logo

25 Şubat 2014

6 aday arasında beni yok saydılar

mevlüt çınar odak (5)

ODAK Pazar Kahvaltıları’na konuk olan AK Parti Çay Belediye Başkan adayı Mevlüt Çınar, neden lisede okurken evlendi? Fakülteye giderken kaç çocuğu vardı? 1980 öncesi neler yaşadı, Çocukluğunda neyi yüzüne gözüne sürdü herken neyi günlerce aradı. Hepsi ve daha fazlasını Mehmet Emin Güzbey, Emre Çınar ve Ömer Mazi’ye anlattı.

Çay AK Parti Başkan adayları arasında en zayıf halka olarak sizi görüyorlardı. Bana da zaman zaman telefon geliyordu niye böyle bir algı oluştu?

Onu bende anlamadım. Aday adayı olan tüm arkadaşları yıllardır tanırım. Ama adaylık sürecinde herkesin nasıl bir karektere sahip olduklarını gördüm. Karşılaştığımız zaman adam yerine koymuyorlar, hiç muhatap almıyorlar. Hatta el uzatıyorum elimi bile sıkmayanlar oldu. Ben bir kardeşlik havasında olmak istedikçe özellikle Ali Yakut ve destekçileri beni düşman gibi görüyorlardı. Siz ağabeylik yapın benim müracaatımı yadırgamayın. İstenmedik olaylarla karşılaşıyoruz. Yola çıkan adamın başına her şey gelir dedim ama aynı karşılığı bulamadım. Ali Yakut başta olmak üzere diğer arkadaşların arasında da kendini başkan adayı olarak takdim ediyorlardı. Bana zaten hiç şans tanımıyorlardı.

 

Çay bölgesi genelde sol görüşlü insanların olduğu bir yer olarak bilinir siz tam tersi muhafazakar bir kişisiniz. Bu bir çelişki bir sıkıntı yaratıyor muydu? 

1970’li yıllarda Çay merkez ve çevresi sol görüşlü ama bizim gibi köy kesiminde ise daha çok Demokrat Parti ağırlıkta. Bizim çocukluğumuzdan sonra MHP ve Milli Selamet Partisi devreye girmeye başladı. İmam Hatipliler bu kadar yaygın değil. Çay’da İmam Hatip ortaokulu 1977’de açıldı. Bizim zamanımızda olmadığı için ben Bolvadin’e gitmek zorunda kaldım. Bolvadin de iki kitle var. Ülkü Ocakları ve Milli Türk Talebe Birliği var. O dönemde biz köyden gelirken ve ya köye giderken minibüs bizi aşağı dört yolda geldiğimiz minibüsten indirir gideceğimiz minibüse bindirirdi. Biz binmeden asla gitmezdi. Yoksa biz Çay’ın içinden geçip gidemezdik. Mutlaka solcular bizi bir güzel döverlerdi.

 

Yiğitliğin 10’da 9’u kaçmaktır

Siz bu arada MTTB’ye girdiniz galiba?

Bolvadin İmam Hatip Lisesinde biz MTTB’yle tanıştık ve aktif olarak çalışmaya başladık. Bir tarafta bulunmamız gerekiyordu. Bir de o zaman kültürel yönden çok büyük faydası oldu. Çok okuyorduk. Birde o zaman istediğiniz kitabı bulmakta zorlanıyorsunuz. MTTB’de istediğimiz her kitap var. Benim bu kadar kitap okuma alışkanlığım oradan kalma bir özellik. Enerjimiz var. Ekip çalışması ve proje düşünüp uygulama becerisi kazandık. Bu nedenle Çay’da solculardan dayak yememek için köşe bucak kaçardık. Tabi bizimde kendi bölgelerimiz vardı. Bizde orada solcuları kıstırdık mı bizde gerekeni yapardık.

 

Bu güne kadar birçok konuk 1980 öncesi anılarını anlattı. Ama hiç birisi arkadaş ağız tadıyla şöyle bir dayak yedim diye anlatmadı. Herkes dayak vardı diyor ama dayak yedik diyen yok.

Dayak yemek güzel bir olay değil. Kimsede ballandıra ballandıra ben şöyle dayak yedim diye anlatmıyor. Ama yiğitliğin 10’da 9’u kaçmaktır. Bolvadin’de bir yıl yatılı yurtta kaldım İmam Hatip Lisesinin pansiyonunda. Geri kalan zamanda evde kaldık. Bir evin her odasında iki kişi kalarak 6 kişi aynı evde kalırdık. Bir gün hamama gittik. Orada da Ülkücüler ağırlıkta. Birde zaten orada Bolvadin milliyetçiliği var. Bolvadin dışından ne olursan ol 2. sınıfsının. O zaman Ülkücülerin önde geleni Deli Mustafa vardı. Bizim hamama gittiğimiz görmüş ve toplanıp bizi beklemişler. Hamam çıkışı bizi kıstırdılar 7 kişiyiz. 4 kişi kaçtık ama 3 arkadaşımız yakalandı. Onları çok fena dövmüşleri Halamın oğlu başka bir evde kalıyor anlara sığındık.

 

Arkanızda kalan arkadaşların durumu ne oldu?

Biz halamın oğlunun kaldığı eve sığındık. O ülkücü olduğu için onu gönderdik. Ne de olsa akrabayız ve aynı köydeniz. Dayak yiyen arkadaşlarımızı hastaneye kaldırmışlar. Bir tanesi ağır yaralıydı. Yere düştüğünde karnına tekme yemiş. Hayati bir tehlike olmadı ama böyle kritik bir olayımız var.

 

Ülkücülerle Yurtseverlerin arasında kaldık

Başınızdan geçen tek olay bu olay mı?

Unutamadığım bir olay da İmam Hatip son sınıfta başıma geldi. 1980 yılında Diyanet Eskişehir’de 40 günlük bir seminer düzenledi. Bizde oraya katılacağız. Odunpazarı’nda Atatürk Lisesi var alt taraf Yediler parkı diyorlar orası Ülkücülerin. Üst tarafta Yurtsever Gençlik var onların bizde İmam Hatipliler tam ortasındayız. Ramazan ayındayız yaz günü olunca bizde namaz kılıyoruz. Birisi dedi ki tararlar burada namaz kılmayın içeri geçin dediler. Şimdi o zaman alt tarafımızda ülkücü gardaşlarımız ellerinde Keleşler nöbet tutuyor, üst tarafta Yurtsever Gençlik keleşlerle nöbet tutuyor. Bizim bir şeyimiz yok. Ramazanda ülkücüler oruç tutmuyor ama dondurma satan işyerlerini bombalıyor. O zaman Ankara Eğitim Fakültesi kapatılmış, Eskişehir’de açılmış.

 

Şu 4 ayda 4 yıllık eğitim verilerek öğretmen olunan okullar mı?

Evet o okullar. 3 ayda 3 yıllık, 4 ayda 4 yıllık eğitim alındığı dönem. Kadir gecesi Eskişehir’de camiye gittik. Birazda geç kaldık. Bizi solcular bir sıkıştırdılar. 4 arkadaşız. Okulun bahçe duvarı var bir köşesinden geçilebilecek bir yer var. Can havli ile o duvardan bir atladık ki sanki uçuyoruz. 3 kişi atladık ama bir kişiyi ayakkabısından çoraklarından yakaladılar. Çocuğun yarısı onlarda yarısı bizde. Onlar çekiyor biz çekiyoruz. Derken ayakkabı ve çorap onlarda kaldı ama biz arkadaşı kurtardık. O günler çok acı ve tehlikeli günlerdi. Şimdi bakıyorum da hepimiz kardeşmişiz. Ama birilerinin oyununa gelmişiz.

 

O zamanlarda okullarda yapılan boykotlar meşhurdu. Sizin boykot eyleminiz oldu mu?     

Var bir boykotumuz var. İmam Hatip Lisesindeyken Gün Sazak öldürülmüştü. Akıncılar vardı. Okul müdürü derse gelmeyeceksiniz dedi. Bizde geleceğiz dedi. Onlar okulun tatil olmasını istiyor bizde okulu açmak istiyoruz. Sabah namazını kıldık ekibi topladık. Sopalar, hortum, zincirler, bıçaklar tam teçhizat hazırlandık. Ne pahasına olursa olsun okulu eğitime açacağız. Okul müdürü açmak istemiyor. Okula geldik bahçeden içeri girdik. Gece bekçisi okulu açtı. Üzerimizde öğrenci kıyafeti var ama sopalar falan görünmüyor. Onları kıyafetlerimizin altından kollara paçalarımızdan içeri soktuk. Her sınıfa en az bir öğrenci olacak şekilde tüm sınıflara dağıldık. Okula gelen diğer öğrencilere de okul açık dedik. Bir İngilizce öğretmeni bu ekibe özel muamele yaptı yazılılarda. Bizde onun yazılılarını protesto yaptık yazılılarına girmedik. 3 gün okuldan uzaklaştırma aldık.

 

Bolvadin Milliyetçiliği nasıl bir şey. Sizleri dışlıyorlar mıydı?    

O dönemlerde çok sıkıntı çektik tabiî ki. Okula gelince hepimiz arkadaş kardeşiz. Ülkücü solcu diye bir şey yok. Sınıfta kimse kimseye yan gözle bakmaz. Her şey normal ama sokağa çıktık mı ayrışıyoruz. Bunu bir türlü anlamadım mesela. Bolvadin Milliyetçiliği şöyle ortaya çıkıyor. Bir olay oldu mesele atamızda Bolvadinlilerde var. Onları bir şekilde halamın oğlu, teyze çocuğu diye ayırıp faturayı bize kesiyorlardı. Böyle sıkıntılar oluyordu.

 

İhtilal olduğuna o zaman sevindim

İhtilal olduğunda ne düşündünüz. Öğrencisiniz ve sürekli kelle koltukta dolaşıyorsunuz?

Biz en azından ölümün ve olayların durması açısından sevindik tabiî ki bir öğrenci olarak. Askerle birlikte her şey bitti ve sokağa güvenle çıkmaya başladık. Kimseden korkmadan okula gitmek güzel bir olaydı. Ama sonradan askeri darbelerin ülkeye yaşattığı travmaları öğrendikçe iyi olmadığını anladık. O zaman bunları bilmiyorduk. O nedenle sevindiğimizi söyleye biliriz.

 

Askerliğinizi nerede nasıl yaptınız?

Benim askerliğim 1993 yılında Burdur’da Ramazan ile Kurban bayramı arası 2 ay paralı askerlik yaptım. Bende bel fıtığı vardı ameliyat olmam gerekiyordu. Bu arada dik duramıyorum. Bölük komutanı dik dur dedi. Dik duramıyorum komutanım dedim. Ban adamı dikerim dedi. Neyin var dedi. Bel fıtığı var dedim. Filmlerime baktırmak için doktor var mı diye sordu 15 tane doktor çıktı. Önce kocakarı ilaçları ile tedavi olmaya çalıştık ama 2004 yılında ameliyat oldum. Benimle birlikte askere gelirken kaza geçirmiş bir arkadaş, kemoterapi gören bir arkadaş 4 kişi içtimadan sonra ağaçların arasında yatıyorduk. Turgut Özal’ın hayatını kaybetmesi üzerine bizi erken terhis ettiler.

 

Üniversite’ye de askere de evli olarak gittiniz. Niye bu kadar erken bir evlilik yapma ihtiyacı duydunuz?

İmam Hatip lisesini bitirdim Üniversiteyi kazanamayınca İmamlık yapmaya başladım. 20 yaşındayken eşim Arife ile evlendim.

 

Eşinizden önce hayatınızda, kalbinizde başka biri oldu mu? 

Olmadı. Aslında kayda değer biri olmadı diyelim. Kayda değer biri olsa zaten onunla evlenirdim. Benim olmadı ama biz başkalarının kalbine çok girmişiz. Bunu o zamanda duyuyorduk sonraki dönemde de bizim için kimlerin kalbinin attığı kulağımıza kadar geliyordu. Tabi her ne kadar köy çocuğu olsak da ekonomik olarak belli bir seviyedeyiz. Ailemiz bilinen tanınan bir aile. Bizde gerçekten yakışıklı bir delikanlıyız. Birilerinin bizim için hayal kurmasından daha doğal birey olamaz.

 

Lise 6. sınıfta evlendim

Ben daha İmam Hatip Lisesi 6’ın yaz döneminde nikahlı nişanlı olduk. Bir yıl sonrada evlendik. Yani daha lise öğrencisiyken evlendim. Bunun nedeni de kimse bilmez ama burada açıklayalım. Bizim köy Aşağı Devederesi birde Yukarı Devederesi köyü var. İki köyün birleştirilmesi gündeme geldi. O zaman nikahlı olanlara arsa verilecek diye bir söylenti çıkınca bir apar topar evlenmek durumunda kaldık. Zaten eşimle evlenecektik ama daha lise bitmeden de değil. Biz lise 6 sınıfın yaz döneminde resmen nikahlandık. Ama bir yıl nikahlı olmamıza rağmen nişanlı gibi kaldık. Tabi hala biz arsa falan alamadık oda başka bir hikaye. Yani bu kadar erken evlenmemin nedeni aslında arsa almak için evlenmeyi öne çektik. Bizim hikayemiz böyle bir şey.

 

Fakülteyi 3 çocuk babası olarak tamamladım

Taliplimiz çoktu ama nasibimiz eşimmiş. Babamla eşimin babası teyze çocukları. Bizim ailede zaten kız ortalaması yüksek. Dayımın hanımını gönderdim ön yoklama yapmak üzere. Halamın oğlu vardı. Oda Amcamın kızı ile ilgileniyordu. Halamın oğlu tavsiye etti. Bizimde kalbimize düştü. O sırada benim evlendirilmem gündeme geldi. Bende madem böyle bir şey olacak Arife olsun o zaman dedim. Babam bu olaya çok sevindi. Eşimi babamda çok severdi. Ama annem üzüldü. Çünkü annemde kendi gönlünden geçirdiği akrabasının kızı varmış. Eşim iyi aile terbiyesi almış zaten huyunu suyunu bildiğimiz birisiydi. Ben fakülteye giderken 3 çocuk babasıydım. Ordu’dan Afyon’a gelirken de anne ve babama bakmak için geldim. Bir daha da başka bir yere tayin istemedim. Annem rahmetli önce üzülmesine rağmen daha sonraki süreçte gelin kaynana gibi değil ana kız gibi oldular. Biz uzun süre birlikte yaşadık.

 

Çocukluğumda hazine yitirdim

Çocukluğumda hiç unutamadığım bir olay geçti başımdan. Sığır ve dana çobanları vardır. Bir birinden ayrı farklı çobanları vardır. Sabah herkes sürüye hayvanları teslim eder akşamda bekler. Bir yaz günü Yukarıdere köyünün girişinde sağında ve solunda mezarlık var. Bizde çocuklarda orada oyun oynuyoruz. Kayacak bir yer var ben kayarken peşimden bir küp yuvarlanmaya başladı. Sim gibi sarı bir şey. Küpü açtım parlıyor. Herkesin eline bir avuç verdim herkes bir birinin üzerine sürdü. Etrafa saçtık ama tam böyle akşam güneşinde hepimiz altın gibi parlıyoruz. Etrafımızda parlıyor. Biz tabi onun ne olduğunu bilmiyoruz. Biraz kalmıştı. Onu babam ertesi gün kuyumcuya götürüyor. Adam bunun devamı var mı diye soruyor. Bizim üzerimize sürdüğümüz ve etrafa saçtığımız sim gibi toz şey meğer çok değerli altın tozuymuş. Biz çocuğuz altın nedir altın tozu nedir ne bilelim. Herkes o küpün devamı var mı diye günlerce aradılar ama bulamadılar. Bende bir serveti yüzümüze başımıza sürmüşüz. Bir hazine kaybetmişim farkında olmadan.

Share
#

SENDE YORUM YAZ