logo

24 Kasım Öğretmenler günü

ömer mazi

Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.

Ne güzel söyleşim Hazreti Ali.

 

Hani muharrem ayındayız,

Cumhurbaşkanı, Başbakan, Valiler Alevi Yurttaşlarımıza 5 yıldızlı otellerde iftar veriyor.

Oysa Alevi yurttaşlarımızın tuttukları oruç Kerbela olayları nedeniyle yas orucu.

Yas orucunda onları lüks otellerde iftar vermek çok şık bir davranış değil ya neyse onlar işin başka bir boyutu.

O dönem için en iyi eğitim alanların başında Hazreti Ali geliyordu.

Hazreti Ali eğitim ve öğretmene verdiği önemi göstermek için söylediği, “Bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum” deyişi binlerce yıl geçmesine rağmen anlamından hiç bir şey kaybetmedi.

 

Hz. Peygamber efendimize gelen ilk vahi Oku.

Hz. Peygamber (asm), inzivaya çekilmeyi âdet edindiği Hira mağarasında iken Ramazan ayının 27. gecesi (Pazar-Pazartesi) tan yerinin ağarmaya başlamasından az önce ufukta nurdan bir şekil görmüş; o zamana kadar hiç karşılaşmadığı bu nurânî varlığın (Cebrail) kendisine seslendiğini duymuştur.

Hz. Peygamber olayı şöyle anlatır: “Melek bana okumamı emretti. Kendisine okuma bilmediğimi söyledim. Beni kollarının arasına alıp kuvvetle sıktı; sonra ‘Oku!’ dedi.

Ben yine, ‘Okuma bilmem’ dedim.

Beni tekrar kollarımn arasına aldı, kuvvetle sıktı ve ‘Oku!’ diye tekrar etti.

Ben yine ‘Okuma bilmem’ dedim.

Üçüncü defa kollarının arasına alıp daha kuvvetlice sıktıktan sonra bıraktı ve şöyle dedi.

‘Yaratan rabbinin adıyla oku, O, insanı alaktan (asılıp tutunan zigottan) yarattı.

Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir.

O, kalemle (yazmayı) öğretendir.

İnsana bilmediklerini öğretmiştir” diye anlatır.

 

İnsanoğlu ilk yaratılıştan yüzlerce yıl sonra okuma, öğrenme içgüdüsü gelişir.

Öğretmenlik Dünyanın en eski mesleklerinin başında gelir.

Bugün ben yazı yazabiliyorsam.

Siz benim yazdıklarımı okuya biliyorsanız bunu öğretmenlerimize borçluyuz.

Hazreti Ali’nin dediği gibi öğretmenlerimizin kırk yıl kölesi olsak haklarını ödeyemeyiz.

 

Şengül Kalı İlk öğretmenim

Yıl 1977 babam elimden tuttu Mithatpaşa İlkokul’una kayıt yaptırmak için okula götürdü.

1’B sınıfına 931 numara ile kayıt oldum.

Sevinçle okludan ayrıldık.

Babam elimden tutmasa ayakların popoma değecek şekilde koşarak mahalleye gelip herkese ilan edeceğim.

Heyt ulen ben okula yazıldım diye deli dana gibi böğüreceğim.

Babam kara bir önlük, beyaz bir yaka, yazı defter, resim defteri, kurşun kalem, kuru boya kalemi, silgi ve kalem traş.

Çanta yok.

Öyle bir lüksümüz yoktu.

Anamın Pazar çantası bana okul çantası oldu.

İlk gün okula gittim.

Bir kadın öğretmen var.

Daha doğrusu çok kadın öğretmen var ama, en güzeli bizim öğretmen.

Aldı bizi sınıfa götürdü.

İlk gün tanışma ile geçti.

Herkes kendini tanıtıyor sıra bana geldi.

“Adın ne” diye sordu.

Omar Mazı dedim.

Öğretmenim bundan sonra senin adın Ömer dedi.

Allah Allah niye acaba öğretmenim benim adımı mı beğenmedi.

Bana 7 yıl boyunca anam, babam, dedem, ninem, kolu komşu herkes Omar dedi.

Şimdi niye Ömer oldum anlamadım.

Anlamadım ama Ömer daha güzel ve kibar geliyor kulağıma.

Hele de Şengül Kalı öğretmenim diyorsa başka bir güzeldi.

Hayatımda gördüğün en güzel kadın.

Hala duruşu, gülümseyişi, saçları, önlüğü gözlerimin önünde yaşıyorsan ellerinden öperim öğretmenim.

Bana her şeyi sen öğrettin.

Gerisi teferruat.

 

Süleyman Akyüz Dost öğretmenim

Aradan yıllar geçti.

Gazeteci oldum.

Manavgat’tan Antalya’ya geldim.

Sabah Gazetesinin Manavgat muhabirliğini yaparken Antalya Bölge Müdürlüğüne atandım.

Bürokrasi, Valilik, siyaset ve Belediyelerden sorumlu oldum.

İlahiyatçı Milli Eğitim Müdürü diye haber olan Antalya Milli Eğitim Müdürü Süleyman Akyüz’e karşı bir ön yargım var.

İri yarı dev gibi Karadenizli bir adam.

Bir gün Milli Eğitim Müdürlüğü kapısında karşılaştık.

Bir selamlaşma ile başladı her şey.

Sonra baba oğul gibi olduk.

Neredeyse her gün görüştük.

Sadece onunla değil o zamanki tüm Milli Eğitim camiası benden sorulurdu.

Süleyman Akgüz, o dev gibi cüssesinin altında sevimli, anlayışlı, eğitim aşığı bir adamdı.

Zaman zaman kavga ettik, birkaç gün küs kaldıklarımız oldu.

Ama dostluğumuzdan hiç bir şey kaybetmedik.

Bana hiçbir zaman Ömer Mazi demedi.

Ömer’de demedi.

Bana hep Şerif derdi.

Ömer Şerif isminden galiba.

Hayatımda tanıdığım en baba adamlardan biriydi.

Antalya Milli Eğitim Müdürlüğünde kurduğu sistem sayesinde Antalya her alanda Türkiye birincisi oldu.

Üniversite sınavlarında, yerleştirmede, OKS’de her alanda zirveye taşıdı.

AK Parti hükümeti geldi görevden alındı.

Yerine köy okulun da bile yöneticilik yapmamış biri sırf milletvekilinin kayıçocu diye göreve geldi.

O gün bu gündür Antalya ilk 10 dışında kaldı.

Can dostum Süleyman Akyüz bu duruma çok üzülüyordu.

Ama yapacak bir şey yoktu.

Birkaç yıl önce Afyon’a yeni geldiğim zamanlarda o dev gibi adam hastalanmış.

Bizim ekipten herkes koşuyor.

Hayata gözlerini yummadan önce son 3 gün boyunca “Şerif nerede?”.

“Bana Şerif’i bulun onunla helalleşmem lazım” diyor.

Ama kısmet olmadı.

Duyduğumda can otsum Süleyman Öğretmen hayata gözlerini kapatmıştı.

Cenazesine yetişe bildim.

Eşi hanımefendi “Ömer neredesin sen.

Seni sordu sürekli” diye bir birimize sarılıp ağladık.

Benim bir hakkım varsa helal olsun Süleyman Akyüz öğretmenim.

Biliyorum yine oradan gülümsüyorsun.

Dün gece hanım Kabak tatlısı yaptı, Antalya usulü, üzerinde tahin gezdirdim ve ceviz esmesi serpiştirdim.

Biliyorum sana dokunur, onun için ben yedim sen baktın, yine Şerif bir tabakta benim için yer misin dedin mi? 

 

Hasan Taşçağ Can öğretmenim

Hasan Taşçağ öğretmenle eşim vasıtasıyla tanıştım.

Eş tarafından akraba bir öğretmen.

Karı koca iki öğretmen onların hayatında eğitimden başka bir şey yoktu.

Onlar sadece okulda öğretmiyor.

Antalya Finike’nin Turunçova beldesinin köyü andıran mahallelerinden onlarca kız çocuğunu Antalya’da evlerinde misafir ederek bugün birçoğunun doktor, öğretmen gibi meslek sahibi olmalarına vesile oldular.

Onların evi kız öğrenci yurdu gibi oldu.

Üniversiteye gidenin yerini başka bir kız çocuğu aldı.

Onlarca kız çocuğuna köyde ki portakal bahçelerinin ötesinde bir dünya olduğunu gösterdiler.

Tanıdığım en kibar insanlardan birisi oldu Hasan Taşçağ.

 

Onun içindeki insan sevgisine, öğretme aşkına, okuma alışkanlığına hayranım.

Bir gece Hasan Öğretmen evinin kapısını açarken kalp krizi geçiriyor.

Evde kimse yok, kolu komşu duymuyor.

Hain ve sinsi bir kalp krizi Hasan Öğretmeni bizden alıp götürüyor.

Kurban bayramında Mezarına gittim.

Uzun uzun sohbet ettim.

Helalleştik Hasan Öğretmenle.

Onu asla unutmayacağım.

 

Mustafa Civan Kızımın öğretmeni

Öğrenmenin yaşı yoktur ama, artık öğretmen karşısına geçip ders dinleme zamanını geçtik.

Artık çocuklarımızın öğretmenleri var hayatımızda.

Kızım Side Mazi Atatürk İlkokulunda 2. sınıfa gidiyor.

Geçen yıl çocuklarımız sayesinde Kadınana İlkokulunda tanıştık 24 öğrenci velisi.

Genelde hanımlardan oluşan öğrenci velileri ile çok güzel bir uyum var.

Malum iki gün sonra 24 Kasım Öğretmenler günü,

Bizim velilerde günler öncesinden bir telefon zinciri oluşturdu.

Mustafa Civan öğretmene hediye alıp Perşembe günü vereceğiz.

Tamam dedik hediyemizi alıp çocuklarımızın ve Mustafa Civan öğretmenin sınıfına baskın yaptık.

Tam teneffüs zili çalmak üzereyken kapının önünde toplaştık.

Zil çaldı sürpriz diye içeri daldık.

Öğrencilerde Civan öğretmenimiz de şaşırdı.

Mustafa Civan öğretmen aracılığı ile tüm öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler gününü kutluyoruz.

Afyon’da tanıştığım birkaç öğretmen dostumuz var.

Ama geçen yıl tanıdığım Mustafa Civan öğretmen bir başka.

Onun sayesinde Afyon’da bu kadar bir birine bağlı bir sınıf velisi olduğunu sanmıyorum.

Mustafa Civan sadece çocuklarımızı eğitmiyor.

O biz velileri de bir araya getirerek veli, öğretmen, öğrenci saç ayağını oluşturuyor.

İyi ki bizim çocuklarımızın öğretmenisin.

İyi ki seni tanımışız Mustafa Civan.     

 24 kasım öğretmenler günü

24 Kasım Öğretmenler günü kutlu olsun.

ODAK 

Share
#

SENDE YORUM YAZ