logo

Afyon’da bir “ağa” geldi geçti

ömer mazi

Tesadüf müdür yoksa yaratanın bir hikmetimi?

Pazar günü Yusuf Özer’in hayatını kaybettiğini öğrendim.

Birkaç saat sonra yağmur yağmaya başladı.

Dün devam etti.

Hani bazı kıymetli insanlar kaybedildiği zaman gökler bile ağladı deriz ya.

Afyon’un ‘ağa’sı Yusuf Özer için de gökler ağladı desek yalan olmaz.

 

Bugün Afyon’un gördüğü en büyük cenazelerden biri olacak.

Yurdun birçok yerinden önemli iş adamları, politikacılar, eski yeni bakanlar Yusuf Özer için Afyon’da olacak.

 

Yusuf Özer’i ilk kez 2005 yılında tanıdım.

Dev gibi bir adam.

Gür sesi.

Heybetli duruşu.

Müthiş bir siyaset bilgisi.

İş dünyasında ufku sınırları aşan.

Adnan Menderes’e şoförlük yapan.

Turgut Özal’a yarenlik yapan.

Ağalığı sözde değil babadan olan dev gibi bir adam.

Tıpkı ulu bir çınar gibi.

 

Aradan yıllar geçti.

Yolumuz yeniden Afyon’a bu kez birazda kalıcı olarak düştü.

ODAK Gazetesinde Pazar Kahvaltıları yapmaya başladık.

Mehmet Emin Güzbey.

Ertuğrul Sevim.

Emre Çınar.

Kimleri davet edelim diye bir liste yapıyoruz.

Hepimizin mutlaka olması gerek iki isim belirledik.

Yusuf Özer ve Yılmaz Oruç.

Afyon’un bu iki önemli iş adamı mutlaka Pazar Kahvaltıları’nda olması gerekenler dedik.

Çok istememize rağmen Yılmaz Oruç’u ne konuk edebildik.

Ne de davet edebildik.

 

Afyon çok önemli bir işadamını kaybetti.

Pazar Kahvaltıları’na başlarken güzel bir iş yapacağımızı tahmin ediyorduk.

Ama başladıktan sonra etkisi ve şehrin son 80 yıllık tarihini yeniden yazacağımızı tahmin etmiyorduk.

Her konuk bizi bambaşka bir dünyaya taşıyordu.

Her konuk Afyon’un güncel tarihini, sözlü tarihini yeniden yazılmasına katkı koyuyordu.

Her seferinde yeni bir şeyler öğreniyorduk.

Sadece biz değil her konukla birlikte Afyon yeni bir şey duyuyordu.

Adeta Afyon’un hafızasını yeniliyorduk.

 

Mutlaka olması gereklerden en başında yer alan Yusuf Özer’i davet ettik.

2005 yılından beri Yusuf Özer’i son olarak eski Vali Haluk İmga’nın vedasında gördüm.

Açıkçası yinede Yusuf Özer ağa.

Biraz kasıntı.

Havalı.

Bildiğimiz klasik ağalar aklımıza geliyordu.

Yusuf Özer, Pazar Kahvaltıları’nın 12. Konuğu oldu.

Tamam geliyorum dedi.

Bir telefon 27 Şubat 2013 Çarşamba günü.

Genelde bütün konuklarımızı Cumartesi ya da Pazar günü aldık.

Ağa Çarşamba dedi.

 

Hazırlıklarımızı yaptık.

Saat 09.00’da tüm kadro hazır bekliyoruz.

Bekliyoruz ama Ağa bu arkadaş en az bir saat bizi bekletir diye tahmin ediyoruz.

Saat 09.05 dışarıda hafif bir yağmur var.

Elinde şemsiyesi Yusuf Özer göründü.

Şemsiyesini hep beraber karşıladık.

Arkasından bir kişi daha geldi.

Elinde koca bir bakraç.

Ağa’nın eli tutulmaz derler.

 

Hayırdır ağam dedik.

Lan kahvaltı keşkeksiz olmaz.

Ben keşkek yemeden kahvaltı yapmam.

Sizde keşkek yapmasını bilmezsiniz.

Onun için ben özel olarak yaptırdım.

Önce keşkek yiyelim sonra sizinkilere başlarız” dedi.

Sonradan öğrendik Yusuf Ağa Ankara’da dostlarını ziyarete gittiğinde mutlaka yanında koca bir tencere keşkekle gidermiş.

Bende hayatımda ilk defa kahvaltıya keşkekle başladım.

 

Ağa ya biraz ağır abi bekliyoruz.

Başlamadan şartlar koşar.

Şunları sorun, bunları sormayın.

Özel hayata girmeyin falan.

Hiç birisi yok.

“Ne sorarsanız sorun.

Veremeyeceğim cevap yok”   

 

Başladık babasından, doğduğu köyden, nasıl ağa olduklarına.

Gerçek ağa babamdı, ben sosyete ağasıyım

Babasını Adnan Menderes’i neden kaçırmak istediğini.

Adnan Menderes’in Afyon ziyaretinde arabasını nasıl kullandığını.

Turgut Özel Cumhurbaşkanlığını bırakım Afyon’da yeni bir parti kuracağını.

Özal hayatını kaybettiğinde Çankaya köşküne nasıl çıktığını.

Ve daha birçok özel bilgiyi Pazar Kahvaltılarında anlattı.

 

Bu günden itibaren 5 gün boyunca Yusuf Özer, “Yusuf Ağa” anısına yeniden yayınlayacağız.

Afyon’dan bir Yusuf Ağa geldi geçti.

Ulu bir çınar gibi kökleri Afyon’un her yanında.

Dalları yurdun dört bir yanında.

Çınar gibi ulu, çınar gibi yüce.

Bağı göğe doğru uzanan koca bir adam.

Zor gelir onun gibisi.

Zor bulunur öylesi.

Hem ağa, hem adam, hem dost.

Yeri doldurulur mu sanmam.

Çünkü kalmadı öyle adanlar.

Öyle insanlar.

Hem ağa, hem adam hem de mert.

 

O çevremizdeki sonradan görme zenginler gibi her dönemin adamı olmadı.

Ne kimsenin önünde boyun eğdi.

Ne kimseye minnet etti.

Adam gibi geldi, adam gibi gitti.

Ağa olarak doğdu, ağa olarak yolcu ettik.

Belki aramızda olmayacak artık.

Ama Afyon’da nereye baksak yine bize gözleri kısık bir şekilde gülümseyecek.

Her keşkek yediğimde aklıma Yusuf Ağa gelecek.

Her ağa lafını duyduğumda Yusuf Özer’i hatırlayacağım.

Her adamdan bahsedildiğinde Yusuf Ağa’yı tarif ediyorlar diyeceğim.

Güle güle ağa.

Ruhun şad olsun Yusuf Özer.

Selam söyle Adnan Menderes, Turgut Özal’a, babam Musa Mazi’ye, Süleyman Akyüz’e Hasan Taşçağ’a.

Afyon seni unutmayacak.

Share
#

SENDE YORUM YAZ