logo

17 Ocak 2014

Allah’ın bir oyla da olsa ben kazanayım

ibrahim ışılak (35)

Yeter ismi ile tanınan Susuz Belediye Başkanı İbrahim Işılak 2009 seçimlerinde sandıklar açıldıktan sonra AK Parti’nin kutlama yapması ile neler yaşadığını 10 dakika sonra ise seçimin galibinin kendisi olduğunun öğrendiğinde yaşadıklarını ODAK Pazar Kahvaltıları’nda Mehmet Emin Güzbey, Ertuğrul Sevim ve Ömer Mazi’ye anlattı.

 

Bunca yapılanlara rağmen 2004 yılında seçim kaybettiniz. Kimdi o aday, nasıl kaybettiniz?

Benim tüm seçimlerim belli bir seviyede geçti. Hiçbir zaman bir taşkınlık, şımarıklık yapılmadı. Sandıklar sayıldı çevremde bulunanlar tebrik etti ve evlerimize gittik. Ama o kaybettiğim seçim başka bir şeydi. 2004 seçimini halamın çocukları olan aynı zamanda oğlum Alparslan’dan dolayı dünürümüz olan biriyle kaybettim.

 

Akraba ve dünür olan birisi size niye rakip olarak Belediye Başkanı adayı oldu?

Dünür ve hala çocuğu olmaları nedeniyle iki kere akrabayız. Susuz ile Afyon arası çalışan minibüs hattı işini onlar yapıyorlar. 5-6 tane minibüsleri vardı. Ama herkes şikayetçiydi. Bende gidip 5-6 minibüs alıp belediye olarak taşımaya girdik. Belki gidip konuşsak orta bir yol bulunurdu amma gitmedik bunlarda bana kızarak gidip aday oldular. Seçimler geldi çattı ve Cengiz Yıldız az bir oy farkı ile seçimi aldı. Aman Allah’ım sabaha kadar silah atmalar, konvoylar beldeyi salladılar. Böyle bir olaydan sonra kasaba halkı arasına bir soğukluk girdi. O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Kasaba resmen ikiye bölündü. Çünkü o güne kadar böyle bir taşkınlık yaşanmadığı için kim hangi taraftan belli değildi.

 

Belde halkı sizin kaybedip onların kazanmasını çok fazla kabullenmemişler galiba. 5 yıl sonra 2009’da yapılan seçimlerde yeniden sizi seçtiklerine göre?

Dedim ya, 2004 seçimlerinden sonra yapılan gösteri ve taşkınlıklar belde halkı tarafından kabullenmedi, daha o gün yanlış yaptıklarını anlamışlardı. Bakın hala insanlar arasında soğukluk var. Ben ne yaparsam yapayım bunu aşamadım. 2009 seçiminde de oldu benzer bir durum. Oy kullanma işlemi bitti ve ben hiçbir zaman sandık başına gitmedim. Seçim sonuçlarını da bir minibüsün içinde bekliyorum, etrafımda gençler var. Sandıklar açılmaya başlıyor. Bir sandıkta bir iki oy ben öndeyim, bir sonrakinde bir iki oy o önde. Tüm sandıklarda böyle. Son sandığa sıra geldiğinde bizim bulunduğumuz arabanın etrafı kalabalıklaştı. Herkes cama yapıştı sonucu bekliyoruz. Son sandıkta 8 tane önde, o anda dedim gitti ya. Elimdeki kalem ve kağıdı cama fırlattım. Allah’ım yarım oyla da olsa bana kısmet et. Bu çocukların emekleri ve üzülmemeleri için dedim.

 

Allah’ım bir oyla da olsa seçimi bana kazandır

Kendinizden vazgeçtiniz gençler için mi Belediye Başkanlığını istiyorsunuz?

Samimi olarak söylüyorum. Kendimden geçtim, kendimi düşünecek halim yok. Ama o çocukların yüz ifadeleri, ağlayacak gibi duruşu beni mahvediyor. Karşı taraftan biri 8 tane öndeyiz bu iş bitti diye haber verince gene bir şamata koptu. Havaya ateş açmalar, konvoylar sorma gitsin. Tamam artık hadi toplanın evlerinize dedim. Tam dağılırken bir telefon geldi. Sayım daha bitmedi devam ediyor diye. Başkanım bekle dediler. Sonra tamam başkanım ilan edebilirsin dediler. O anda bizim tarafta matem havası gitti çocuklar beni yiyecekler. Yaka paça kalmadı. Neredeyse sakatlanacaktım. Ne oldu diye sorduk sonra. Oyları sayan adam bizim zarfları alta koymuş. Hep başa baş gidiyor ya. Sandıkta zarf kalmadıktan sonra öbürleri sevinmeye başladıktan sonra bizim zarflar tek tek ortaya çıkmaya başlıyor. 8 oy geriden gelip 11 oyla kazanıyoruz.

 

Bu olay adamı kalpten götürür maazallah. Kazandık diye sevinirken seçim kaybetmek zor olur. 

Tabi bir anda silah atmalar durdu ve konvoylar kesildi. Ama bizim tarafta benzer bir taşkınlık yok. Hemen itiraz ediyorlar. Oylar yeniden sayılıyor, İlçe Seçim Kurulu’na, İl Seçim Kurulu’na, Yüksek Seçim Kurulu’na kadar. Her yerden benim kazandığım tescillendikten sonra kabullenmek zorunda kaldılar. Elbette kolay olmadı. Bu itirazlar tam bir ay sürdü. Millet işini gücünü bıraktı kahve önlerinde bu konu konuşuldu. Türkiye’de 2009 seçimlerinden sonra en geç koltuğuna kavuşan başkan ben oldum. Tam bir ay sonra belediyeyi aldım.

 

Nasıl geçti o bir aylık süre. Büyük macera olmuş açıkçası?

Onlar içinde bizim içinde kolay olmadı. Benim için kolay olmaması dakka başı birisi arıyor abi ne oldu, telefon kulağımdan hiç inmedi. O günden kalma hala kulaklarımda sancı var. Afyon’a adliyeye geliyorum telefon, abi ne oldu, mazbatayı aldın mı? abi işlem tamam mı? Biz ay böyle gelip geçti. Şimdi biraz olsun yumuşattık. Abi bu adam senin hakkında ileri geri konuşuyor. Ama sen hala onun işini yapıyorsun diyorlar. Seçim bitti, bırak konuşsun diyorum. Bugün baktığımda son iki seçimde yaşadıklarımız gibi gergin bir ortam yok.

Sizin Vali tarafından ANAP’a geçmenizi tam olarak konuşamadık. Vali Ali Sakallı bu transferi nasıl gerçekleştiriyor?

Vali Ali Sakallı ben seni seviyorum. Girişken genç bir belediye başkanısın. O zamanlar Vali Bey İl Genel Meclis Başkanı aynı zamanda. Bir çok işimiz oradan bitiyor. Camilere yardım, okul ihtiyaçları hepsi oradan çıkıyor. Her karşılaştığımızda böyle söylüyor. Bir gün İl Başkanı ile geldi. İl Başkanı’na bu adamı alın ve kaydını yapın dedi. Bende onu kıramadığım için böyle bir transfer olayı yaşandı.

Bir sözüm ikiletilmeden su projesi yapıldı

Vali sizi ikna etti ve Refah Parti’sinden ANAP’a geçtiniz bu geçişin bir karşılığı oldu mu yoksa makam arabası gibi boş mu çıktı?

Her şey zaten o zaman valinin elinde. Bana zaten destek olan bir adamdı. Ben Belediye Başkanı olup, 2 yıl Refah Parti’sinde kaldığımda beldede hiç bir şey yoktu. Beldenin içme suyu yoktu. Köyün içinde ayaklı bir su deposu vardı. İnsanlar sabahlara kadar su beklerdi. Ben buna çok üzülüyordum. Gittiğim zaman ikiletmeden her işim gerçekleşiyordu. Ben daha ANAP’a geçmeden bu işleri yapmaya başladık. Hele ANAP’a geçtikten sonra hizmet yağmaya başladı.

12 Eylül öncesi köylülerin ölecek dediğine göre siz olayların içine giren birimiydiniz?

O dönem yaşayıp da bu olayların içine karışmamış adam var mı? Bizim araba var öğrenci taşıyorum. Afyon’da öğrenci çok. Daha gelmeden şuradan solcu gelecek, buradan örgütçü geliyor, hatta şu araba ile geliyor diye bize bildirirler. Bende Afyon’da ülkücü olan birçok kişinin kahrını çektim. Şimdi düşünüyorum da hiç hoş şeyler değilmiş. Gözümün önünde örgütçü, solcu çocukların nasıl dayak yediklerini gördüm. Olmaz böyle bir daya. Adamı ölmekten beter ediyorlardı. Daha muhtarlık zamanında dayım bağırmasın çağırmasın diye onun oğlunu da yanıma alıp geldim. Elimizde birer boya kutusu, 6 kişiyiz, su deposu, okul duvarları boyanmadık yer bırakmıyoruz. Elimizde bozkurt şablonları var her yeri donattık.

Eyvah, Muhtar nasıl biri?

Muhtar çok sert bir adam. Sabah kalkıyor kafasını ne tarafa çevirse her yer boyalı. Başlıyor bunu kim yaptı küfürler, bağrışlar köyü inletiyor. Bekçi yanına varıyor ne bağırıyorsun? Senin oğlanla Yeter yaptı diyor. Hemen yeni boyalarla her yer kapandı. Susuz’da beni İbrahim diye sorsanız kimse bilmez. Hala herkes Yeter diye biliyor. Çevre köyler ve ticaretle uğraştığım yerlerde Yeter diye bilirler.

Şimdi bakıyorum da bu masaya oturan herkes solcuları şöyle dövdük, böyle dövdük diye bahsediyor. Niye hiç kimse nasıl dayak yediğini anlatmıyor?   

Elbette onlarda dövüyorlardı bu işler karşılıklı. Ben gördüğümü söylüyorum ama bu işin solcusu sağcısı yok. Karşılıklı oldu bu işler. Mesela Uşak’ta da bizimkileri indirip dövüyorlardı. Her iki tarafta çok zarar gördü. Keşke bu acıları hiç yaşamasaydık. Aslında her iki tarafında amacı bağımsız bir Türkiye idi. Ama sağ dediler, sol dediler ülkeyi kutuplaştırdılar. Olmasa iyi olurdu.

Sait Acba bizim arazi için söz vermiş

Bir arazi meselesi vardı, neydi bu mesele birkaç yıl önce gündeme gelen?

Bir gün Ankara’dan 4 kişi geldi. Başkanım Ankara’dan geliyoruz Sait Açba gönderdi. Sizin sınırlar içinden 2 milyon 500 bin metre karelik arazi sözü aldık dedi. Bende bizim beldede 2 milyon 500 bin metre karelik bir yer yok dedim. Adamlar var başkan var biz o sözü aldıkta geldik dediler. Bizim bir çalışanımızı yanlarına verdik ve gidin bir bakın bakalım nerede 2. milyon 500 bin metre karelik bir alan varmış bizde öğrenelim dedim. Birlikte gittiler. Bizim koyunun kuzunun otlandığı bir yer vardı oraya kazıklar çakmış. Birde jandarma binası yapacak olmuşlar. Burada ne yapacaksınız dedim burada hayvancılık yapacağız dedi. Hayvancılık yapılacak bir yer için bu kadar yere gerek yok. Burada kaç kişi çalışacak dedim 10 kişi çalışır dedi. Ben burada senin dediğin iş olmaz. Sen git kendine başka bir yer bul dedim.

Adam sözü almış gider mi başkan?

Adam bize Sait Açba, söz verdi dedi. Kimin söz verdiği beni ilgilendirmez benim bölgemden alınacak bir arazi yok dedim. Adam bizden çıktıktan sonra söz aldığı yerlerle görüşmüş. Benden önceki başkanın borçları nedeniyle bana icra göndermeye kalktılar. Bende vermiyorum lan sıkıysa gelinde alın dedim.

Eşimle görücü usulü evlendik

Köyde yaşıyoruz. Kafeler pastaneler mi var ki orada tanışalım. Görücü usulü istedik ve evlendik ama şimdiki belediyenin olduğu yerde bir kuyu var bütün kadınlar kızlar suyu oradan çeker. Köyün gençleri de kızları orada görür. Benim hanımı görmemde böyle oldu. Bizim traktör olunca bende dışarı çıkartıyorum herkesin gözü traktörde. Bu arada annem bana kız bakıyor şunun kızı var bunun kızı var diye bana söylüyor bende ilgilenmiyorum. Bir gün yengem istediğin biri var mı? dedi. Bende şu olursa olur olmazsa ben evlenmem dedim. Ama işin ilginç olanı Annem o kızı başkası için istemeye gidiyor. Kızın anası da sen başkası için isteyeceğine kendi oğlun için gel diyor. Aradan biraz zaman geçtikten sonra annem bu kez benim için istemeye gidiyor. Kızında bende gözü varmış anlaşılan.

41 bin liraya traktör aldık

Ben ufağım o zaman bizimkiler bir traktör alacak. O zaman köyde 2 tane traktör var birisi bizde. O zamanlar traktör almak çok büyük bir olaydı. 1968 yılında 41 bin liraya traktör aldık. O zaman 170 tane seçme koyun, 26 tane dana, para pul derken 41 bin lirayı denkleştiriyorlar. Sendika başkanı olan abim, büyük abime, 5 bin metre kare arazi var gelin burayı alalım. Bir traktöre bu para verilmez. 5 bin metre kare yer 35 bin lira diyor. Burası da sigortanın arkasında bir yer. Cumhuriyet Mahallesi. O zaman oralar marul bahçesi. Abim de ya bana öküzle hayvanla çift mi sürdüreceksiniz? diyor. Ama abim dinlenmedi ve traktör alındı. Şimdi traktör yerine Cumhuriyet Mahalles’inden 5 bin metre yerimiz olsaydı Afyon’da bina zengini olurduk.

Bir sözüme bir kamyon hayvan verirlerdi

Evet, zaten ilk başta beni hayvan ticareti yapanları taşımam için yanlarına verdikleri kişilerden biriyle ortak olarak başladım ve daha sonra küçükbaş hayvan üzerine iyi bir ticaret yaptım. Sadece Susuz ve çevresinde değil Uşak, Manisa, Kütahya gibi yerlerde çok saygın bir ticaret adamı olmuştum. Bizde söz ve güven çok önemliydi. Manisa’da benim bir sözümle bir kamyon hayvan verirlerdi. Şu gün vereceğim derdim. Eğer o gün o parayı bulamamışsam şimdiki gibi telefonda yok gider adamı bulur kusura bakma ben senin paranı tedarik edemedim derdim. Adam çok şaşırırdı. Sadece bunu söylemek için mi geldin diye. Ne zaman olursa o zaman getir derdi. Bu gün bile gitsem 10 milyonluk mal alsam kimse para sormaz.

Odak Pazar Kahvaltıları

Share
#

SENDE YORUM YAZ