 yılda yapıldı.

Ve Ak Parti bu saldırıların birçoğuna maalesef sessiz kaldı.

 

Medyadan öğreniyoruz ki Ak Partililer Anıtkabir’e gitmek için katılımcı toplamaya yönelik ilanlar veriyor…

Yani ilk defa bu 10 Kasımda otobüs otobüs Anıtkabir’e gidip Atatürk’ü anacaklar… Allah Özü tam olarak bilemediğimiz için sözlerindeki (ilanlarındaki) niyetlerini kabul etsin.

Muhakkak ki yanlışın neresinden dönseniz kârdır derler…

 

Lakin vatandaşlar Ak Partinin kendi tanımları ile ilan ettikleri metal yorgunluğunun/aşınmasının ve mental yorgunluğunun pik yaptığı bir döneme gelen bu ani dönüşü önümüzdeki günlerde olası bir seçimde 50+1 adına zevahiri kurtarma olarak değerlendiriyor…

Bu kurtarma hamlesi Kürt vatandaşlar, MHP’li vatandaşlar yetmeyince (veya herkes kendi mevzisine çekilince) “Ha Atatürkçülerin oyunu” alabilir miyiz üzerine kurulu kurgu gibi görüntüsü veriyor diye değerlendiriyor…

Eyvallah…. Diyelim ki Atatürkçüler bu girişimi/dönüşü ve kıyamı yuttu…

Ya da amiyane tabirle yedi…

Atatürk yer mi, işte aşağıdaki kıssa bunu anlatıyor…

Umarım hisse alması gerekenler de gereken hisseyi alırlar…

 

** ** **

 

Atatürk Amasya ziyareti sırasında, yörenin ileri gelenleri ile Vali Konağı’nda sohbet ederken bir ara tam karşısında oturan 50-55 yaşlarında sakalı göğüslerine kadar inen birine gözleri takılır. Yanında oturan valinin kulağına eğilip sorar:

-”Kimdir bu?”

-”Efendim kendisi Şeyh’tir. Yörede çok hatırası vardır.”

Bunun üzerine Atatürk Şeyhi yanına çağırttırır.

-”Bak baba, imanın ölçüsü sakalın boyunda değildir. Şunu rica etsem de en azından Peygamber Efendimiz’inki gibi kısaltsan” der ve eliyle de boyun altı hizasını gösterir.

Şeyh ”Emrin olur Paşam” diyerek yerine çekilir.

Toplantı bittikten sonra Atatürk Amasya’dan ayrılır ve aradan birkaç ay geçer…

Bir akşam Atatürk’ün aklına Amasya’daki şeyhi gelir. Vali’yi telefonla arayıp sakalını kesip kesmediğini sorar. Vali şeyhin sakal boyunda en küçük bir kısalma bile olmadığını söyler.

Atatürk telefonu kapatır, kağıdı kalemi eline alır ve az sonra nazırını çağırıp, yazdığı yazıyı Amasya Valiliği’ne tebliğ edilmesini ister.
Ertesi gün Amasya’dan şeyh efendinin Atatürk’ü görmek üzere Ankara’ya doğru yola çıktığı haberi gelir.

Şeyh Ankara’ya ulaştığında, Atatürk’ün karşısına çıkar. Sakal tamamen kesilmiş, sinekkaydı bir tıraş olunmuş, saçlar kısaltılmış, kılık-kıyafet baştan sona değiştirilmiş, bambaşka bir görünüme bürünülmüştür.

Orada bulunanlar bu değişime çok şaşırırlar ve Atatürk’e bunun nedenini sorarlar:
-”Aman Paşam, o şeyh ki sakalına el dahi sürmezdi… Siz ne ettiniz de kökünden kesilmesini sağladınız?”

Atatürk gülümser, sonra da yanındakilere dönüp şöyle der:

-”Dün akşam Amasya Valiliği’ne bir yazı gönderdim ve şeyhi Afyon’a vali atadığımı bildirdim”

Ardından da yeni bir yazı hazırlayıp nazırına bunu şeyhe vermesini söyler.

Yazıda şöyle yazmaktadır:
-”İnancın ölçüsünün sakalda olmadığını anladığına sevindim. Valilik meselesine gelince… Bugün koltuk uğruna 40 yıllık sakalından vazgeçebilen, yarın başka şeyler için milletinden bile vazgeçebilir. Seni böyle bir ikileme mahkûm bırakmayalım.”

Share
#

SENDE YORUM YAZ