logo

100 Torba Çimentoya okul bitirdim

pazar kahvaltıları zekeriya ölmez (2)

Yeşilçiftlik Belediye Başkanı CHP’li Zekeriya Ölmez Afyon’a nasıl yerleşti?, neler yaptı?, CHP ile nasıl yolları kesişti?, oğlu ve kızına ne isimler verdi? Kime karşı Afyon CHP Merkez İlçe Başkanlığı yarışına girdi? Neden devlet kurumları işi yapmayacağım dedi? Afyon’un hangi binasının sorumlusu olarak çalıştı? Üniversiteyi nasıl bitirdi? Hepsi Mehmet Emin Güzbey, Ertuğrul Sevim ve Ömer Mazi ile yapılan Pazar Kahvaltıları’nda.

Siz izne geldiğinizde Ilgın’da önce Ayşe Hanımla görüşüp okey aldıktan sonra Yeşilçiftlik’e gelip ailenize isteyin diyorsunuz ve siz yeniden askere gidiyorsunuz?

Z. Ölmez, Evet, ben askerdeyim ve izne geldiğimde aileme ‘Ayşe’yi isteyin’ diyorum. İzin bittikten sonra ben askere geri gidiyorum. Birkaç ay sonra geldim. Dedim ki ‘Ne oldu kaç kez istediniz?’, ‘2-3 kere gittik’ dediler. ‘Bir kere daha gideceksiniz ve bu son olacak. Bir daha da gidilmeyecek. Ama şunu da söyleyin bana yıllar önce Akpınar’da söz vermişti, sözünde dursun’ dedim. Bizimkiler gittiler ve o sözü de hatırlatmışlar. Vay bilmem neyin çocuğu o sözü daha unutmamış mı? demiş. Verdiler tabi, biz söz aldık ve askerliğin bitmesine yakın bir zamanda geldik ve nişan yaptık.

 

Peki vermeseler ne yapacaktınız?, arkadaşınız Kamil gibi kaçıracak mıydınız? 

Z. Ölmez, Kaçırma olmazdı elbette ama bu sefer de Ayşe Hanım devreye girerek ‘Ben istiyorum’ derdi. Biz zaten bu olayı kendisi ile konuşarak karar verdik. Biz adetler yerini bulsun, aileler kendi arasında çözsünler diye bekliyoruz. Ayşe Hanım ben istiyorum dedikten sonra hayır diyeceklerini sanmıyorum. Belki en son ihtimal kaçma düşünülebilirdi. Ama iş oraya varmazdı.

 

Önce düğün sonra okul

Ne zaman evlendiniz?

Z. Ölmez, Askerlik tamamlandıktan sonra 1987 sonlarında geldim ve evlendik. Bu arada askerde üniversite sınavlarına girdim ve ne amaçla girdiğimi de bilmiyorum. Bu arada ben askerlik yapıyorum ama aynı zamanda Askerlik Daire Başkanlığına dilekçe yazarak ‘ben öğrenciyim beni askere alamazsınız Salı gideyim’ diye dilekçe yazıyorum. Bir gün bir cevap geldi, “Adından da anlaşıldığı gibi Açık Öğretim Fakültesi asker iken de okuyabileceğiniz bir üniversite olduğundan askerliğe devam etmenize karar verilmiştir” yazılı bir mektup aldım. Anladım ki beni salmayacaklar, ben de Üniversite sınavlarına girdim.

 

Önce sınava girdiniz Askere gitmemek içindi. Şimdi askerlik bitiyor, kız istettiniz ama sınava giriyorsunuz? Biraz garip doğrusu…

Z. Ölmez, Aslında ben de tam olarak niye üniversite sınavına girdiğimi bilmiyorum ama girdik işte. Askerlik bitti ve ben Mersin Mut’taki işime geri döndüm. Nişanlım Mut’a geldi, birlikte geziyoruz. Bu arada o gün üniversite sonuçları açıklanacak. Gittik ve öğrendik. Afyon Kocatepe Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu İnşaat Bölümünü kazanmışım. Ne yapalım diye birlikte düşündük. 1980 yılında liseden ayrılmışım 1988’de yeniden öğrenci olacağız. Bir taraftan okuyacağım, bir taraftan evleneceğim ve Afyon’a yerleşeceğiz. Yepyeni bir hayat bizi bekliyor. Evlendik ve biz Afyon’a geldik. Afyon Lisesinin yanındaki tarihi binada öğrenim göreceğiz. Biz okula başladık, bu arada Özel İdare İş Hanı yapılacak ve Güneydoğulu bir firma eleman arıyor. Gittim referanslarımı anlattım, ‘buralıyım, hem okuyup hem çalışacağım’ dedim. Özel İdare Müdürü Ali Şehitoğlu vardı. Onun döneminde firma yetkilisi olarak işe başladım. O zaman 1988 yılında Afyon’un en büyük inşaatı olarak başladı. Ben o inşaatın temelinden itibaren firma yetkilisi olarak yer aldım. Afyon’un ilk fore kazık temeli orada kullanıldı. 10 metre beton aşağı inerek zemin ve 4 tarafına beton çektik. Eşimin de tayinini Kadın Çocuk Hastanesine aldırdık.

 

Evlilik, okul ve iş, hepsini bir arada yürütmek çok kolay olmasa gerek… 

Z. Ölmez, Çok kolay değil ama benim hayatımda hiç kolay bir zaman olmadı ki. Ben her zaman zor işlerin içinde kendimi buldum. 5. kattan bir ev tuttuk ve Afyonlu olduk. Yüksek Okul Müdürümüz Ahmet Yıldız’dı. Mimar Kamil Keskin, Güven Yalçınkaya, Hidayet Hanım hocamızdı. Biz üç kişiydik okulun büyükleri. Birisi bendim, diğeri eski İl Genel Meclis Başkanı Ahmet Kocakulak, köy hizmetlerinde Ali Kılıç diye biri daha vardı. Üçümüz de evli ve öğrenci olarak okula gidip gelen üç öğrenciyiz. Ben solcuyum, onlar sağcı olmamıza rağmen üçümüz uyumlu ve başarılı öğrencileriz. Sınıfın en başarılı öğrencileri biziz. Ali Kılıç sınıf birincisi. İkisi de okulu bitirdi ama ben bir dersten dolayı kaldım. Bayan bir hoca hanım vardı. ‘Hocam benim zamanımda modern matematik yoktu, ben bunu yapamıyorum’ dedim ama hoca hanım hiç oralı olmadı.

 

Matematik’ten sınıfta kaldım    

Bir ders yüzünden bitiremediniz mi?     

Z. Ölmez, Hocayı ikna edemiyorum. Bizim okul için İzmir yolunda temel atılır. Bir gün Yüksek Okul Müdürümüz Ahmet Yıldız yanıma geldi, ‘Ya Zekeriya senin işi bir şekilde hallederiz’ dedi. ‘Nasıl hallederiz hocam’ dedim. ‘Biliyorsun inşaat var, sen oraya 100 torba çimento ayarla. Hem yapılan okula bir katkın olsun, hem de her dersten başarılısın, bir matematikten sınıfta kalmak olmaz. Zaten bu saatten sonra öğrenemezsin de. Biz de bu işi böyle çözelim’ dedi. Ben yeni evlenmişim, öğrenci bir adamım, tamam çalışıyoruz ama kendi ihtiyaçlarımıza zor yetiyor ben 100 torba çimentoyu nasıl bulurum derken iş yerine gittim. Patron geldi. ‘Patron Yüksek Okul yapılıyormuş firma olarak sizden müdür bey destek istiyor’ dedim. ‘Ben 100 torba çimentoya okul geçeceğim’ der miyim? ‘Bizden ne istiyorlar’ dedi, ben de ‘100 torba çimento istiyorlar’ dedim. Tamam verelim dedi. Ben 100 torba çimento ile okulu geçtim ama asıl önemlisi, o okulun çimentosunda bir şekilde katkım oldu. Yoksa okulu bir şekilde geçerdik. Böyle ilginç bir anım var.

 

Okul bitti ama aynı zamanda siz Özel İdare İş Hanı inşaatında çalışıyorsunuz, başka yaptığınız işler var mı Afyon’da?     

Z. Ölmez, Elbette sadece Özel İdare İş Hanı ile sınırlı kalmadı. Endüstri Meslek Lisesi şantiye şefliği yaptım. Benim amcam Emekli Sandığı Bürokratı iken Afyon CHP Milletvekili adayı olur. Ön seçimde kaybeder ama daha sonra amcamı tanıyanlar partide benim hakkımda konuşuyor. Beni partiye davet ettiler ve 1990 yılında Karaman Mahallesi delegesi olarak siyasete adım attım. O güne kadar bir sosyal demokrat yanım var ama partili değildim. 1991 yılında Atamer Büyükbudak Merkez İlçe Başkanı oldu, ben de onun yönetiminde yer aldım. Önümüzde bir İl Başkanlığı seçimi var. Atamer başkan bizi topladı, ‘Arkadaşlar önümüzde bir seçim var, bizim bu seçimi almamız lazım. Bu seçimi de benimle kazanırız. Ben Merkez İlçeyi alayım, sonra İl Başkanlığına aday olayım’ dedi. Ben orada devreye girdim, ‘Şimdi siz bir elinizle koltuğun bir tarafını tutacaksınız, diğer elinizle de koltuğun diğer tarafını tutacaksınız, böyle bir olay hangi demokraside var?’ dedim. ‘Ne olacak peki?’ dediler. ‘Ben aday olacağım’ dedim. Böyle bir siyasi serüven içine girdim.

 

Bir söz ticari hayatımı bitirdi

Okul bitti, 100 torba çimentoya diplomada aldınız, siyaset var, bazı çalışmalar var ama başka firmaların sorumlusu olarak çalışıyorsunuz?

Z. Ölmez, Bir süre böyle devam etti ama diplomayı aldıktan sonra ben kendi firmamı kurdum. Ölmez İnşaat diye bir firma kurdum ve bireysel olarak 1991 yılında kendi işimi kurdum. Ama aynı zamanda yine diğer firmaların temsilciliklerini yapıyorum. 9 tane sağlık ocağı, 4 tane ilkokul olmak üzere 60 kadar resmi kurum işine imza atmak kısmet oldu. 1994 yıllarında iyi de para kazanıyorum ama Siyaset bana hep göz kırpıyor. SHP ile CHP’nin birleşmesi kongresinde, CHP kanadında yer alarak Halil Beyle birlikte seçime girdik ve kazandık. Ben resmi kurumlardan sorumlu İl Başkan Yardımcısı oldum. O zaman DYP-CHP koalisyonu var. 1995 yılında Halil Bey milletvekili adayı olacağından dolayı görevinden istifa etti. Yönetim Kurulu beni başkan yaptı. Bir grup arkadaşım, Bayındırlık ve İskan Müdürü Mehmet Ünal’ı görevden almam için yanıma geldiler. Ben de ‘Neden görevden alacağım?’ diye sordum. ‘Ben teknik bir kişi olarak Mehmet Beyin bu güne kadar kimseye ayrımcılık yaptığını görmedim. Başka şehirden gelen müteahhitlere karşı Afyonluları korudu ve Afyon milliyetçisi birisi’ dedim. ‘Sen tabi müteahhitlik yapıyorsun, onunla çıkar ilişkilerin var, onun için kolluyorsun’ dediler. Hayatımın en büyük hatasını o gün yaptım. Dedim ki ‘İl Başkanlığım dönemince asli işim olan Müteahhitliği resmi kurum düzeyinde yapmayacağım’. Hayatım boyunca yaptığım en büyük hatam o verdiğim söz oldu. O söz benim bitişim oldu. O yıllarda Afyon’daki en önemli işlerde benim imzam varken, aranan bir müteahhitken verdiğim o söz, ticaretteki bitişim oldu.

 

Oysa bugün tam tersi oluyor. Siyasetle uğraşanların hepsi müteahhitler, onlar köşeyi dönüyor?  

Z. Ölmez, Ben ağzımdan çıktığı için asla geri adım atmadım. Bu arada bana 1994 yılı yerel seçimlerinde Yeşilçiftlik Belediye Başkanı adaylığı teklifi geldi. Ama ben de Anıtpark’ın yanında bir yere taşındım, güzel bir ofis açtım. Gittim ve 1994 yılında SHP’den aday oldum. Bırakın üniversiteyi, o güne kadar lise bitirmiş bir kişi dahi aday olmamış. Okuyanların hepsi bürokrat olarak gitmişler ve geri gelmemişler. Çok güçlü adaylarla yarıştık ve ben ANAP’a 7 oyla kaybettim ve yeniden Afyon’a geldim.

 

Aslında aday olmanız İl Başkanı olmadan önceki zamana rastlıyor. Siz İl Başkanıyken genel seçimler olması lazım?

Z. Ölmez, Evet önümüzde genel seçimler var ve biz iyi bir seçim çalışması yaptık. Afyon’un gitmediğim ilçesi, beldesi, köyü yok desem yalan olmaz. Bazen İsmet Atilla ile karşılaşıyoruz. ‘Gel bakalım genç başkan’ diye beni yanına çağırırdı. O zaman bakandı. ‘Efendim bazen yanıltıcı açıklamalarınız oluyormuş, bunlardan basına da yansıyanlar var’ dedim. İsmet Atilla kurt bir politikacı. ‘Ya başkan, sen de bazen yanıltıcı açıklamalar yap, sakıncası yok, belki inanan çıkar’ dedi. Ama çok güzel ve seviyeli bir politika vardı o zamanlar. Ben başkan olduğum zamanda 32 yaşındaydım.

 

1987 evlendiniz, işler güçler siyaset falan hala iki kişi misiniz?

Z. Ölmez, Hayır iki kişi değiliz. 1990 yılında oğlum dünyaya geldi. 1994 yılında da kızım dünyaya geldi. Artık iki kişi değil 4 kişilik bir aileyiz. Omuzlarımızdaki yük arttı ve sorumluluk çoğaldı.

 

Oğlumun adı Devrim, kızımın adı Deniz

Evlendikten 3 yıl sonra oğlum dünyaya geldi. Aklımda bir tek isim vardı. Şimdi bizim soyadımız ne, Ölmez. O zaman buna göre bir isim vermeliyim. Oğlumun adı Devrim Ölmez. 1994 yılında kızım dünyaya geldi. Onun için de aklımda yine tek isim vardı. Deniz Ölmez. Bu iki isim de bizim için sembol isimler. Bir de herkese nasip olmayacak bir soy isim var ki tam da bu iki isimle birleşince daha anlamlı olacak. Benim ailemde hem Deniz, hem de Devrim var. Böyle iddialı bir isim vermek çok kolay değil ama ben çocuklarıma verdim. Ne eşim ne de ben bu kararımızdan asla pişmanlık duymadık. Bize göre dünyanın en güzel ve anlamlı iki ismi bizim çocuklarımızın adıyla ve bizim soyadımızla çok daha anlamlı bir hale geldi.

 

1994’de kaybettiğim seçim bana ders verdi

Afyon’da yaşarken beldeden başkanlık teklifi aldım ve az bir farkla kaybettim. Ama o seçim bana çok büyük bir ders verdi. Yukarıdan aşağı sayıyorum yetmiyor, aşağıdan yukarı sayıyorum yetmiyor. Benim orada başkanlık kazanmam imkansız. Eğer bir hedefiniz varsa ve o hedefe ulaşmak istiyorsanız, sizin gücünüz o hedefe varmaya yetmiyorsa, kesin çizgileriniz olmamalı. Ben bir sonraki seçimlerde yani 1999 seçimlerinde çok daha farklı ve planlı çalıştım. Kasabanın çok ileri gelen bir büyüğü ile oturup anlaşma yaptım. 50-60 kişiye sözü geçecek olan bu abimize, ki bu kişi Fazilet Partili, ‘Hacı dayı ben Belediye Başkanlığına adayım. Bu memlekete hizmet etmek istiyorum, yalnız benim mevcut oyum bu seçimi kazanmaya yetmiyor. Seni de 1.sıra Meclis üyesi olarak yanımda görmek istiyorum’ dedim. Olurdu olmazdı derken ikna ettik. Riske etmeyelim dedik ve DYP kökenli bir Halil amca var, ona gittim. ‘Bak hacı dayı da var sen de gel. Birlikte bu memlekete hizmet edelim’ dedim. Ben Fazilet Parti ve DYP’nin önde gelen adamlarını CHP’ye kazandırarak ilk seçimimi kazandım. Senin gücün yetmiyorsa hedefe ulaşmak için ittifak yapmak gerek.

Hayatımın en acı günü depremde oldu

Rabbim bana 1994 seçimlerini kaybettirirken sen dur, senin sıran gelecek diye kaybettirmiş olmalı. Biz 1999 seçimlerinde kurduğumuz karma yapıyla Belediye Başkanı seçildik. Aradan 21 ay geçtikten sonra yaşanan 6.0 şiddetindeki Sultandağı depremi benim hayatımın en kötü ve acı olayı oldu. O sabah meydanda insanların koşuşturması, kucağımda kızım, ben yalın ayak dışarı kendimi atmışım. Ne yapacağımın şaşkınlığı ile oradan oraya koşuşturuyorum. Ne yapacağımı düşünüyorum. Bu enkaz nasıl kalkar ne yapmalıyım diyorum ama elimden hiç bir şey gelmiyor. Çaresizliğin ne demek olduğunu o gün öğrendim. Bizim beldeden 6 kişi hayatını kaybetmişti. Onlar da yaşlı yerinden kalkıp dışarı çıkamayacak insanlar. Ben ölen öldü, kalanlar için ne yapabilirim diye çırpınıyorum. Her yer enkaz ve ben bu enkazı nasıl kaldırım diye düşünüyorum. ORDAK Pazar Kahvaltıları

Share
#

SENDE YORUM YAZ