logo

12 Eylül’de yediğim dayak travma yarattı

DR MEHMET ECER  (148)

Şuana kadar Afyon’un tek Belediye Başka Adayı olan CHP’li Dr. Mehmet Ali Ecer, ODAK Gazetesi Pazar Kahvaltılarına katıldı. Mehmet Emin Güzbey, Ertuğrul Sevim, Emre Çınar ve Ömer Mazi’ye başkanlık süreci ve özel yaşamı hakkında özel bilgiler verdi. Mehmet Ecer kim merak edenler her şeyi kahvaltı sohbetlerinde bulacak.

Mehmet Ecer kimdir nerede doğdu nasıl bir ailenin çocuğu?

M. Ecer, 46 yıllık hayatımı anlatmak kolay değil. Mehmet Ecer 1966 yılında Sultandağı Dereçine doğumluyum. Küçük bir çiftçi ailesinin çocuğuyum. Babamın aynı zamanda Almanya’ya işçi olarak gide bilmek için inşaat sertifikası vardı. Kendimize ait küçük bir bahçede çiftçilik yapıyorduk. Oda zaten ancak kendi ihtiyacımızı karşılıyordu. Başkalarının bahçelerinde işçi olarak çalışıyorduk. Babam aynı zamanda inşaatçı olduğu için onunla birlikte inşaatlarda çalıştık. Ben 4 kızdan sonra dünyaya gelen ilk erkek çocuk olmuşum. Benden sonra bir erkek kardeşim daha var. Toplamda 4 kız 2 erkek 6 kardeşiz. Fakir ve çiftçi ailesi olduğumuz için babam hepimizi okuttu. En büyük ablam 60 yaşlarında Ebe Hemşiredir. Ondan sonraki iki kişi öğretmen, sonraki anestezi teknisyeni ben hekimim benden sonraki üniversite mezunu.

 

Fakir bir çiftçi babası nasıl ve neden çocuklarını okutmak için bu kadar çaba harcamış? 

M. Ecer, O yıllarda hiçbir inşaat ustasında sertifika yokken babam sertifikalı bir inşaat ustasıydı. Bunun nedeni o yıllarda Almanya’ya işçi gidiyordu. Çiftçiydik ama çok küçük ve fakir bir çiftçiydik. Dedelerden araziler kalmadığı için kendi halinde küçük bir çiftçi. Başkalarının yanında işçilik yapılıyor. Babam bizimde kendisi gibi fakir bir çiftçi olmaması için hepimizi okumaya itti. Zaten bizim orada okuma yazma oranı çok iyidir. Babam 1927’lidir. Şimdiki gibi kiraz vişne’de yok. Bizim hiç toprağımız yoktu. Zamanın belediyesi Sultandağı’nın eteğinde eğimli arazide yer gösteriyormuş alın burada kendinize ev yapın diye bedelsiz olarak yer vermiş. Babam eğimli araziyi oyarak bir ev yapacak kadar alan açıyor. Evi tamamen babam kendisi yaptı. Kapılarına kadar biz de yardım ettik. Hatta ben 15 yaşına kadar toprak çatıydı. Birlikte kiremitli çatı yaptık. Böyle bir durumda babadan bize kalmayacağı için babam bizi okutmak için her türlü fedakarlığı yapıyor.

 

11 yaşında elimde bavulla yatılı okula gittim

Anlaşılan biraz zor ve sıkıntılı bir çocukluk olmuş?

M. Ecer, O yılların koşulları altında normaldi belki, çevremiz de bizden çok daha iyi olanlarında yaşamları farklı değildi. Paran olsa da istediğini bulma imkanın yoktu. İlkokul 4. sınıfa kadar Ilgın’da ablamın yanında okudum. Daha sonra evlendiği için ben köye dönerek ilkokulu orada tamamladım. O zaman patasız yatılı ortaokul sınavları vardı. Sınavlara girdim ve kazandım. Isparta Gönen Öğretmen Lisesine kayıt oldum. Gönen Öğretmen Lisesi Türkiye’nin bir dönemine damgasını vuran Köy Enstitülerinin olduğu okulun devamı. 6 yıl boyunca Gönen Öğretmen Lisesinde ortaokul ve lise eğitimini tamamladım. 1977 ile 1980 arsında orta kısmını 1980 ile 1983 arasında da liseyi tamamladım.

 

Türkiye’nin en hassas dönemlerinde Gönen Yatılı Öğretmen Lisesin de ortaokul öğrencisisiniz. Yatılı bir öğrenci için o yıllar nasıl geçti?   

M. Ecer, İyi anılarım yok elbette. Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi Gönen’de de bir takım sıkıntılar vardı. Gönen o yıllarda çok küçük bir yerdi ve ilçenin dışında bir yerdeydi. Okulda dayak atılır dayak yenirdi. O dönem kim güçlüyse diğer guruba baskı ve dayakla yıldırırdı. Bazı arkadaşlarımız daha çocuk yaşta okulda hayatını kaybetti. Ben hiç dayak atan tarafta olamadım. Ama çok dayak yedim. Düşüne biliyor musunuz 1977 yılında ilkokul 11 yaşındayım ve Dereçine’den bir bavulla önce Afyon’a geleceğim. Afyon’dan Isparta’ya gideceksin ve oradan Gönen’e araç bulup gideceksin. Yanında velin yok, kayıt yok. Bunun hepsini siz yapacaksınız. Bu gün her türlü imkan olmasına rağmen anne babalar 18-20 yaşındaki çocuğu kendi elleri ile kayıt yaptırmaya götürüyor. 800 yatılı öğrencinin kaldığı bir okuldan bahsediyoruz. Okuldan eve bayramda ve tatil zamanlarında gidip gelirdik. O zamanlarda otobüslerin en yoğun olduğu zamanlar. Yer bulamazdık ayakta gelmek için yalvarırdık. Isparta’dan Afyon’a çok ayakta geldim. Sadece ben değil onlarca kişi aynı şekilde gelirdi. Bazen trafik polisleri olurdu yollarda çök çök çök derlerdi hepimiz yere çökerdik dışarıdan polis ayakta yolcu olduğunu görmesin diye.  6 yıl boyunca böyle geçti.

DR MEHMET ECER  (16)

Sağ sol olaylarını nasıl yaşadınız?

M. Ecer, Özellikle orta kısımda eylemler çok vardı. Boykotlar olurdu, sağ sol vardı sürgünler vardı. Bazılarını Çanakkale’ye bazılarını Konya’nın Ereğli ilçesinde bulunan okullara sürerlerdi. Gökçeada’ya sürerlerdi. Biz hep ezilenin ve dayak yiyen tarafta olduk. Milliyetçi gençler bize göre daha iri yarı ve kalabalıklardı. Hükümet değişir okul müdüründen okul temsilcilerine kadar değişirdi. Ecevit hükümeti o yıllarda çok az olduğu için bize hiç sıra gelmedi. Bir keresinde Güneydoğu’dan 20 kişilik bir öğrenci gurup geldi. 25 yaşında ve azman gibi çocuklar biz onlarla nasıl başa çıkalım. Okulun hakimiyetini ele alıyorlar. Gece yatıyoruz yatakhanede 02.00’da geliyorlar kalkın ÜGD’ye üye yapacağız diyorlar. Ülkücü Gençlik Derneği. Ya üye olacaksın ya da dayak yiyeceksin.

 

Ya dayak, ya ÜGD üyesi

Siz hangisini seçtiniz? Dayak mı? ÜGD’mi?

M. Ecer, Ben dayak olayını seçtim ve o gece baya bir dayak yedim. Okulun bende bıraktığı bir özellik var. Ben hiç üşümem. 6 yıl boyunca kışın sobasız bir koğuşta kaldım. Bizden önce koğuşta bir yangın olmuş. Yangın olunca bir daha olmaması için ne yapılır?. Koğuşlardan sobayı kaldırırsın. Oradaki çocuklar üşüsün ama bir daha yangın çıkmasın. Öyle yapmışlar ve koğuşlarda soğuk kış gecelerinde biz bir birimizin nefesi ile ısınarak okuduk. O dönemden birçok arkadaşımız ciddi hastalıklar geçirdi ve hatta hayatını kaybedenler oldu. Ben oradan kalan bir alışkanlıkla hayatım boyunca hiç üşümedim. Hala üşümek nedir bilmem. Sınıflarda soba vardı bir kere yakılırdı ve soba sorumlusu vardı. Koğuşlarda 40 kişi kalırdık. Bünyesi zayıf olan arkadaşlarımız hastalanarak okuldan ayrılanlar oldu. Birçoğu da hayatını kaybetti. Allah rahmet eylesin. Okulun her şeyini öğrenciler yapardı. Ülkücüler çok hakimdi okula. Bizim aramızdan ÜGD’ye üye olanlar oldu. 1980 darbesinden dolayı biz eğitim yapmaya başladık. Öğretmenler de tık yok. Biz lisede çok iyi bir eğitim gördük 30 kişilik sınıfın 15’i tıp, 10 kişi hukuk kazandı vali olanlar var. Çok iyi bir dönem yaşadık darbeden sonra.

 

O dönemde neler yaşandı, nasıl bir öğrencilik vardı?

M. Ecer, Hiç hoş değildi o yıllar. Her gün insanlar öldürülür, bir yerler bombalanır, hiçbir kabahatiniz yokken dayak yersiniz. Ama her şeye rağmen ülkücü gençlerde bizde çok kitap okuduk. Ülke meselelerine karşı sorumluluk hissederdik. Politik bir geçliktik. Şimdiki gençlik gibi olaylara duyarsız değildik. Bugün bakıyorum o dayak yediğimiz ülkücülerde ülke için sorumluluk duyan insanlardı. Sadece onlar olaya başka bir pencereden bakıyor biz başka bir pencereden bakıyorduk. Aslında her iki tarafında amacı bağımsız bir Türkiye. Şimdiki gençlikte bunu göremiyoruz. Şimdi daha çok ben merkezli bir gençlik var. Ben okulumu bitireyim, bir işe gireyim ve kendi hayatımı kurtarayım. Ülke meselelerini başkaları düşünsün. O dönemde politik bir geçlik olarak okuduğumuz kitaplar vardı. 12 Eylül darbesi olduğunda kitap yakmak zorunda kaldık. Bir kısmını gömdük. Darbede bizim okuldan çocukları bile aldılar. Bunu anlamak imkansız. O çocuklardan bir daha haber alamadık.

 

Darbeyle ilgili hayatınız boyunca unutamadığınız bir olay var mı?  

M. Ecer, Var, evet var. Bende bir travma’ya neden olan bir anısı var. Darbeden sonra 1981’de okuldayız. Okul Gönen’in dışında bizde izin günlerimizde Gönen’e gelip orada bir park var oturup bir şeyler yiyip içiyoruz. 5 öğrenciyiz. Meydanda bir sinema var ve biz onun yanında oturup bir şeyler içiyoruz. O sırada yanımızdan bir araç geçti ama biz fark etmedik. 5 dakika sonra iki tane asker geldi komutanım sizi çağırıyor dedi. Komutan niye bizi çağırır ki diye düşünerek askerlerin arasında Jandarmaya doğru gidiyoruz. Eylül’ün son haftası.

14 yaşında çocuğuz. Şimdi düşünüyorum o zaman komutanım dediği yeni ast subay biri olmalı. Muhtemelen o da bizim gibi çocuk yaşlarda biri. Yanınızdan bir komutan geçiyor ve siz ayağa kalkmıyorsunuz diye öyle bir dayak yedik ki hala unutamam. O olaydan sonra hala üniformalı insanlardan korkarım. Zabıta üniforması bile bende ürperti yaratır. Hala etkisinden kurtulamadığım 12 Eylül komutanından yediğim dayağın anısı var bende. Birde sorgu odalarında işkence gören insanların durumunu düşünün. Bu ülke hiç hak etmediği olaylar yaşadı. En aydın insanlarını sağ sol olayları nedeniyle kaybetti.

 

Darbe olmasa okulu bırakacaktım

Darbenin olduğunda siz neredeydiniz?

M. Ecer, Okullar tatildi. Bir hafta vardı okulların açılmasına. Ben aslında darbe olmasa Gönen’e gitmeyi düşünmüyordum. Sultandağı lisesine kayıt aldırmayı düşünüyordum. O zaman ülkücü guruplar bizden büyükler bu çocuklar buraya gelirse döveriz, öldürürüz diye tehdit ediyorlardı. Ciddi ciddi can korkusu yaşıyorduk. Bu nedenle Liseyi Gönen’de okumak istemiyordum. Darbe olduktan sonra gitmeye karar verdik. Hattı bazı arkadaşlar geldi. Sultandağı lisesini 1.likle bitirmesine rağmen açık öğretimi kazana bildi. İki okul arasındaki eğitim farkı bu kadar açıktı.

 

Nasıl bir öğrenciydiniz?

M. Ecer, Sonuçta bir köylü çocuğusunuz. İçine kapanık ve tutuk biriydim. Hayatım boyunca hiç agresif biri olmadım. Bizim okul yatılı ve tamamen erkek öğrencilerin olduğu bir okuldu. O nedenle 800 kişilik bir mevcudu vardı. Yani bir okul aşkım hiç olmadı. Ben kızlarla ilkokulda ve üniversite de aynı sınıflarda bulundum. Onun dışında ortaokul ve lisede hiç kız öğrencilerle okumadık. Lise aşkı nedir hiç bilmedim. Biz hep ders çalışarak geçirdik öğrenciliğimizi.

 

Okumak itibarlı bir işti

Bizim gibi kırsalda yetişen ve yapacak başka bir işi gücü olmayan insanlar için okumak tek seçenek. Ablam devlet okulunda okuyup ebe hemşire olması ve kendi maaşını kazanması Köyde baya bir itibar görüyordu. Birde okumayana bakıyorsun köyde yaşayan sıradan bir çiftçi. Bizde bunu görerek okumak gerektiğini anladık. Ailem bizim okul tercihlerimizde hiç taraf olmadı. Fen yönümde iyiydi, sosyal yönümde. Ben aslında Ankara Siyasal Bilgiler Kamu Yönetimini istiyordum. Ben mezun oldum maaşım belli. Köyde arkadaşlar benimle dalga geçerlerdi. Mehmet biz okumadık ama senin maaşını 10 katını kazanıyoruz derlerdi. Ama sonradan böyle olmadığını onlarda anladı. Ben yaz tatillerimin tamamında ailemle birlikte kiraz bahçelerinde çalışarak geçirdim. Biz çalışmak zorundaydık. Mesela ben parasız yatılı okul olmasa kesinlikle okuyamazdım. Çünkü ailemin arkamdan bana para gönderecek imkanı yoktu.

 

Hamallık yaparken Tıp’ı kazandığımı öğrendim

Kiraz bahçelerinde ve halde çok çalıştım. Liseyi bitirip geldim. Yaz tatilinde yine çalışıyoruz. Gündüz toplan kirazlar gece yarısına kadar kasalar kamyona yüklenir. Bende o işte çalışıyorum. Halde kasaları kamyona yükleyen biriyim. O zaman şimdiki gibi internet falan olmadığı için arkadaşımın biri sonuçlar gazetede yayınlanmış ve sevinçle yanıma geldi. Müjde Tıp’ı kazanmışsın dedi. Bende bir baktım ve haa tamam iyi dedim ve kasa yüklemeye devam. Çalışıyorum ve para kazanmam lazım. Tıp’ı kazanmamın keyfini yaşayacak imkanım yok. Hele tıp’ı kazandım diye birkaç gün çalışmamak, yan gelip yatmak imkansız bir olay. Bir de o dönem tıp okumak çok zor. Gerçi şimdi bile zor ve pahalıdır tıp okumak. Ben kasa yüklerken halde tıp kazandığımı öğrendim.

Dr. Mehmet Ali Ecer Kimdir?

Dr. Ecer 1966 yılında Sultandağı Dereçine kasabasında doğdu. 1977 yılında Dereçine İlkokulunu bitirdi. Parasız yatılı okullar sınavını kazanarak Isparta Gönen Öğretmen Lisesi’ni kaydoldu ve 1983 yılında mezun oldu. Aynı yıl Kayseri Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesini kazandı ve 1990 yılında mezun oldu. 1990-1995 yıllarında Nevşehir Ürgüp Devlet Hastanesinde Pratisyen hekim olarak çalıştı.
1995 -1999 arasında Konya Selçuk Üniversitesi İç Hastalıklarında Araştırma Görevlisi olarak çalıştı. 1999’da iç hastalıkları uzmanı oldu ve aynı fakültede uzman tabip olarak çalıştı. Bu sürede pek çok ulusal ve uluslararası dergide bilimsel makaleleri yayınladı. 2001 yılında Afyonkarahisar Devlet Hastanesine tayin oldu. 2008 yılına kadar devlet hastanesinde görev yaptı. Daha sonra istifa ederek özel bir hastanede çalışmaya başladı ve halen aynı hastanede çalışmaktadır. Dr. Mehmet Ecer evli ve iki çocuk babasıdır. ODAK Pazar Kahvaltıları

Share
#

SENDE YORUM YAZ