logo

12 Eylül darbesi kaderimi değiştirdi

burhanettin çoban (2)

2. dönem belediye başkanlığı için yeniden aday olan Burhanettin Çoban’ın kendisi ve ailesiyle ilgili kimsenin bilmediği özel anıları ilke kez gün yüzüne çıktı. İzmir’de neden hiç tanımadığı kişilerle aynı otel odasında kaldı, 12 Eylül 1980 askeri darbesinde neler yaşadı. Çoban aile yakınları dışında kimsenin bilmediği sırlarını ODAK Yazarları Mehmet Emin Güzbey, Ertuğrul Sevim, Ömer Mazi ve avukat Emre Çınar’a anlattı.

Ankara’da hangi yıllarda okudunuz?

Ankara’da 1977 ile 1980 yılları arasında okudum. O yıllar Türkiye’nin en sıkıntılı yıları. Sürekli olaylar çıkıyor. Bizim okulda sol örgütlerin yuvalandığı bir yer. Bizim okulun idarecileri de muhafazakar insanlardı. Din Dersi hocamız vardı Fuat Hasçiçek isminde. O korkunç ortamda gece evinden kalkar gelir sabah namazında tek tek yatakhaneleri gezer hadi Burhanettinçiğim, hadi Ahmetçiğim namaza kaldın diye bir baba şefkati ile bizi yataklarımızdan kaldırırdı. Okulda mescit de gider orada yönünü öğrencilere dönerek kuran okurdu. Burada amaç kim namaza geliyor kim namaza gelmiyor kontrol ederdi. Aynı zamanda müdür yardımcısıydı. Bazıları namaza severek gelirken bazıları da hoca bizi mimler diye mecburen gelirdi. Benim her gün düzenli namaza kılma alışkanlığı edinmemdeki önemli etkenlerden birisi Fuat hocadır.

 

Fuat hocanın sizin hayatınızda özel bir yer etmiş?

Tabi her sabah evinden kalkıp bizimle ilgilenmesi, baba şefkati ile bizi yataklarımızdan kaldırmasını unutamıyoruz. Fuat hocanın bir başka özelliği de her öğün tabldot tabaklarımızı tek tek kontrol ederdi. Yiyeceğiniz kadar yemek alın. Aldığınız yemeği de tüketin derdi. Asla yemek artmasına ve çöpe gitmesine izin vermezdi. Ben hala aynı şekilde yapıyorum. Asla yiyeceğimden fazla almam ve aldığım yemeği de mutlaka tüketirim. Bırak yemek arttırmayı ekmekle sıyırırdık ter temiz olurdu tabaklarımız. Ben imam Hatip ortaokulu mezunu olduğum için bazı sureleri bana okuttururdu. Hatta teybe aldırır etüt saatlerinde yeniden dinlettirirdi. Hala sağ ve bizi kontrol eder. Bizim bu İslami yaşantımızda onun katkısı çok fazladır.

 

Nur’cu okul diyorlardı

Okul sol örgütlerin yoğun olduğu bir yerde. Hiç sol örgütlerle karşı karşıya kalmadınız mı?       

Oluyordu tabi, zaman zaman okulun etrafında toplanıp bir zamanlar gerici, bir zamanlar irtica dendi muhafazakar yaşam tarzındaki insanlara. O zamanda Nur’cu diye adlandırılıyordu. Ama tarikatta olsa, cemaatçide olsa başka bir inanıştan da olsa hepsinin genel adı Nur’cuydu. Bizim okulun etrafında sol örgütler toplanıp “Nur’cu okul, Nur’cu okul” diye bağırırlardı. Biz Nur’cu değildik ama öyle söylerlerdi. Okulun duvarları çok yüksek ve üzerinde de tel örgüler vardı. Ben o zamanda Meteoroloji Teknik Lisede MTTB’li gençlerin başkanıydım. O zamanda Cumartesi Pazar günleri Ankara MTTB’ye giderdik. Orda toplantılar yapardık MTTB’nin orta öğrenim komitesi vardı ben oranın yönetim kurulu üyesiydim.

 

MTTB’ye ilk ne zaman gittiniz nasıl ilişki kurdunuz?     

İlk defa Afyon’da MTTB’ye gittim. O zaman ortaokul zamanıydı. Babam götürdü. Oda şuradan kaynaklanıyor çok iyi hatırlıyorum 1973 yılında Necmettin Erbakan hocamız Afyon’a geldi. Zülali cami arkasındaki evler yıkılınca orada bir boşluk oluşmuştu. Şimdiki Bağkur binası yok. Orada koca bir meydan vardı. Orada Necmettin Erbakan miting yaptı. Bende 11 yaşında bir çocuk olarak Erbakan hoca konuşurken parti adına konuşmayı kayda alıyorum. Hoca’ya mikrofon tutuyorum. Afyon konuşması diye teybe kayda aldık. O zamandan beri babam bizi öyle alıştırdığı için MTTB’ye bir yakınlığımız vardı. Ankara’da da idareci olarak da yer aldım. Hatta o dönem çıkan dergilerde ismim vardır ve hala saklarım o dergileri. MTTB’nin tiyatro ekibinde de yer aldım. Bazı oyunlar sahneledik.

 

Okulda nasıl bir öğrenciydiniz? 

Ben ilkokuldan itibaren fakülteye kadar çok iyi bir öğrenciydim. Sınıf ve okul birincisi olarak mezun oldum. Sınıf başkanlığı okul temsilciliği yaptım. O zamanda bana başkan derlerdi. Benim başkanlık olayı liseden beri vardır. MTTB’nin okul bakanı bendim. Yatılı bir okul dışarı çıkamıyoruz. Ama çok iyi bir okulumuz var toplam öğrencisi 130 kişi. İyi de bir spor salonumuz var. 4 tane masa tenisi masası var. Tınaztepeli bir arkadaşım var ailesi Almanya’da. Almanya’dan raket ve top geliyor. Bizde boş zamanlarımızın büyük bir kısmında masa tenisi oynuyoruz. Çok iyi bir masa tenisi oyuncusuyum ve bu konuda iddialıyım. Bu Almancı olan arkadaş şu anda Meteoroloji Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Yıldırım. Bu alanda doktora da yaptı.

 

En yakın olduğunuz arkadaşınız Mustafa Yıldırım galiba?

En yakın olduğum arkadaşlarımın başında gelirdi. O zaman hatıra defteri tutardı ve ona çok önem verirdi. Defter Almanya’dan gelmiş ve güzel bir defterdi. Böyle yaldızlı falan hiç kimsede yok. Okul özel okul gibi yatak hanelerde 10 kişi kalıyoruz. Ranza sistemi yok tek yatak ve herkesin dolabı var. Bir gün Mustafa Yıldırım çok üzgün hatıra defterini çalmışlar. Yatılı okul, herkesin durumu belli. Dedim ki sen üzülme ben o defteri bulurum dedim. Akşam etüdü vardı. Orada çıktım tahtanın başına, “Arkadaşlar Mustafa Yıldırım arkadaşımızın çok değer verdiği defteri dolabından alınmış. Ben bu defteri kimin aldığını çok iyi biliyorum. Rüyamda onu gördüm. Şu anda zaten bana bakıyor ve yüzü kızarmaya başladı. Yatılı okuldayız adı yanlış şeylere çıkar. Lütfen aldığı yere koysun” dedim.  Ertesi gün defter yerindeydi. Bu arada tabi bazıları gelip ya bak ben heyecanlanınca yüzüm kızarır vallahi ben almadım diyenler geliyor.

 

Solcular okulu bastı beni Tatvanlılar kurtardı

Okul hatırası çok olur ama hala sol örgütlerle bir hadise anlatmadınız?

Okul çok korunaklı bir yer. Bizde zaten dışarı çıkmıyoruz. Yani karşı karşıya kalsak çok olay olacakta öyle bir durum olmadı. Ama bir gün biz bahçede otururken okulun duvarının ve tel örgüleri aşıp içeri atladılar. O zaman lise 3’deyim ve 17 yaşında bir çocuğum. Herkes kaçtı ben kaçamadım. Ayağım takıldı ve yere düştüm. Onlar kalabalık ve yapacak hiçbir şeyim yok. Okul Müdürümüz Bitlis Tatvanlıydı. Tatvan’dan 5-6 öğrenci almıştı. Onlarda bize göre iri yarı çocuklardı. Benim ayağım tökezleyince Okul Başkanı da olmamdan hemen o Tatvanlı öğrenciler benim önüme geçerek beni korudular ve perde oldular. Karşılıklı baya bir kavga oldu ve arkadaşlarımız baya hırpalandı. Kendiler dayak yedi ama bana dayak attırmadılar. Okul Başkanı olmamdan dolayı beni korudular. Parasız yatılı okul insan 4 yıl boyunca anası, babası, kardeşinden çok onlarla yaşadığı için farklı bir korumacılık ve bağ oluşuyor. Sınıfta beraberiz, bahçede beraberiz, yemekhanede, yatakhanede, her yerde 24 saat bir aradayız.

 

Sizin okul kaç yıllık bazı yerlerde 4 yıl bazı yerlerde 3 yıl konusu geçti? 

Bizim okul hem 3 yıllık hem 4 yıllık. Sınıf 40 kişilik. Bu 40 kişinin ilk 20’si 4 yıl okuyor geri kalan 20 kişi 3 yılda mezun oluyor. 3 yıl okuyup mezun olanlar Meslek Lisesi Mezunu oluyor. 4 yıl okuyup mezun olanlar Teknik lise mezunu oluyorlar. O zamanlar üniversiteler meslek lisesi mezunlarını almıyor. Teknik lise mezunları üniversiteye gidebiliyor. 100 üniversiteden 98 tanesi almıyor. Alanlarda önemsiz bölümlere alıyordu. Meslek lisesi mezunları başka bir liseden fark derslerini verip oradan mezun olmuş gibi diploma veriliyordu. Ama bir yıl kaybın oluyordu. Birçok insan öyledir. Recep Tayyip Erdoğan’da fark derslerini vererek üniversiteye gittiler.

 

Siz 4 yıl okuyacak gurup içindesiniz sizde bir sorun yok?

Ben ilk 20’de olduğum ve okul birincisi olduğum için 4 yıl okuyacağım ve istediğim yere gidebiliyorum. Biz varız birde ülkücü arkadaşlar var sol yok denecek kadar az. İstanbul’da Fatih camii avlusunda Akıncıların MTTB’lilerin çok değer verdiği Metin Yüksel şehit edildi. Sadettin Yüksel babası ve o da çok önemli molla ve alim bir adam. Metin Yüksel MTTB’liler arasında sembol bir isim. Solcuların Deniz Gezmiş’i gibi bizim sembolümüz. Onun şehit edilmesi nedeniyle okulda hiç yokken Ülkücülerle aramızda bir kavga çıktı. Öyle önemli bir kavga değil yaralı yok, bir zarar yok sadece itiş kalkış gibi 5-10 dakika süren bir olay. Kavga yatakhanede oluyor, ben okul başkanıyım ve mecburen kavganın içinde olduk. O dönem Milli Cephe hükümeti gitmiş ve yerine Bülent Ecevit Başbakan olmuştu. Okul yönetiminden değişenler oldu. Disiplin soruşturması açtılar ve bu kavgaya karışan bize ceza verdiler. Hem ülkücülerden hem bizden kavgaya karışanlara biz sizi 4 sene okutmayacağız. 3. Sınıftan mezun edeceğiz dediler. 4 yıl yerine 3 yılda mezun olduk. Teknik lise mezunu olacakken Meslek Lisesi mezunu oldum.

 

Afyon dışında yaşamak istediğim tek yer İzmir

Başka bir liseye müracaat edebiliyor musunuz?

O yılı kaçırdık. Ben okul birincisi olduğum için mecburi hizmetimiz var ve istediğim ili seçme hakkım var. İzmir’de abim Buca Eğitim Enstitüsünde okuyor bende onun yanı olsun diye İzmir’i seçtim. İzmir Çiğli Havalimanına Meteoroloji teknikeri memuru olarak atamam yapıldı. 8 Ağustos 1980 günü. Bir buçuk ay sonrada 12 Eylül askeri darbesi oldu.

 

Nasıl oldu 12 Eylül siz ne yaşadınız?     

İzmir’de ben o zaman bir otelde kalıyorum. Henüz ev tutmamıştım. Basmahane taraflarında bir otelde kalıyoruz. Otelde koğuş gibi bir odada 5-6 kişi kalır hiç kimse bir birini tanımaz. Kötü bakımsız oteller ama yapacak bir şey yok. Yeni mezun oldum ve memur olalı bir ay oldu. Kalktık ihtilal oldu dediler sokağa çıkma yasağı var. Ben daha sonra Meteorolojide yatmaya başladım. İzmir’de öyle farklı bir şey olmadı. İzmir çok güzel bir yer.

 

Afyon dışında yaşamak için bir seçeneğiniz olsa nerede yaşardınız? Ankara, İstanbul İzmir?

Afyon’da yaşamayı tercih ederim. Afyon dışında bir yer tercih edecek olsam ve önümde Ankara, İstanbul ve İzmir seçenekleri olsa kesinlikle İzmir’i tercih ederim. İzmir güzel bir şehir, Antalya gibi sıcak değil, İstanbul gibi kalabalık ve kargaşa yok. Ankara bana soğuk geliyor. Ekonomiktir bir şehir ve her yere ulaşma imkanın var.

 

12 Eylül’ün bana faydası dokundu

Bizi kavgadan dolayı 4 yıl yerine 3 yılda mezun ettikleri için Üniversite kapsı kapanmıştı. Memuriyete başladığımız için başka bir okuldan fark dersleri alamadım. O dönem sadece bir kereye mahsus İzmir Hukuk Fakültesi bir kereye mahsus meslek lisesi mezunlarını aldı. Benim için piyango gibi bir şey oldu. İş yeri zaten okumak isteyenlere imkan verdiği için ben hemen müracaat ettim ve kazandım. Abimin okuluna da yakın bir yerdi. İlk senesi Alsancak’taydı. Sonradan deniz kenarında Konak’taydı okul. Biz Ege Üniversitesi olarak girdik, biz birinci sınıfı bitirdiğimizde Ege Üniversitesi ikiye bölündü ve 9 Eylül Üniversitesi oldu. 2 ve 3. Sınıfı Buca’da prefabrik binalarda okuduk. Ben aynı zamanda Çiğli askeri ve sivil havalimanında çalışıyorum ve hem de okuyorum. Çalıştığım yerle okul o kadar uzak ki 2 kilometre yürüyorum, ondan sonra 2 araba değiştirerek okula gide biliyorum. Ben en iyi dersi otobüste çalışıyordum. Oturarak ya da ayakta.

 

Fakültede parlak bir öğrenci değildim

Bizim memuriyet hayatımız devam ettiği için ders çalışma imkanım fazla olmuyordu. Devam zorunluluğu olmadığı için derslerin hepsine de katılamıyordum. İlkokul, Ortaokul ve Lisede sınıf ve okul birincisi oluyordum. Ama fakültede aynı şey olmadı. Haftanın sadece 2 günü okula gidiyordum. 1981’de başladım ve 1985’de mezun oldum. Düzenli bir şekilde derslere giremediğim için sadece kendi imkanlarınla çalışarak ders geçmeye çalıştım. Başarılı bir öğrenci değildim ama hiç sene kaybına uğramadım. Önemli dersler dışında okula gidemiyordum. Önemli bir dersim varsa dairedeki arkadaşlardan izin isteyim okula gidebiliyordum. Ben İzmir’de tam 6 yıl yaşadım.

Kestane pazarı cami evimiz gibiydi

İzmir’de iş ve okul hayatı dışında gittiğimiz bir tek yer vardı. Nasıl Ankara’da Kızıay’a Ulus’a gidiyorsak Orada vaktimiz nasıl Hacı Bayram Cami etrafında geçmişse İzmir’de de Kemeraltı çarşı tarafında Kestanepazarı cami, Hisar camisi. Kestanapazarı Cami için Fethullah Gülen hoca efendinin dünyadaki üç evimden biri dediği Caminin bahçesinde Tahta bir kulübe var. Ne zaman İzmir’e gelse orada kalıyormuş. Biz o zaman kendisi ile hiç karşılaşmadık. Ama bizim de okul ve iş dışında kalan zamanımızın büyük bir bölümü burada geçti. Benim için ayrı bir önemi var. Ben çocukluğumdan beri 5 vakit namazımı hiç kaçırmadım. Ankara’da da böyle oldu İzmir’de de böyle oldu. O nedenle zamanımızın büyük bir kısmı bizim için önem arza eden camilerin etrafında geçti. Kestanepazarı cami bir çok önemli Alim yetiştirdi ve Fethullah Gülen hoca efendi gibi bir çok önemli isimde orada ders verdi.

Share
#

SENDE YORUM YAZ