logo

AK Parti ve Stokholm sendromu

ömer mazi

Seçimler yaklaşıyor.

Herkes tüm hamlesini ona göre yapıyor.

Dün “Babanızın malını mı dağıtıyorsunuz” diye bir yazı yazdım.

Bugün ona devam niteliğinde bir yazı yazacaktım.

Yine öyle ama işin içine başka şeyler girmeye başladı.

Mesela 11 yıl önce daha AK Parti kurulmadan önce Afyon Belediye Başkanlığı ANAP, DYP ve MHP’li adaylar kazandı.

Yani Afyon merkez sağ oyların olduğu bir il.

Her Anadolu şehri gibi.

Şimdi bakıyorum 1999 seçimlerinde MHP Belediye Başkanlığını Hayrettin Barut’la kazanırken DYP 2. ANAP 3. FP 4. parti konumunda.

Yani bu günkü AK Parti’nin küllerinden doğduğu FP’sinin durumu ortada.

Bir sonraki seçim olan 2004 seçimlerinde AK Parti MHP’li biri olan Abdullah Kaptan’la seçime girme kararı alıyor.

Neden çünkü kendi tabanı yok.

Seçime giden yol MHP’den geçiyor.

Ve aynen öyle oluyor Abdullah Kaptan’la girilen seçimde MHP ile AK Parti arasında geçiyor seçim.

İşin özü Afyon’da aslında bugün bile MHP ile AK Parti oyları eşit düzeyde.

Peki son seçimde alınan 15 bin oy ne diyenler varsa onu da açıklaya çalışayım.

O fark nasıl ortaya çıktı.

Toplumun fakirleşmesi, yoksullaşması nedeniyle.

Daha doğrusu fakirleştirilme politikası üzerine.

Osmanlı Padişahı, büyük Cihan İmparatoru Sultan Süleyman’ın, “Bugün borç alan, yarın emir alır” sözünden hareketle politikacılar asırlar önce söylenen bu sözü biraz değiştirerek şöyle kullanır oldular, “Bugün gıda paketi alan yarın oy vermeye mecbur kalır” anlamına getirdi.

Türk halkı üzerinde tarih boyunca fakirle zengin arasındaki makas hiç bu kadar açılmamıştı.

Baktığımızda Afyon’da 12 binden fazla insan geçimini gıda paketlerine bağlamış durumda.

Ama aynı Afyon caddelerinde 100’lerce Jeep.

Aynı Afyon mevduat yönünden Türkiye’nin ilk 10 il’i arasında.

Bu nasıl bir tezat durum anlamış değilim.

Ama benim anladığım tek şey halkı fakirleştirerek kendine bağlı hale getiriyor.

Psikolojide buna Stokholm sendromu, olayı deniliyor.

Stokholm sendromu’nu bilmeyenler için izah etmekte fayda var.

Stokholm sendromu rehinen kendisini rehin alan terörist kişiyle olası diyalog sürecinde oluşan duygusal anlamda sempati ve empati oluşması olarak özetlenebilecek psikolojik durumu anlatan literatür terimdir.

Psikiyatr Nils Bejerot tarafından adlandırılan sendrom, ismini 1973 yılında İsveç’in başkenti Stokholm’de yaşanan bir olaydan almaktadır.

Banka soyguncusu tarafından altı gün boyunca rehin tutulan bir kadın, soyguncuya duygusal olarak bağlanır.

Serbest kaldığında soyguncuyu savunmakla kalmaz, nişanlısını terk ederek kendisini rehin alan banka soyguncusunun hapisten çıkmasını bekler.

Stokholm sendromu birçok rehine olayında yaşanmıştır.

Şimdi bugün bizde benzer bir örneği yaşıyoruz.

Toplum ne kadar fakirleşirse, ne kadar aç ve sefil hale düşerse AK Parti’ye olan bağlılığı artıyor.

Her seçimde bu son bir daha bunlara vermeyeceğim diyor.

Ama önlerine sandık konulduğunda hipnozlanmış gibi gidip yine aynı adrese mührü basıyor.

İşte o nedenle bizim idareciler yardım verme olayını şov yapmadan veremez.

Gelelim yardımların veriliş şekline.

Sağ elin verdiğini sol el görmeyecek.

Ellerindeki devlet imkanlarını kullanarak ihtiyaç sahiplerine dağıtanlar genellikle bunu Allah rızası için yaptıklarını.

İyilik yaptıklarını söylüyorlar.

Böyle yaparak yardım paketi verdiği insanın kalbini kazanıyor.

Bunu yaparken de fotoğraf çektirerek bakın bizim valimiz belediye balkanımız ne kadar güzel bir iş yapıyor diye haber yapılması için kurum sitelerine koyuyorlar.

Birincisi beyler bu zaten sizin göreviniz.

Devlet size bunun için maaş veriyor.

Şov yapın, insanları rencide edin diye değil.

Şimdi bunu zaten herkes biliyor.

Zaman zaman kendilerinin de kullandıklarına tanık oldum.

Hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (sav), ‘sağ elin verdiğini sol el bilmemeli’ diye buyuruyor.

Bu sözün mealinde, yardım ve iyiliğin şov amaçlı değil de hakikaten Allah rızası için yapılmasının gerekliliğine işaret buyurur.

İnananlar da bunu bir düstur belleyip yapıp ettikleri hayırları kendilerine saklar, bunları ancak Allah’la paylaşırlar.

İslam böyle buyuruyor.

Binlerce yıllık Türk geleneklerinde, ahlakında farklı mı?

Değil.

Yıllarca Osmanlı ihtiyaç sahiplerine gece el ayak çekilince yardım etmiş.

Ama bugün idarecileri ne yaparlarsa işi şova dönüştürerek yapıyorlar.

İcra dairesi açılışın da neşelerine diyecek yoktu.

2 olan icra dairesi 6’ya çıkmış.

Halkın ne kadar perişan ve fakirleştiğinin en güzel göstergelerinden biri.

Ben hep şunu merak ederim, “Sağ elin verdiğini sol el görmeyecek” diyen insanlar nasıl oluyor da bu işin Sağır Sultan tarafından bile duyulması için şov yapıyorlar?

Bakalım Afyon’da kimler insanların fakirlikleri üzerine yardım dağıtıyor.

Afyon Valilik Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı.

Belediye Yarım Elma.

Kimse Yok Mu.

Cansuyu.

Gül Anneler.

Afyon Yardımlaşma Derneği

Deniz Feneri

Ve daha birçok dernek.

Şimdi bunların birçoğu dini inanışları olan kuruluşlar.

Hemen hepsinin kurucu ve yöneticilerinin bir ayağı siyasette olan kişiler.

Bakıyorum her kuruluş ortalama 300 kişiye yardım verdiğini kabul edelim.

Aslında çok daha fazla olduklarını biliyoruz ama 300 kabul edelim.

300X10=3.000 aile eder. 

Her aileyi 4 kişi kabul etse 3000X4=12.000 kişi demek.

Afyon’da 12 bin kişiyi el birliği ile yardıma muhtaç hale getirdik.

Onlara böyle bir yaşama alışkanlığı sağladık.

Bu 12 bin kişi Afyon’da siyasetin seyrini değiştirir.

Mesela 2009 seçimlerinde AK Parti’nin aldığı oy 45 bin civarında.

MHP’nin aldığı oy ise 30 bin civarında.

Bu hesaba göre AK Parti ile MHP arasındaki oy farkı yardıma almaya alıştırılan 12 bin rakamında gizli olmasın.

“Sağ erlin verdiğini sol el görmez’se” oy kimden gelecek.

Bu olay size de “Stokholm sendromu” olayını hatırlatmıyor mu?

Yoksa hepimiz sendromlu mu olduk.

ODAK GAZETESİ  

Share
#

SENDE YORUM YAZ