logo

20 yıllık ODAK Gazetesi hikayesi

ÖMER MAZİ SOMA

Birkaç gündür bir şeyler yapılır diye bekledim ama olmadı.

Geçen yıl tüm çalışanlar toplandı aile fotoğrafı çektirip özel bir kapak yapmıştık.

20. yıl daha güzel ve özel bir şeyler yapılacak bana da sürpriz diye bekledim ama olmadı.

Basit, sıradan, diğer günlerden biri gibi geldi geçti.

Yahu 20. Yıl daha özel olması gerekmez mi? diye kendi kendim sordum ama bir cevap bulamadım.

Öyle fazla sesli düşünmeyi beceremiyorum bu günlerde.

Yaş ilerledikçe hödükleşiyorum galiba.

Kırıcı ve çekilmez biri oluyorum.

O nedenle inzivaya çekildim.

 

Baktım kimsenin bir şey yaptığı yok.

O zaman iş başa düşüyor.

Bizde kendi hikayemizi yazalım.

ODAK gazetesi çıkmaya başladığında doğan çocuklar bugün 20 yaşında üniversite okuyan delikanlı, hanım efendi oldular.

Eğer okumayan biriyse bu sene askere gidiyor olacaklardı.

Az bir zaman değil.

20 yıl dediğimizde çok kolay gibi geliyor ama 20 yaşında bir çocuğu olanlar ne demek istediğimi anlar.

 

Peki ODAK Gazetesi nasıl çıkmaya başladı?

Bir göz atalım.

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde 4 kardeş gazete kurmaya karar vermiş.

Mehmet Emin, Hayrettin, Nadir ve Gürani Güzbey kardeşler 19 Mayıs 1995 yılında Afyon’un 4. yerel gazetesini çıkartma kararı alıyor.

Ama ellerinde ne matbaa, ne de grafikçi var.

Mehmet Emin Güzbey, Afyon’dan toplanan haberleri alarak Cuma günü Eskişehir’de giderek Yılmaz Karaca’nın gazetesine kamp kuruyor.

Gazetenin dizgi işlemleri Cumartesi günü yapıldıktan sonra Pazar günü baskısı tamamlanıyor. Mehmet Emin Güzbey tek başına bin adet basılan gazetenin kırımını yapmaya başlıyor.

 

Kırım sırasında gazetenin mürekkebi Mehmet Emin Güzbey’in alın teri ile karışında kömür madeni işçileri gibi oluyor.

İşi bitirmenin heyecanı ile ilk gazete baskısından sonra elini yüzünü yıkamadan Afyon’a gelen Mehmet Emin Güzbey’i görenler zenci turist zannederek lokum satmaya çalışıyorlar. Güzbey derdini anlatmaya çalışırken terlemesi ile boyaların akması ile gerçek anlaşılıyor. Lokumcuların turist bulduk diye lokum satma umutları boşa çıkıyor.

 

Günlük olun baskısı yapılıyor

Mehmet Emin, Hayrettin, Nadir ve Gürani Güzbey’in muhabir olarak derledikleri haberler Eskişehir’de haftalık Odak Gazetesi haline geliyordu.

O zamana kadar Afyon’da Türkeli, Kocatepe ve Zafer gazeteleri çıkıyor.

Odak bu 3 gazetenin yanında 4. yerel gazete olarak çıkmaya başladı.

6 ay boyunca haftalık çıkan gazetenin günlük çıkması için baskı yapılıyor.

Baskı yapanların başını Av Mehmet Çelikörs çekiyor.

Çelikörs’e bir şartla günlük çıkarız diyor Güzbey kardeşler.

O şartta sen köşe yazarsan.

Av Mehmet Çelikörs, tamam yazarım dedikten sonra günlük çıkmanın planları yapılıyor.

Çelikörs 10 yıl boyunca önce “Mutioğlu” mahlasıyla yazıyor sonrada kendi ismini kullanarak.

 

Gülen, 10 Ocak’ta çıkın dedi.

Odak Gazetesi 1 Ocak 1996 yılında günlük olarak çıkmaya karar veriyor.

Ancak Aralık 1995 ortalarında Ankara’da yapılan TÜSİAV Ödül gecesinde Afyon’un meşhur hocalarından Sezai Hoca Mehmet Emin Güzbey’i Fethullah Gülen Hoca ile tanıştırıyor.

Sarraf Kamil Türe tarafından Gülen Hoca’nın kendi el yazısı ile yazdığı konuşmalar Odak Gazetesine getirilip yayınlanıyordu.

Gazete’nin 1 Ocak’tan itibaren günlük yayın hayatına başlayacağını öğren Fethulah Gülen Hoca, “Neden 1 ocakta çıkıyorsunuz?.

10 Ocak’ta Ramazan başlayacak.

Mübarek ayla birlikte başlayın daha hayırlı olur” demesi ile Güzbey kardeşler, Gülen Hocanın tavsiyesi üzerine Odak Gazetesini 10 Ocak 1996 yılında günlük çıkarmaya başlıyor.

10 Ocak aynı zamanda çalışan gazeteciler günü olması da ayrı bir güzellik oluyor.

20 yıldır aralıksız olarak çıkan Odak gazetesi Afyon’da adeta basın Akademisi gibi oldu. Bugün şehirde gazetecilik yapanların % 80 Odak Gazetesinde çalıştı.

Birçoğu mesleğe burada başladı.

 

Bugün yine bir yanda genç bir ekip çalışırken diğer yandan yaş ortalaması 40’ın üzerinde olan gazete çalışanları var.

Gazetenin en kıdemlileri arasında kimler var.

Mehmet Emin Güzbey.

Hayrettin Güzbey.

Nadir Güzbey.

Gürani Güzbey.

Onlar zaten demirbaş listesinde.

 

Gazeteye muhabir olarak gelen ve kendi evi gibi kabul eden Rabia Erçolak, kaleyi içten fethederek Hayrettin Güzbey ile dünya evine girerek ailenin bir parçası oluyor.

Fevzi Şen gazetenin haber ve yazar kadrosu içinde en eskilerden.

Zaman zaman ara verse de hala ODAK’ın bir parçası.

 

Ertuğrul Sevim yine gazetenin önemli fikir adamlarından birisi.

Farklı tarzıyla güzel yazılarına uzun bir süredir ara vermiş olsa da Pazar Kahvaltıları’nda bizi yalnız bırakmıyor.

Zira kahvaltı fikrinin kurucularından.

 

Gazeteyi yapmak iyi hoş da onu sizlere ulaştıramadıktan sonra bir işe yaramaz.

Kıdemli dağıtıcımız İbrahim Cihangir tam 13 yıldır ODAK Gazetesini sizlerin işyerlerine ulaştırıyor.

İbrahim’in eskiden tek başına yaptığı işe artık yetişemiyor.

Biraz o yaşlandı, birazda şehir büyüdüğü için gazetenin sizlere ulaşmasında partneri Nurullah Gündüz var.

 

Elbette en önemli ayaklardan birisi baskı.

Baskı ustası olmadan bizim uğraşlarımızın bir anlamı kalmaz ki.

İşte o boşluk tam 12 yıldır Cüneyt Deniz’in omuzlarında.

Cüneyt’in çırağı Mevlüt Özçetin.

 

Bizim bir de Dino’muz var.

Dino, Dinozorun kısaltması.

Genel Koordinatör’ümüz Ramazan Gelmez var.

Kendisi Dinozor yaşında olduğu için yeni nesil kısaca Dino diyorlar.

 

Kayıp köşe yazarımız ve Avukatımız Emre Çınar.

Çok iyi bir istatistiği var.

Yıllık yazı sayısı 10 dünya rekoruna doğru gidiyor.

 

Elbette spor sayfasız gazete olmaz.

Tek başına iki sayfa spor sayfası yapan Orhan Okçu’un yeri başka.

 

Bizim atom karıncamız var.

Ufak tefek, çıtı pıtı bir kız.

Kırımızı papuçları, yüzünden hiç eksik olmayan gülümsemesi muhasebe departmanı ondan sorumlu.

Ferda Yerlikaya.

 

Ekibe son katılan Aydemir Kurt.

Son ama yolu daha önce ODAK’tan geçenlerden.

Gazetenin tam ortasına 2 sayfa magazin sayfası konduruldu.

Çok farklı bir yenilik oldu.

Her ne kadar orta sayfa da magazin sayfasına alışamamış olsam da.

 

Yazı İşleri dümeninde Gökhan Kocaaslan var.

Gazetenin en yorucu ve stresli görevlerinden birisi.

Haber atlasan niye atlandın.

Atlatsan senin işi bu ne olmuş yani?

Zor Gökhan’ın işi zor.

 

Cin Ali’miz var bir tane.

Sarı kafalı, efendi, ağzı var dili yok tiplerden.

Ulaşım sorumlumuz Ali Aksaz.

 

Gazeteye sabah gün doğarken girenlerdenim.

Benden önce dağıtım ekibi ve Nurten Hanım gelir kapıyı açar ve ilk giren ben olurum.

Benden sonra ise Sultan Yaman gelir.

Sabah günaydın der, birde akşam iyi akşamlar.

Tüm muhabbetimiz bu kadar.

Aynı zamanda Kübra Ertürk ile de durum bu kadar.

Sanırım aramızda kuşak farkı var.

İletişim kuramıyoruz.

Ayrı dünyaların insanlarıyız.

Dedim ya kendimi inzivaya çektim.

 

Aramıza birkaç ay önce katılan Zehra Çetingül var.

O daha çok satış ve pazarlama temsilcisi olarak görev yaptığından fazla bir teşviki mesaimiz olmasa da yeni kuşak gençlerden.

 

Bir iş yerinin olmazsa olmazları vardır.

Gazetenin resmen eli ayağı diyeceğimiz Nurten Hanım.

Nurten abla.

Nurten Akkulak.

Her ne kadar 1 Mayıs’da bizi Ferda Yerlikaya ile yalnız bırakmasına alınsak da yinede o bizim canımız.

Bir insan bu kadar pozitif nasıl olur? anlamıyorum.

Yaklaşık bir yıldır bizimle ama asla yüzünün asık olduğunu görmedim.

Hepimizin kahrını çekmesine rağmen hiç yorulmak bilmiyor.

Başımızda bir ana gibi bize bakıyor.

Sen ne iyi bir kadın Nurten Hanım.

 

İşte böyle.

Her gün elinize aldığınız gazetede bu kadar insanın alın teri, emeği, katkısı var.

Elbette abonesi olduğumuz haber ajanslarını unutmamak lazım.

Bizim kadar onlarında emekleri var çıkan gazetede.

Resmi kurumların.

Valilik, Belediye, AKÜ ve ilçe Belediye Basın servislerinin haklarını da teslim etmek lazım.

Her gün aynı işi yapıyoruz.

Her gün gazete çıkartıyoruz.

Sizleri yaşadığınız şehirde olup bitenlerden haberdar etmeye çalışıyoruz.

 

Bazen yorumlarımızla şehrin yanlışlarını, şehri yönetenlerin keyfi uygulamalarını kendi üsluplarımızla yorumlamaya çalışıyoruz.

Elbette zaman zaman kantarın topuzunu kaçırdığımız oluyor.

Ama asla pişman değiliz.

İnanın bizim duyduklarımızı siz yazacak olsanız daha sert yazılar ortaya çıkar.

Şundan emin olun ki asla kimsenin şahsına karşı bir saldırımız yok.

Tamamen yönetim ve uygulamalarına karşı eleştirimiz.

 

Hiç mi güzel, olumlu ve yapıcı eleştiriler yapmıyoruz?

İnanın o kadar çok ki.

Ama nedense hiç olumlu eleştiri kimsenin aklında kalmıyor.

Hep sert eleştiriden dolayı kızıyorlar.

Oysa aynı kurumlar ve kişiler için çok olumlu yazılarımızda var.

Girip yazı arşivimize baksalar görürler.

 

Zordur bu işler.

Herkesi memnun etmemiz elbette imkansız.

Sevenimiz de var sevmeyenimizde.

İllaki birilerine kendimizi sevdirmek gibi bir kaygımız olmadığı için gönül rahatlığıyla yazıyoruz.

Durmak yok yazmaya devam.

 

Kalın sağlıcakla.

Nice yıllara ODAK.

Yaşın 40 olur, 50 olur, 100 olur inşallah.     

Share
#

SENDE YORUM YAZ